CD Projekt RED şirketinin eski emektarlarının ve The Witcher 3: Wild Hunt oyununun yönetmeni olan Konrad Tomaszkiewicz’in kurduğu Rebel Wolves stüdyosunun ilk projesi olan The Blood of Dawnwalker; üçüncü şahıs bakış açısıyla oynanan, kasvetli bir açık dünyada geçen, aksiyon temelli bir rol yapma oyunu olarak karşımıza çıktı.

Kılıç dövüşlerindeki yönsel bloklama ve savuşturma mekanikleriyle akıllara Kingdom Come: Deliverance ve For Honor gibi oyunları getiren The Blood of Dawnwalker, aynı zamanda gotik evreniyle Vampire: The Masquerade – Bloodlines ve The Elder Scrolls III: Morrowind gibi efsanelerin bıraktığı boşluğu doldurmaya aday görünüyor.

Rebel Wolves, kurucularının imzasını taşıyan The Witcher formülünü doğrudan The Blood of Dawnwalker oyununa kopyalamak yerine, onu tamamen orijinal fikirlerle harmanlamayı tercih etmiş gibi görünüyor. Sonuçta ise oyuncuyu zaman kısıtlamalarının ve acımasız seçimlerin tam ortasına bırakan, kendine has bir karakteri olan cesur bir macera ortaya çıkmış.

The Blood of Dawnwalker bizi 1400’lerin kasvetli Avrupa’sına, veba salgını ve karanlık canavarların pençesindeki Karpat Dağları’na ve kurgusal Sangora Vadisi’ne davet ediyor. Laslea köyünde yaşayan sıradan bir insan olan Coen adında bir genci kontrol ediyoruz. Vadinin zalim hükümdarı olan Knyaz Brencis, insanları vebadan kurtaran kanı karşılığında köylülerden her ay bir ölçek kan ve ağır işçilik talep etmektedir. Ancak Brencis’in zayıfları kurban etme alışkanlığı Coen’in hasta annesini de tehlikeye atınca köylüler gizlice gümüş kazıp silah yapmak için bir isyan başlatır.

Direnişin ihanetle sonuçlanması üzerine Brencis, köylüleri katleder ve Coen’in ailesini 30 gün sonraki töreninde kurban etmek üzere kaçırır ve Coen’i cezalandırmak için vampire dönüştürür. Ancak ritüel tam çalışmaz; Coen, geceleri vahşi bir vampire ve gündüzleri ise güneşte serbestçe yürüyebilen bir insana dönüşen bir Dawnwalker haline gelir. Coen’in ailesini kurtarmak için tam 30 günü vardır ve bu süre her adımımızda acımasızca işlemeye başlar.

Dawnwalker konsepti, oynanışı tamamen iki farklı tarza bölerek gece ve gündüz ikiliği yaratıyor. Gündüzleri insan formunda gezen Coen; kılıç, balta veya çekiç gibi geleneksel silahlar kullanıyor ve mentoru olan Anca’dan öğrendiği cadılık büyüleriyle düşmanlarını ateşe verebiliyor. Gündüz formu ise yaralarını normal yemek ve ilaçlarla sarabilirken, The Witcher serisinin hissini uyandıran iz inceleme yeteneğiyle dünyayı araştırabiliyor. Gündüz saatleri daha çok barışçıl çözümler, diyaloglar, ticaret ve zanaat için elverişli fırsatlar sunuyor. Gece çöktüğünde ise Coen, vrakhir denilen vahşi vampir formuna bürünüyor ve pençeleriyle dövüşmeye başlıyor.

Gece formunda normal yiyecekler işe yaramıyor ve Coen, can tazelemek için insan ya da hayvan kanı emmek zorunda kalıyor. Aynı zamanda duvarlarda yürüyebiliyor, duman bulutuna dönüşüp yüksek kulelere ışınlanabiliyor ve hatta vahşi bir siyah kurda dönüşerek Karpat topraklarında hızla koşabiliyor. The Blood of Dawnwalker, bu iki form için ayrı ekipman ve yetenek dizilimleri belirlemenize izin veriyor ve formlar değiştikçe bunları otomatik olarak değiştiriyor.

Zaman mekaniği, The Blood of Dawnwalker içerisinde gerçek zamanlı olarak akmayan, her biri sekiz dilimden oluşan gündüz ve gece segmentlerine dayalı bir kaynak gibi tasarlanmış. Haritada yeni yerler keşfetmek, kulelere tırmanıp etrafı gözlemek, yetenek ağacından yeni beceriler açmak, kitap okumak, hatta yolda bir köylüyle konuşmak bile bu kıymetli zaman dilimlerinden bir veya birkaçını harcıyor. Bu durum oyunu tekrar oynanabilir kılıyor ve her saniye oyuncuya ikilem yaşatıyor.

