Refugium Games tarafından 12 Ağustos 2026 tarihinde piyasaya sürülen Agefield High: Rock the School, bizi 2000’li yılların başındaki lise dönemlerine götürmeyi vaat eden, açık dünya tipi ve aksiyon-macera türünde bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Rockstar Games ekibinin yıllardır devamı beklenen efsanevi oyunu Bully yapıtının ruhani takipçisi olma iddiasıyla yola çıkan bu bağımsız oyun, Amerikan Pastası gibi dönemin cüretkar ve gençlik komedisi filmlerinden besleniyor.

Oyunda, lisenin bitmesine ve mezuniyete sadece birkaç ay kala ailesiyle birlikte Agefield adındaki küçük kasabaya taşınan Sam Tatum adında genç bir isyancıyı yönetiyoruz. Amacımız ise okulun popüler jock grubuyla mücadele etmek, yeni edindiğimiz asıl arkadaşlarımızla çılgın planlar yapmak, hoşlandığımız kızı tavlamak ve lise bitmeden önce okulda efsanevi bir iz bırakmak.

Agefield High: Rock the School oyununun temel yapısı, küçük bir kasabada özgürce dolaşabilme, okula giderek derslere katılma veya dersleri asıp kasabadaki dükkanlardan kıyafet, bisiklet, dövme ve hatta müstehcen dergiler satın alma gibi mekanikler üzerine kurulu. Ancak bu cüretkar vaatlerin arkasında yatan oynanış, ne yazık ki özgür bir yaşam simülasyonundan ziyade, tamamen çizgisel ve katı bir görev yapısına sıkışmış durumda.

32 ana görev ve 15 yan aktiviteden oluşan Agefield High: Rock the School, her ne kadar oyuncuya kendi yolunu çizme ve iki farklı sondan birine ulaşma şansı sunduğunu iddia etse de, sosyal simülasyon derinliğinden yoksun olduğu için tamamen bu çizgisel görevlerin rehberliğine muhtaç kalıyorsunuz. Oynanış mekanikleri ise PlayStation ve PlayStation 2 konsollarının döneminin yeteneklerini aşamayan, son derece hantal ve cilasız bir yapıda kalıyor.

Agefield High: Rock the School oyununun hikaye anlatımı ve karakter yazımı, maalesef lise mantığının bile açıklayamayacağı kadar yüzeysel ve klişelerle dolu. Sam Tatum, hiçbir arka plana ve kişilik özelliğine sahip olmayan, son derece sıkıcı ve düz bir başkahraman olarak tasarlanmış. Sadece kızlarla birlikte olmaya çalışan bu gencin ve diğer karakterlerin yüz ifadeleri tamamen ruhsuz, gözleri adeta boşluğa bakıyor. Sam’in yakın arkadaşları Kale ve Axel ile birlikte okulun popüler sporcusu Seth’in partisini sabote etmeye çalışıyoruz.

Bu süreçte tanıştığımız Chloe gibi ana aşk odakları bile o kadar cansız ki, onlarla mezuniyet balosuna gitmek için neden çaba sarf ettiğinizi sorguluyorsunuz. Kasabanın diğer sakinleri de bu senaryoyu kurtarmaya yetmiyor; Sam’in evinde yaşayan kız kardeşi Lisa’nın varlığını bile ancak bir saatlik oynanıştan sonra bir görev vasıtasıyla öğrenebiliyoruz. Sam’in kız kardeşi Lisa’nın kasabanın en zengin adamlarını ve hatta Belediye Başkanı’nı tuzağa düşürmeye çalışması gibi ufak tefek komik anlar olsa da senaryonun geneli kurtarılamıyor.

Amerikan Pastası ruhuyla bezeli ev partileri, azgın öğretmenler, sporcunun sevgilisini çalıp Mezuniyet Kralı olmaya çalışmak gibi klişe fikirler ne yazık ki berbat bir işçilikle harcanmış. Oyundaki diyaloglar ise kör göze parmak bir şekilde yazılmış, 2000’lerin argosu ve cüretkar mizahıyla doldurulmaya çalışılmış ama ortaya yapay, komiklikten uzak ve cringe bir anlatım çıkmış. İngilizce öğretmeninin rahatsız edici bir karikatür olarak sunulması, kız öğrencileri dikizleyen sapık öğretmen ve onu takip ettiğimiz sıkıcı görevler, cüretkarlık sınırını aşarak zorlama hissettiriyor. Kadın karakterlerin çoğu birer hedef tahtasına indirgenmiş durumda.

