Hayal edin; kendinizi 5.000 ton ağırlığında, dört bacaklı devasa bir çelik örümceğin klostrofobik gövdesine hapsedilmiş buluyorsunuz. Dış dünyayı doğrudan gören hiçbir pencereniz yok; tek iletişim aracınız önünüze yığılan telgraf kağıtları, haritalar ve keşif raporları. Iron Nest: Heavy Turret Simulator, sizi savaş alanının o bilindik aksiyon dolu kaosuna fırlatmak yerine, o kaosun kilometrelerce gerisinde, devasa bir dizelpunk topçu bataryasının tam kalbine yerleştiriyor.
Bu yapım, geleneksel bir nişancı oyunu değil; aksine her vidasını, kolunu, vanasını ve düğmesini bizzat ellerinizle kontrol ettiğiniz, birinci şahıs bakış açısıyla oynanan sıra dışı bir taktiksel makine simülasyonu. Atmosferiyle Iron Lung oyununun o tekinsiz çelik tabut hissini, mekanikleriyle ise Papers, Please oyununun o kağıt işleri altındaki gerilimini andıran, geliştiricilerin de ilham kaynağı olarak andığı PVKK gibi yapımların açtığı yoldan giden son derece özgün bir deneyim bizi bekliyor.
Oyunun temel oynanış döngüsü son derece basit ama bir o kadar da zahmetli. Amirlerinizden gelen düşman koordinatlarını alıyor, elinizdeki taktiksel haritaya bakıp kendi konumunuz ile hedef arasında nirengi hesaplamaları yapıyor ve mesafeyi ölçüyorsunuz. Bulduğunuz verileri mekanik bir hesap makinesine girip namlunun dönmesi gereken açıyı ve yükseltiyi hesaplıyorsunuz.
Ardından devasa demir çarkları çevirerek namluyu ayarlıyor, mermileri ve barutları namluya sürüyor ve o kaba demir kolu çekerek namludan kıyameti koparıyorsunuz. Tüm bu karmaşık koordinatları, açıları ve düzeltmeleri akılda tutmak imkansız olduğu için en büyük dostunuz ekrana istediğiniz gibi iliştirebildiğiniz ve verileri kopyalayabildiğiniz oyun içi not defteri sistemi oluyor. Bu not defteri olmadan o devasa makinenin içinde hayatta kalmanız ve hedefleri tutturmanız neredeyse imkansız.
Iron Nest: Heavy Turret Simulator bizi 1920’lerin sonlarında, iç savaşın eşiğinde sallanan alternatif bir İspanya tarihine götürüyor. Castille krallığı adına, monarşi karşıtı isyancılara karşı savaşan bir Iron Nest operatörüyüz. Ancak High Command tarafından telgraf üzerinden gönderilen öncelikli emirler ve cepheden gelen telsiz çağrıları ilerledikçe, bize sunulan resmi askeri anlatının arkasında çok daha karanlık şeylerin döndüğünü fark etmeye başlıyoruz.
İlk görevlerde basit bir kalibrasyon tatbikatı olarak gördüğümüz atışın, ertesi gün basında sivil bir yerleşimin bombalanması olarak sunulmasıyla kafamızda soru işaretleri belirmeye başlıyor. Kontrol ettiğimiz operatörün geçmişi veya kişisel motivasyonu hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz; o sadece emirleri uygulayan boş bir levha. Bu durum Iron Nest: Heavy Turret Simulator içerisindeki o soğuk, mesafeli ve prosedürel havayı daha da güçlendiriyor.
Oyunun en sarsıcı anlatı anlarından biri, Tomas adındaki bir Castille askerinin gönderdiği kişisel mektupta gizli. Tomas, Iron Nest’in devasa ayak izlerinden birinin içine düşerek bombardımandan kurtulduğunu, ancak tüm birliğinin can verdiğini yazıyor. Annesinin bunu Tanrı’nın bir lütfu olarak gördüğünü belirttikten sonra ekliyor: “Ama o deliği oraya Tanrı koymadı. Sen koydun.”
Bu mektup, verdiğimiz kararların ve yaptığımız hesaplamaların arkasındaki o görünmez ama yıkıcı sorumluluğu yüzümüze çarpıyor. Savaş alanını doğrudan görmediğimiz için hedefler zamanla sadece not defterindeki birer sayıya dönüşüyor. Bu kopukluk, oyunun en büyük ahlaki sorgusunu ve o huzursuz edici atmosferini başarıyla oluşturuyor.
Oyunun mekanik tasarımı inanılmaz bir derinliğe sahip ve sistemsel olarak zamanla genişliyor. İlk başlarda tek bir topla uğraşırken, ikinci görevle birlikte yönetmemiz gereken ikinci bir top devreye giriyor ve işler iyice sarpa sarıyor. Üçüncü görevde ise cephane ve gözlem desteği isteyebileceğimiz talep bölmesi açılıyor. Gözlem uçakları rotalarındaki düşmanları anlık olarak raporlarken, aydınlatma fişekleri karanlık bölgeleri görünür kılıyor. Cephanenizi dikkatli yönetmelisiniz; her ıskalanan mermi kısıtlı kaynakları tüketiyor – dost ateşi açmak ise destek puanlarınızı baltalıyor.