Bir mezarı kapatmak veya geçit açmak gibi mantıklı zaman maliyetleri oyuna derinlik katarken, bir soyguncuyu kovalayıp zaman yetmediği için kolyeyi annesine teslim edememek gibi kalbinizi kıran yan görev anlatılarıyla karşılaşıyorsunuz. Ancak sistem uygulamada bazı can sıkıcı mantıksızlıklarla dolu. Haritanın bir ucuna hızlı seyahat etmek zaman tüketmezken, yerdeki eski bir kılıç parçasını incelemek veya not okumak nasıl oluyor da üç zaman dilimimizi çalabiliyor, anlamak güç.

Üstelik ailenizin kurtarılmasına 13 gün kala gelen geri dönüşü olmayan nokta uyarısıyla tüm o harika zaman gerilimi bir anda gidiyor. The Blood of Dawnwalker oyununu ayrıca hiç kimseyle konuşmadan sadece ana hedefe koşarak bitirmeye çalıştığınızda ise oldukça şaşırtıcı ve farklı sonlarla karşılaşabiliyorsunuz. Bu da güzel düşünülmüş bir detay bence.

Dövüş mekanikleri, For Honor benzeri yönsel bloklama sistemini temel alıyor. Düşmanın saldırdığı yönü takip edip doğru zamanlamayla kusursuz savuşturmalar yapmak, dayanıklılığınızı yenileyen güçlü karşı atak fırsatları sunuyor. The Blood of Dawnwalker oyununun ilk 10 saati, özellikle öğretici bölümün hemen ardından tam bir işkenceye dönüşebiliyor. Karşınıza çıkan kalabalık düşman grupları her yönden saldırırken yönsel savunma yapmak aşırı karmaşık bir hal alıyor. Üstelik hedefe kilitlenme sistemi düşmanlar arasında kontrolsüzce zıplıyor ve karakterimiz Coen ağaçlara veya arabalara takılarak kolayca sıkışabiliyor ne yazık ki efendim.

Eğimli arazilerde yükseklik farkı yüzünden savurduğunuz kılıç darbeleri tamamen boşa gidebiliyor ve dövüş esnasında zıplamanın yasak olması bu durumu daha da çekilmez kılıyor. İlerleyen saatlerde kalabalığı kontrol eden yeni kılıç ve hareket yetenekleri açıldığında dövüşler ritmik bir dansa dönüşse de genel düşman çeşitliliğinin bosslar haricinde sadece yaban domuzları ve kurtlardan ibaret olması bu döngüyü hızla eskitiveriyor. Gece kurt formundayken bile doğadaki kurtların size saldırması ve kilitlenme yüzünden onlardan kaçamamak da cabası.

Karakter gelişiminde Kılıç Ustalığı, Cadılık ve Vampirlik olmak üzere üç farklı yetenek ağacımız bulunuyor. Ancak cadılığın sadece gündüz, vampirliğin ise sadece gece kullanılabilmesi ve zaman kısıtlamaları nedeniyle ben ve diğer birçok oyuncu her an aktif olan Kılıç Ustalığı ağacına yatırım yapmayı daha güvenli buluyor. Dünya reaktivitesi ve kötü şöhret yani Infamy sistemi de benzer şekilde yarım kalmışlık hissi veriyor. Brencis’in adamlarını öldürdükçe artan şöhretimiz güya fiyatları artıracak ve devriyeleri çoğaltacak olsa da pratikte bu etkiyi ancak şöhretiniz tamamen tavan yapıp merkez şehir Svartrau’nun kapıları yüzümüze kapandığında hissediyorsunuz.

Ancak bu yasak da anlamsız; geceleri duman yeteneğiyle surların üzerinden aşabiliyor ya da gündüzleri doğrudan şehrin içindeki bir seyahat noktasına ışınlanabiliyorsunuz. Garip bir şekilde, gündüz şehre ışınlanıp aşağı indiğinizde, duman yeteneği gündüz aktif olmadığı ve kapılar da kapalı olduğu için şehirde kapana kısılabiliyorsunuz. Benzer şekilde, vampirken kanınız azaldığında devreye giren ve konuşma esnasında dostlarınızı katletmenize yol açan açlığa yenik düşme mekaniği de dünyada kan kaynaklarının aşırı bol olması nedeniyle neredeyse hiç tetiklenmiyor.