Agefield kasabası, kırmızı tuğlalı lise binası, konut ve alışveriş alanlarıyla aslında bir bağımsız oyun için fena tasarlanmamış, güzel bir çevre sunuyor. Ancak bu dünyanın içi neredeyse tamamen boş. Haritada binaların büyük çoğunluğuna girilemiyor, bu da dünyayı olduğundan daha küçük ve işlevsiz hissettiriyor. Kasabanın bir ucundan diğerine gitmek bisikletle bile dakikalar alıyor ve bu boş arazilerde yürümek veya koşmak, Sam’in hızlıca tükenen dayanıklılık barı yüzünden tam bir işkenceye dönüşüyor. Bisikletler haritanın çeşitli yerlerindeki bisiklet raflarından çağrılabiliyor ama bisiklet fiziği o kadar felaket ki, küçük bir zıplama hareketi bile bisikleti havada çılgınca döndürmeye yetiyor ve yoldaki en ufak bir tümsek kontrolü kaybetmenize sebep oluyor.

Agefield High: Rock the School içerisinde hızlı seyahat veya zamanı ileri sarma gibi özellikler bulunmuyor. Ders saatleri ile ana görevlerin başlama pencereleri birbiriyle çakıştığı için, bazen bir sonraki güne geçebilmek adına bilgisayarınızı bırakıp ekran başında dakikalarca boş boş zamanın geçmesini beklemek zorunda kalıyorsunuz. Okul sistemi ise tamamen isteğe bağlı bir yan aktivite gibi çalışıyor. Derslere katılırsanız Coğrafya, Matematik, İngilizce, Almanca ve Müzik sınavlarında yapay zeka tarafından üretilmiş hissi veren, tekrara düşen çoktan seçmeli soruları çözüyorsunuz.

Almanca bilmeyenler için Almanca dersi tamamen bir tahmin oyununa dönerken, başarılı olursanız aldığınız nota göre para kazanıyorsunuz, ki bir okulun öğrencilerine ders için para ödemesi de ayrı bir mantıksızlık. Müzik dersindeki Guitar Hero benzeri ritim oyunu ise daha da feci; ekrana düşen tuş komutları, arkada çalan tek şarkının akorlarıyla hiçbir şekilde uyuşmuyor ve tek bir hata yaptığınızda tüm o üç dakikalık sıkıcı süreci baştan oynamak zorunda kalıyorsunuz.

Agefield High: Rock the School oyununun sunduğu ana oynanış mekanikleri iki temel sütuna dayanıyor: Berbat bir dövüş sistemi ve bozuk, zorunlu gizlilik sekansları. Dövüş sistemi yumruk, tekme, omuz atma, bloklama ve zıplama gibi temel girdilerden oluşuyor. Düşmana kilitlenip bu hareketleri yapabiliyorsunuz ama animasyonlar o kadar yavaş, hantal ve isabetsiz ki dövüşmek hiç keyif vermiyor. Blok yapsanız bile düşmanlar durmaksızın saldırmaya devam ettiği için en iyi strateji sürekli tekme tuşuna basarak düşmanı uzak tutmak oluyor.

Sokaktaki insanlara veya polislere saldırdığınızda ise polisler hemen arkanızda beliriyor, sizi yakalıyor ve oyun sizi ufak bir para cezasıyla müdürün odasının önüne fırlatıyor; bu brawlların oyuna veya hikayeye hiçbir gerçek etkisi bulunmuyor. Hatta kızlar tuvaletine girmek bile etraftaki insanların kaçışmasına, polislerin ve öğretmenlerin hemen arkanızda belirip sizi yine müdürün odasına ışınlamasına yol açıyor ama bunun da oynanışa hiçbir kalıcı etkisi bulunmuyor.

