Son yıllarda simülasyon oyunlarının bağımsız oyun pazarında ne kadar büyük bir yer edindiğini hepimiz görür hale geldik efendim. Bu yapımlar, gerçekçi işlerden tutun da tamamen absürt dünyalara kadar uzanan geniş bir yelpazede karşımıza çıkıyor. Ancak yeşil sahalardan, çiftliklerden ve süpermarketlerden sonra nihayet postanelerin o lojistik dünyasına da adım atıyoruz. Maracas Studio tarafından geliştirilen Cat Mail Co. bizleri sevimli kedilerle dolu bir adada, sakin ama kendi içinde bir o kadar da karmaşık bir postane yönetiminin tam ortasına fırlatıyor.
Oyunun temelinden bahsetmek gerekirse, bu yapım birinci şahıs bakış açısından oynanan bir postane işletme simülasyonu. Letter Lost veya daha yumuşak tonlara sahip bir Animal Crossing esintisini hissettiren yapıda, masada duran küçük zile basarak kedi müşterileri çağırıyor, onların gönderilerini alıyor veya teslim etmeniz gereken paketleri bulmaya çalışıyorsunuz. Kediler adasında geçen bu serüvende paketleri tartmak, doğru pulları yapıştırmak, varış noktalarını damgalamak ve rafları düzenlemek gibi günlük rutinleri tamamen kendi hızınızda yerine getiriyorsunuz.
Postaneye ilk adımınızı attığınızda, kendinizi şimdiye kadar görebileceğiniz en huzurlu çalışma alanlarından birinde buluyorsunuz. Duvarlardaki kedi tırmalama tahtaları, ortalıkta duran oyuncak fareler ve plaketlerin üzerine monte edilmiş balık kafalarıyla bezeli bu yumuşak tonlu atmosfer, oyunun sevimli görsel tarzını destekliyor. Önceki postacının arkasında bıraktığı o devasa dağınıklığı ve teslim edilmemiş mektup yığınlarını temizlemek zorunda olsanız bile, böylesine ev sıcaklığında bir ortamda çalışmak o ağır iş yükünü büyük ölçüde hafifletiyor.
Günlük rutininiz ilerledikçe sorumluluklarınız da adeta çığ gibi büyümeye başlıyor. Günün belirli saatlerinde, yani şafak vakti ve gün batımında Kaptan limana yanaşarak adaya yeni paketler getiriyor ve sizden diğer bölgelere gidecek gönderileri yüklemenizi istiyor. Bu noktada oyun adeta bir Tetris oluyor. Port Windy veya Hazelton gibi farklı bölgelere gidecek paketleri Kaptan’ın gemisine ve postanenin raflarına sığdırmak için bir istifleme çabasına giriyorsunuz. Snapping denilen otomatik hizalama sistemi bazen paketleri sığabilecekleri yerlere yerleştirmenize izin vermese de koridorlarda paketlerden kendi yollarınızı oluşturmak bile ayrı bir eğlence sunuyor.
Lojistik süreci her zaman o kadar sakin ilerlemiyor; taşırken paketleri devirip onlara zarar verme ihtimaliniz bulunuyor. Üstelik ağır paketleri hafiflerin üzerine koymamak veya hassas olanları ezmemek gibi kurallara dikkat etmeniz gerekiyor. Neyse ki günde üç taneye kadar hasarlı paketi onarma hakkınız bulunuyor ama bu lojistik zorluklar oyunun o sakin ve rahatlatıcı havasını zaman zaman gerçek bir planlama stresine dönüştürebiliyor. Eğer depolama alanlarını başlangıçta düzgün organize etmezseniz, biriken yüzlerce paket arasında kaybolmanız kaçınılmaz oluyor.
Oyunun ilerleme yapısı ise postanenin içindeki kilitli kapıların ardında yatan gizemlerle bağlantılı şekilde çalışıyor. Dağınık mektup yığınlarını temizledikçe yeni odaların kilidini açıyor ve eski postacının neden ortadan kaybolduğuna dair ipuçları barındıran fotoğraflar buluyorsunuz. Bunlar oyunun hikayesini oluştursa da, altlarındaki tarihlerin kafa karıştırıcı olması ve herhangi bir seslendirme ya da açıklayıcı metin barındırmaması nedeniyle ne anlama geldiklerini çözmek zor.
Yine de yeni odaları açmak oyuna çok tatlı mekanikler dahil ediyor. Belirli paketleri soğuk hava deposunda saklamanız, bazılarını tamamen karanlık bir odada tutmanız veya üzerlerindeki gizli işaretleri görebilmek için özel bir mercek kullanmanız gerekebiliyor. Özellikle gece saatlerinde bazı paketlerin ay ışığı altında farklı özellikler göstermeye başlaması, gündüz yaptığınız sıradan işlerin üzerine sihirli ve gizemli bir hava katmayı başarıyor. Odaların sayısı arttıkça kendinizi viral videolardaki gibi posta yığınlarının arasında boğuluyormuş gibi hissederken bulabiliyorsunuz.
Tüm bu karmaşaya rağmen oyunun en büyük kurtarıcısı, üzerinde hiçbir zaman baskısı barındırmıyor olmasıdır. Zaman sadece siz bir müşterinin işlemini tamamladığınızda ilerliyor; dolayısıyla ne müşteriler ne de limandaki Kaptan sizden hızlı olmanızı talep ediyor. Bu durum, kendi hızında oynamayı ve her şeyi kusursuz bir şekilde organize etmeyi seven oyuncular için muazzam bir rahatlık sunuyor. Baskı hissetmeden raflarınızı dilediğiniz gibi düzenleyebiliyor, hata yaptığınızda herhangi bir ceza almadan yolunuza devam edebiliyorsunuz.