The Blood of Dawnwalker, sanatsal açıdan muazzam bir gotik hava sunuyor. Doğu Avrupa esintili karakter tasarımları, The Witcher tınılarını andıran muhteşem müzikler ve kiliselerdeki vaftiz sularının kanla değiştirilmesi gibi dinsel yozlaşma detayları tek kelimeyle harika. Anca gibi trajik geçmişi olan bir cadı, Crake gibi davası uğruna acımasızlaşan bir direniş lideri, Lacra gibi gözünü kırpmadan savaş suçu işleyen müttefik bir vampir ve babanızın dostu olan Volk gibi karakterler çok derin yazılmış. Bir fıçının içinden çıkıp tek kişilik ordu kuracağını söyleyen çılgın askerin görevindeki gibi mizahi anlar da bu kasvetli dünyayı dengeliyor.

Ancak yazım dilinin yer yer 1400’lerin atmosferine göre fazla modern kalması oyuncuyu dünyadan koparabiliyor. Daha da önemlisi, oyunun ana akım kitleyi hedeflemesi sebebiyle klasik vampir edebiyatının o karanlık, transgresif ve erotik doğasını tamamen göz ardı etmesi büyük bir kayıp. Karşımızdaki dünya, herkesin kusursuz derecede güzel olduğu ama kimsenin en ufak bir arzu duymadığı, felsefi açıdan tamamen steril bir vampir anlatısı sunuyor.

Teknik tarafta ise Rebel Wolves ekibinin henüz yolun başında olduğu çok açık. Konsolda oyun rendering gecikmeleri, kaplamaların gözünüzün önünde yüklenmesi gibi sorunlar yaşıyor. Karakterlerin birbirinin kopyası olması o kadar ileri boyutta ki köydeki insanlarla konuşurken kimin kim olduğunu karıştırabiliyorsunuz. PC tarafında ise 80-90 kare hızlarını gören güçlü ekran kartları bile ana şehir Svartrau’ya adım atar atmaz kalabalık nedeniyle 30 FPS seviyelerine kadar geriliyor. Karakterin tırmanırken kayması, komutlara tepki vermemesi ve görev eşyalarının yerin altına düşmesi gibi hatalar güncellemelerle düzeltilmeye çalışılsa da can sıkmaya devam ediyor.

The Blood of Dawnwalker, dürüst bir çabanın ve güçlü bir kalemin ürünü. Hataları, jank yapısı, tekrara binen açık dünyası ve tam olgunlaşmamış reaktif sistemleri canınızı sıkabilir ama ailenizi kurtarmak için çırpınırken verdiğiniz o kararların ağırlığı ve Karpatlar’ın o puslu gotik havası sizi ekran başına kilitlemeyi başaracaktır. Rebel Wolves, vampir mitosunu açık dünyayla harmanlama konusunda mükemmel bir temel atmış durumda. Eğer derin bir hikaye, anlamlı seçimler ve dürüstçe tasarlanmış bir atmosfer arıyorsanız, bu kanlı kokteyli mutlaka denemelisiniz.

The Blood of Dawnwalker

8
Tür: Aksiyon, Rol Yapma, Macera, Karanlık Fantezi, Vampir
Platform: PC, PlayStation 5, Xbox Series S, Xbox Series X
Yapımcı: Rebel Wolves
Yayıncı: Bandai Namco Entertainment
Çıkış: 2 Eylül 2026
Mod: Tek Oyunculu

Artılar

  • Doğu Avrupa esintili gotik atmosfer, derin dünya tasarımı ve The Witcher tınılarını andıran muhteşem müzikler.
  • Karakterlerin derin yazımı, başarılı seslendirmeler ve duygusal derinliği yüksek anlatı yapısı.
  • Gece ve gündüz formları arasındaki oynanış ikiliği ve otomatik olarak değişen ikili ekipman sisteminin sunduğu zenginlik.
  • Zamanın bir kaynak olarak kullanılması ve bunun oyuncuyu zorlu ahlaki seçimlerle yüzleştirmesi.
  • Yönsel dövüş sisteminin alıştıkça ritmik bir dansa dönüşen tatmin edici vuruş hissi.
  • Çoklu sonların varlığı ve kararların hikayenin gidişatına doğrudan etki etmesi.

Eksiler

  • Açık dünyanın bir süre sonra kendini tekrar etmesi ve boş hissettirmesi.
  • Hızlı seyahatin zaman harcamaması ancak küçük etkileşimlerin saatler götürmesi gibi zaman sistemindeki mantık tutarsızlıkları.
  • Düşman çeşitliliğinin yaban domuzu ve kurt gibi sıradan hayvanlarla sınırlı kalması.
  • Geciken kaplama yüklenmeleri, kopya NPC yüzleri ve kalabalık alanlardaki ciddi performans düşüşleri.
  • Klasik vampir edebiyatının erotik ve transgresif felsefi derinliğinin ana akım uğruna törpülenerek dişsiz bırakılması.