Gizlilik görevleri ise sabır testi. Eğilip haritada gösterilen düşman görüş konilerinin dışında kalmanız gerekiyor. Ancak yapay zekanın hareket rotaları mantığa uymadığı için sürekli deneme-yanılma yapmak zorunda kalıyorsunuz. Yakalanırsanız, yakalandığınız yerin önünde yeniden canlanıyorsunuz. Kovalama sahnelerinde ise yapay zekanın navigasyonu çit gibi basit çevresel engelleri aşamadığı için bir evin verandasına zıplayıp, çitlerden atlamak yetiyor.

Görevlerin kendileri de son derece tekdüze; sürekli birilerini gözetlemek, gizlice eşya çalmak (arkadaş grubuna girmek için yapılan kilot baskını gibi), birilerine taş atmak veya yemek dağıtmak gibi sıkıcı işlerle uğraşıyorsunuz. Sam ve arkadaşlarının tüm odağı adeta jock lideri Seth’i gözetlemek, fotoğraflarını çekmek veya içkisine ilaç katmaktan ibaret. Bisiklet çalma görevi veya içi bomboş olan bir korku evi gezisi bile bir iki saniyelik sahnelerle geçiştirilmiş durumda.

Teknik açıdan Agefield High: Rock the School kelimenin tam anlamıyla bir felaket. Oyun, görsel olarak son derece vasat ve detaylardan yoksun olmasına rağmen inanılmaz yüksek sistem gereksinimleri talep ediyor. En üst düzey bilgisayarlarda bile sahneler yüklenirken fanlar jet motoru gibi bağırıyor ve donanım sıcaklıkları tavan yapıyor. Steam Deck gibi el konsollarında ise düşük ayarlarda bile oyunun stabil çalışacağı söylenmesine rağmen, saniyede 20 kare hızını zor görüyor ve sürekli donmalar yaşanıyor. Karakter animasyonları, donuk botokslu suratlar, dudak senkronizasyonunun sesle hiçbir şekilde uyuşmaması görsel deneyimi baltalıyor.

Hatta oyun bazen o kadar çok kasıyor ki karakterler yürümek yerine oldukları yerde kayarak hareket ediyor. Bisiklet sürerken bir nesneye çarptığınızda Sam’in haritanın diğer ucuna uçması, kapıların aniden açılıp sizi köşeye sıkıştırması ve oyunu kapatmak zorunda bırakması gibi sayısız hata mevcut. Gün ortasında oyunu kaydedip çıktığınızda görev zamanlamalarını kaçırmanıza sebep olan bozuk kayıt sistemi ve otomatik kaydetme özelliğinin olmaması yüzünden yaşanan saatler süren ilerleme kayıpları bardağı taşıran son damla oluyor.

Ses tasarımı tarafında ise durum farksız; sürekli kendini tekrar eden birkaç lisanssız gitar tınısı ve yolda yürürken durmadan aynı replikleri mırıldanan ruhsuz NPC’ler bir süre sonra baş ağrıtıyor. Kasabada dolaşırken durmadan erkeklerin hepsi aynı gibi kaba ve sınırlı sivil diyaloglarını duymak bir süre sonra dayanılmaz hale geliyor. Oyun süresinin neredeyse yarısında hiçbir müziğin çalmıyor oluşu da o boş kasabada sessizce gezinirken monotonluğu daha da artırıyor.

Agefield High: Rock the School oyununun genel tasarımında CRT televizyonların kullanılması gibi detaylarla o döneme dair görsel ögeler serpiştirilmeye çalışılsa da, günümüzden sadece birkaç eksik teknoloji barındıran düz bir modern dünya hissinden öteye geçilememiş. Hatta oyunun havalı görünmeye çalışan cüretkar arayüzü bile göze batıyor; örneğin öldüğünüzde karşınıza çıkan oyun bitti ekranında klasik bir uyarı yerine küfürlü bir ifadenin yer alması, oyun boyunca maruz kaldığınız zorlama cüretkarlık hissini iyice ucuzlatıyor.