Ne var ki bu harika temel sistemlerin arkasında bazı can sıkıcı eksiklikler de hemen göze çarpıyor. Birçok simülasyon oyununun aksine, bu yapım sizi hiçbir hikaye anlatımı veya karakter arka planı sunmadan doğrudan postanenin ortasına fırlatıyor. Önceki çalışanın neden gittiğini ve bizim bu adaya neden geldiğimizi en başından bilmemek, verdiğimiz kararların ve yaptığımız işlerin atmosferik ağırlığını biraz zayıflatıyor. Sadece bir öğretici bölüm ile doğrudan işe başlamak, oyunun o sevimli dünyasıyla duygusal bir bağ kurmayı zorlaştırıyor.
Eğitim bölümünün kendisi de bazı karmaşık sistemleri açıklama konusunda yetersiz kalıyor. Örneğin, paket onarma odasının nasıl aktif şekilde kullanılacağı veya paketlerin üzerindeki gizli sırların nasıl çözüleceği tam olarak gösterilmiyor. Aynı şekilde, müşterilerin taleplerini reddetmenizi sağlayan Decline butonunun neden var olduğu ve bu mekaniğin oyuna nasıl bir etkisi olduğu hiçbir yerde açıklanmıyor. Bu durum, oyuncuyu deneme yanılma yöntemiyle birçok şeyi keşfetmeye zorluyor.
Müşteri diyaloglarında ve isim oluşturma sisteminde karşılaşılan bazı teknik hatalar da can sıkıcı olabiliyor. Kediler bazen aradıkları paketi bulmanız için size sadece eşinin ismi gibi çok ufak ipuçları veriyorlar. Ancak oyunun isim oluşturucusundaki hatalar yüzünden, bir kadının eşi için paket ararken Hugo veya Xavier gibi tamamen erkek isimli bir kutuyu teslim etmeniz gerekebiliyor. Bu tarz diyalog hataları ve konuşma kutularında isimlerin görünmemesi yön bulma sürecini gereksiz yere baltalıyor.
Puanlama sisteminin de oyunda biraz havada kaldığını belirtmek gerek. Kazandığınız puanların tam olarak nasıl hesaplandığı ve hangi kriterlere göre dağıtıldığı net bir şekilde gösterilmiyor. Örneğin, soğuk hava deposunda saklanması gereken bir paketi normal bir odada tuttuğunuzda veya hasarlı bir paketi teslim ettiğinizde oyunun size net bir ceza vermemesi, bu özel odaların ve kuralların önemini azaltıyor. Puanların bir barı doldurmaktan öteye geçememesi, gelişim hissini zayıflatıyor.
Görsel ve teknik performans tarafünde ise oyun oldukça mütevazı ve temiz bir tarz benimsiyor. Düşük poligonlu grafikler sayesinde sistemleri yormayan yapım, taşınabilir cihazlarda da oldukça akıcı bir deneyim sunuyor. Arka planda çalan neşeli müzikler ise posta yığınları arasında çalışırken sakin kalmanıza yardımcı oluyor. PC üzerinde klavye ve fare kontrolleri gayet iyi çalışırken, pul yapıştırma gibi işlemler için Q tuşunu atamak oyunun akıcılığını bir hayli artırıyor.
Mütevazı görselliğe rağmen raf snapping sistemindeki tutarsızlıklar bazen düzen takıntısı olan oyuncuları zorlayabiliyor. Fiziksel olarak rafa sığabilecek büyüklükte görünen paketler, snapping sisteminin katı sınırları yüzünden yerleştirilemeyebiliyor. Bu da sizi paketleri rafa dizmek yerine mecburen yerlerde istiflemeye veya odanın ortasında düzensiz yığınlar oluşturmaya zorluyor. Bu ufak yerleştirme hatası, oyunun düzenleme ve organize etme keyfini biraz zedeliyor.
Neyse ki oyundaki dört oyunculu çevrimiçi co-op desteği, bu organizasyonel karmaşayı arkadaşlarınızla paylaşmanıza olanak tanıyor. Arkadaş grubunuzla görevleri bölüşerek birinizin pulları yapıştırmasını, diğerinin paketleri tartmasını ve diğerlerinin de rafları düzenlemesini sağlayabiliyorsunuz. Tabii ki arkadaşlarınızın ne kadar düzenli olduğuna bağlı olarak bu durum postaneyi tam bir kaosa da sürükleyebilir ancak sunduğu eşli oyun eğlencesi tek oyunculu modun o monotonlaşan yapısını kırmak için harika bir alternatif sunuyor.
Sonuç olarak, kediler dünyasında geçen bu postane macerası, sunduğu stressiz ve sakinleştirici yapısıyla organize etme oyunlarını sevenler için son derece keyifli bir deneyim vaat ediyor. Bazı diyalog hataları, hantal kullanıcı arayüzü pürüzleri ve yetersiz kalan rehberlik sistemleri oyun zevkini biraz bölse de, Maracas Studio temiz ve dürüst bir simülasyon temeli kurmayı başarmış. Büyük beklentilere girmeden, arkada çalan sakin müzikler eşliğinde paketleri tartıp pullamak ve sakin bir hafta sonu geçirmek istiyorsanız bu sevimli yapıma kesinlikle şans verebilirsiniz.





