İsmini ilk duyduğumda bana ucuz bir yazlık tatil köyünü çağrıştıran Sol Cesto, aslında Steam kütüphanelerinde parıldayan en sıra dışı bağımsız yapımlardan biri. İlk birkaç saat boyunca oyunun sunduğu o amansız rastgelelik karşısında şaşkına dönebilir ve sistemlerin adaletsiz olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak sabır gösterip derinlerine indikçe, bu sade görünümlü yapımın aslında arkasında ne kadar kusursuz bir matematiksel yapboz barındırdığını fark etmeye başlıyoruz.

Oyunun hikayesi sade fakat bir o kadar da etkileyici bir temele dayanıyor. Güneşin bir gün aniden ortadan kaybolmasıyla karanlığa gömülen dünyada, gün ışığının yer altındaki canavarlar tarafından esir alındığını öğreniyoruz. Biz de cesur bir kahraman olarak Sol Cesto dünyasındaki bu çukurun en dibine kadar inmek ve güneşi kurtararak insanlığın kaderini değiştirmek durumundayız. Klasik bir kahramanlık hikayesi gibi dursa da bu yolculuk zihnimizin sınırlarını sonuna kadar zorluyor.

Masa oyunlarını andıran bir yapıda tasarlanan her zindan katı, 16 kareden oluşan 4 satır ve 4 sütunluk bir ızgaradan meydana geliyor. Sol Cesto oyununda karakterimizi istediğimiz kareye hareket ettiremiyoruz, bunun yerine sadece bir satır seçiyor ve o satırdaki 4 kareden birine tamamen olasılıklar dahilinde iniş yapıyoruz. Karakterimizin hangi kareye düşeceği, üzerlerinde yazan yüzde oranlarına bağlı olduğu için her hamlemizi ince bir olasılık hesabı üzerine kurmak zorundayız.

Bu gizemli karelerin altında bizi canavarlar, altın dolu sandıklar, canımızı yenileyen çilekler ve zehirli mantarlardan oluşan ölümcül tuzaklar bekliyor. Sol Cesto oyununun zindanlarında attığımız her adım kapının kilidini biraz daha gevşetirken, bir sonraki seviyeye geçmek için tüm kareleri temizlemek zorunda kalmıyoruz. Sadece beş veya altı kareye ayak basarak bir alt kata açılan kapıyı aralayabiliyoruz, ancak kasamızı doldurmak ve hayatta kalmak için açgözlülüğümüz ile temkinli olmak arasında sürekli bir denge kurmalıyız.

Eğer satır seçimimizin ardından bir canavarın üzerine iniş yaparsak, gücümüze ve büyümüze bağlı olarak anında bir dövüş gerçekleşiyor. Örneğin, seçebileceğimiz ilk kahramanlardan olan şövalye ile yola çıktığımızda iki birim fiziksel güce ve bir birim büyüye sahip oluyoruz. Sol Cesto içindeki bir düşmanı alt etmek için gücümüzün onun gücüne eşit veya daha yüksek olması gerekiyor, aksi takdirde canavarın gücü bizimkinden fazlaysa can barlarımızdan kalp kaybediyoruz.

Her karakterin yeterli miktarda kare temizledikten sonra aktif hale gelen son derece güçlü bir güneş enerjisi bulunuyor. Örneğin, şövalye karakterimizin özel gücü aktifleştiğinde, bir sonraki hamlemizde satırlar yerine sütunlar arasında dikey olarak hareket etme şansı yakalıyoruz. Sol Cesto içindeki her kahramanın kendine has benzersiz güneş güçleri ve yetenekleri olduğu için, hangi gücü nerede ve ne zaman kullanacağımızı çok iyi planlamalıyız.

Zindanın derinliklerine indikçe karşımıza çıkan bonus seviyeleri ve dükkanlar, sandıklardan topladığımız altınları harcamamız için bize güzel fırsatlar sunuyor. Sol Cesto oyununun dükkanlarında satılan zarlar sayesinde tüm katın dizilimini sıfırlayabiliyor, iksirlerle canımızı tazeleyebiliyor veya bombalarla tüm bir satırdaki canavarları havaya uçurabiliyoruz. Rastgele olarak karşımıza çıkan bu özel eşyalar, en çaresiz kaldığımız anlarda bile gidişatı tamamen lehimize çevirecek stratejik esneklikler kazandıran bir yapıya sahip.

Seferlerimizde kullanmak üzere dükkandan satın alabileceğimiz çeşitli gizemli eşyalar da bulunuyor. Ancak Sol Cesto içindeki her faydalı eşya büyük bir risk barındırıyor. Örneğin, hazineleri gösteren madalyon tüm canavarları üzerimize çekerken, canavarlardan gizlenmemizi sağlayan Nyarlathotep Maskesi akıl sağlığımızı hızla eriterek bizi arkadaşlarımıza bir canavar gibi gösteriyor.

İki biyomda bir karşımıza çıkan demirci ise karakterimizin temel yeteneklerini geliştirmemiz için bize çok önemli bir seçim sunuyor. Demircideki sakallı karakter sayesinde fiziksel gücümüzü ya da büyü gücümüzü kalıcı olarak bir birim artırabiliyoruz. Sol Cesto içinde yapacağımız bu gelişim tercihi, sonraki katlarda karşılaşacağımız devasa canavarları hiçbir hasar almadan tek hamlede öldürüp öldüremeyeceğimizi doğrudan belirleyen en hayati yol ayrımlarından biri.