Geliştiriciler her ne kadar oyunun başına hassas içerik uyarısı koysa da, buradaki cüretkar olma çabası ne yazık ki samimi bir dönem tasvirinden ziyade ucuz ve zorlama bir provokasyon gibi duruyor. 2000’li yılların alt kültürlerini veya lise ruhunu yansıtmak yerine, sadece kaba kelimelere ve perversiyona sırtını dayayan bu yapım, o dönemin gerçek sıcaklığını ve nostaljisini yakalamakta tamamen başarısız oluyor.

Sonuç olarak, Refugium Games ekibinin yaklaşık altı kişilik son derece küçük bir ekiple ortaya koyduğu bu çaba takdire şayan olsa da, Agefield High: Rock the School ne yazık ki vaat ettiği o eğlenceli ve isyankar lise nostaljisini sunmaktan çok uzak bir yapım. Bully gibi bir başyapıtın yerini doldurma iddiasıyla 15 dolarlık mantıksız bir fiyat etiketiyle piyasaya sürülen bu oyun, oynanış mekaniklerindeki hantallıklar, bitmek bilmeyen teknik hatalar, sinir bozucu zorluk seviyeleri ve bomboş dünyasıyla oyuncuyu eğlendirmekten ziyade cezalandırıyor.

Eğer o eski güzel günleri, cüretkar gençlik komedilerini ve lise yıllarının isyankar ruhunu gerçekten özlediyseniz, bu yarım kalmış ve cilasız oyun simülasyonuna paranızı harcamak yerine, emüle etmeye çalıştığı o gerçek klasik yapımlara geri dönmeniz çok daha sağlıklı bir tercih olacaktır. Sınıfta kalmış Agefield High: Rock the School oyununa harcayacağınız zamana ve bütçeye kesinlikle değmez; bu dersi doğrudan asmanızı tavsiye ederim.

Agefield High: Rock the School

1
Tür: Aksiyon, Macera
Platform: PC
Yapımcı: Refugium Games
Yayıncı: Refugium Games
Çıkış: 12 Ağustos 2026
Mod: Tek Oyunculu

Artılar

  • Kendi halinde, küçük bir bağımsız ekip tarafından yapılmış olması ve Bully tarzı oyun türünü canlandırmaya çalışması.
  • Kasabanın genel tasarımı ve mahallelerin yerleşim planının bir bağımsız yapım için fena görünmemesi.

Eksiler

  • Karakter modellerinin son derece yapay, donuk, ifadesiz ve gözlerinin tamamen ruhsuz bakması.
  • Seslendirmelerin duygusuz, senaryonun ise aşırı cringey, klişelerle dolu ve göze sokulan diyaloglarla yazılmış olması.
  • Dudak senkronizasyonunun seslendirilen repliklerle hiçbir şekilde uyuşmaması.
  • Bilgisayarlarda aşırı ısınmaya ve fan gürültüsüne yol açan çok kötü bir optimizasyon.
  • Ciddi hatalar, bozuk fizik motoru ve bitmek bilmeyen haritadan fırlama sorunları.
  • Oyunda hızlı seyahat etme veya görevlerin başlama saatlerini beklemek için zamanı ileri sarma mekaniklerinin yer almaması.
  • Vuruş hissinin olmadığı, animasyonların son derece yavaş ve isabetsiz kaldığı, düşmanların blok yaparken sonsuz saldırdığı hantal dövüş sistemi.
  • Yapay zekanın saçma sapan hareketleri yüzünden deneme yanılmaya dönen, bozuk ve gereğinden fazla tekrarlayan zorunlu gizlilik sekansları.
  • Sınıflardaki derslerin yapay zeka tarafından yazılmış gibi duran, tekrarlayan ve sıkıcı çoktan seçmeli sorulardan ibaret olması.
  • Müzik sınıfındaki ritim oyununun aşırı katı toleranslara sahip olması ve ekrandaki tuşların arkada çalan müzikle hiç uyuşmaması.
  • Seyahat süresinin yarısında hiçbir müziğin veya ortam sesinin çalmaması nedeniyle dünyadaki monotonluğun dayanılmaz hale gelmesi.