İlerledikçe duman bombaları, zırh delici mermiler ve hatta kimsenin şahit olmaması gereken fosgen gazı gibi 30 farklı mühimmat türü ve yeteneğin kilidini açabiliyorsunuz. 15 farklı bölgede, kara, deniz ve yeraltı hedeflerine karşı savaşıyorsunuz. Görev hedeflerinin prosedürel olarak üretilmesi sayesinde her oynanışta farklı hedeflerle karşılaşıyoruz, bu da tekrar oynanabilirliği ciddi şekilde artırıyor. En heyecan verici görevlerden biri ise, hareket halindeki bir treni sadece zaman çizelgesini ve kol saatimizi kullanarak vurmaya çalıştığımız o anlardı.
Iron Nest: Heavy Turret Simulator sadece sakin bir matematik egzersizinden ibaret değil. Karşı batarya operasyonlarında, tepemizde geri sayan bir süreölçer beliriyor. Eğer düşman topçularını zamanında tespit edip yok edemezsek, kendi makinemiz vuruluyor ve her şey son buluyor. Yanlış bir hesaplama yaptığımızda ise mermimiz hedefi tamamen şaşırıp yanlışlıkla dost birlikleri veya sivil binaları, örneğin bir hastaneyi yerle bir edebiliyor.
Fiziksel çarkların momentumu var; hızla çevirdiğinizde durdurması zor oluyor ve aşırı yüklenmeye sebep olup sistemi kilitleyebiliyor. Bu durumda yanınızdaki vanalardan basıncı tahliye etmeniz gerekiyor. Tüm bu yoğun mesainin ardından dinlenmek için makinenin alt katındaki yaşam alanına inebiliyorsunuz. Burada kendinize kahve yapıp uyuyabilir, hatta özelleştirilebilir kedinizi sevebilirsiniz. Üst katta ise sürekli devam eden o endüstriyel gürültüyü biraz olsun hafifletmek için plak çalarda müzik dinleme şansınız var.
Görsel olarak Nick Talmers ve Dominik Latos adındaki iki kişilik bağımsız bir ekip tarafından geliştirilen bu yapım, brutalist dizelpunk estetiğini harika yansıtıyor. Çelik destekler, borular ve mekanik aksamlar inanılmaz derecede tatmin edici bir ağırlık hissine sahip. Ses tasarımı ise oyunun gerçek başrol oyuncusu diyebilirim. Hydrauliklerin inlemesi, basınçlı boruların tıslaması, her atıştan sonra kulaklarımızda kalan o çınlama sesi ve merminin ateşlenmesiyle tüm ekranın sarsılması çeliğin ve barutun gücünü hücrelerinize kadar hissettiriyor.
Optimizasyon açısından Iron Nest: Heavy Turret Simulator genelde akıcı olsa da, dar bir iç mekanda geçmesine rağmen zaman zaman ufak tefek takılmalar yaşatabiliyor ve ekran kartını biraz fazla ısıtabiliyor. Ayrıca sanal gerçeklik desteğinin olmaması da bu denli fiziksel etkileşimli bir oyun için kaçırılmış bir fırsat gibi duruyor, ancak mevcut haliyle de harika.
Iron Nest: Heavy Turret Simulator herkese göre bir oyun değil. Birkaç görevden sonra kendini tekrar etmeye başladığını, bazı anlarda tekdüzeleştiğini ve angarya hissettirdiğini inkar edemeyiz. Ayrıca hikayenin henüz tam potansiyeline ulaşmadığı, sanki daha büyük bir kampanyanın sadece başlangıcıymış gibi hissettirdiği de bir gerçek. Oyuncular daha zorlu, hareketli hedefler, suikast kamyonları gibi karmaşık mekanikler görmek istediklerini belirtiyorlar. Ancak geliştiricilerin sunduğu yol haritası çok umut verici.
Gelecekte ücretsiz içerikler, çatışma modları ve 4 kişiye kadar kooperatif ile karşı karşıya çok oyunculu modların eklenecek olması heyecan verici. 100’den fazla kazanılabilir madalya ve puan liderlik tablosu da rekabet arayanları cezbedecektir. Nick Talmers ve Dominik Latos, büyük yayıncıların kalıplarından sıyrılarak gerçekten özgün ve sevgiyle bezenmiş bir bağımsız şaheser ortaya koymuşlar. Şu an Steam üzerinde %25 indirimle 7 dolarlık cazip bir fiyata sunulan bu deneyim, niş simülasyon ve strateji sevenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bir mücevher.