Seferlerimizin belki de en gerilimli kararlarını, altınlarımızı yüzeye göndermemizi sağlayan gizemli kuyu ekranlarında veriyoruz. Sol Cesto oyununun zindanlarında cebimizdeki altınları kuyuya atmadan ölürsek, kazancımızı kaybediyor ve üsse elimiz boş dönmek zorunda kalıyoruz. Yüzeye başarıyla ulaştırdığımız bu paraları ise yeni karakterlerin, dükkan eşyalarının ve kalıcı yeteneklerin kilidini açmak için kullanarak sonraki denemelerimizde hayatta kalma şancımızı katlayabiliyoruz.

Oyuna başladığımızda kontrol ettiğimiz soytarı, yeni yetenekler ve eşyalar açılana kadar ne yazık ki oldukça yetersiz kalıyor. Bu yüzden Sol Cesto oyununun gelişim ağacının ilk başlarda biraz fazla yavaş ilerlediğini ve oyuncuyu yıpratıcı bir grind sürecine zorladığını söylemeliyim. Saatler süren bazı denemelerin ardından üsse hiçbir şey kazanamadan dönmek motivasyonunuzu kırabilse de, küllerinizden doğup zindana tekrar meydan okuma dürtüsü sizi bir şekilde geri çağırıyor.

Görsel açıdan oyun, Kolomb öncesi Amerika ve Mezoamerika sanatından ilham alan son derece kendine has el çizimi bir animasyon tarzına sahip. Dijital ortama aktarılmış alelade çizimler yerine, sanki bir kağıda elle karalanmış gibi duran bu amatör ruhlu tasarım Sol Cesto oyununun dünyasını inanılmaz derecede orijinal kılıyor. Palyaço ile şövalye karışımı duran kahraman tasarımları ve her biri canlanan canavarlar, bu tuhaf estetiği çok başarılı bir şekilde destekliyor.

Kullanıcı arayüzü de seksenli yılların Captain Blood veya Kult gibi efsanevi oyunlarını andıran nostaljik bir esinti barındırıyor. Ekranlardaki çeşitli gizli detayları tıklayarak keşfedebildiğimiz bu şirin tasarım, Sol Cesto oyununun dünyasındaki o gizem hissini sürekli canlı tutuyor. Görsel detayların yoğunluğuna rağmen arayüzün sunduğu netlik, olasılık göstergelerini ve karakter değerlerini hiçbir kafa karışıklığı yaşamadan tek bakışta analiz etmemizi kolaylaştırıyor.

Müzikler ve ses efektleri de zindandaki o tekinsiz ve her an tetikte olmayı gerektiren atmosferi kusursuz bir şekilde tamamlıyor. Özellikle de ilk bölüm sonu canavarı savaşında çalan o görkemli ezgiler, oyunun temposunu bir anda tavan yaptırarak savaşı destansı bir boyuta taşıyor. Sol Cesto bazen bana efsanevi Inscryption oyununun o tekinsiz havasını hissettirirken, müzikal geçişlerin başarısı her yanlış hamlemizde hissettiğimiz o pişmanlığı çok daha derin kılıyor.

Oyunun performansı ise tek kelimeyle harika ve taşınabilir cihazlarda oynamak için de mükemmel bir yapıda. Dokunmatik yüzey ve tetik tuşlarının fare olarak kullanıldığı bu şema, oyunun kontrollerini doğal ve akıcı bir hale getiriyor. 15 dakikalık koşu süreleri sayesinde yoldayken oynamak için harika bir arkadaş olan yapım, düşük güç tüketimiyle de batarya ömrünü koruyor.

Sonuç olarak Sol Cesto, şans faktörünü tamamen görünür ve ölçülebilir bir matematiksel hesaplaşmaya dönüştürerek türün diğer temsilcilerinden sıyrılmayı başarıyor. Slay the Spire kadar geniş bir kart çeşitliliği sunmasa da, kendi kurallarını koyan ve bu kuralları zarafetle işleten Sol Cesto kesinlikle her saniyesine değen bir tecrübedir. Eğer sabırlıysanız ve yenilmekten korkmadan olasılıkları kendi lehinize bükmek istiyorsanız, bu tekinsiz zindana mutlaka adım atmalısınız.

Sol Cesto

8
Tür: Zindan Tarama, Rogue-like, Bulmaca, Strateji
Platform: PC
Yapımcı: Tambouille, Géraud Zucchini, Chariospirale
Yayıncı: Goblinz Publishing, Maple Whispering Limited
Çıkış: 10 Nisan 2026
Mod: Tek Oyunculu

Artılar

  • Şans faktörünü tamamen şeffaf ve ölçülebilir bir olasılık hesaplama stratejisine dönüştürmesi.
  • Kolomb öncesi ve Mezoamerika sanatından ilham alan son derece özgün görsel estetiği.
  • Her karakterin kendine has ve oynanış tarzını tamamen değiştiren benzersiz güneş güçleri barındırması.
  • Altınları kuyu aracılığıyla yüzeye gönderme kararının yarattığı harika risk ve ödül gerilimi.
  • Seksenli yılların ikonik arayüz tasarımlarını andıran nostaljik ve şık kullanıcı arayüzü.
  • Savaşların ve boss mücadelelerinin temposunu mükemmel şekilde artıran tekinsiz ve görkemli müzikler.

Eksiler

  • Soytarı gibi başlangıç karakterlerinin gelişim ağacının başlarında çok zayıf kalması.
  • Kalıcı geliştirmelerin çok pahalı olması sebebiyle yavaş ve zaman zaman yıpratıcı bir grind süreci istemesi.
  • Bazı denemelerin ardından üsse hiçbir şey kazanamadan dönmenin oyuncuda yaratabileceği hayal kırıklığı.
  • Bir katı tamamen temizlemenin ödül olarak sadece bir altın vermesi sebebiyle kat temizlemenin anlamsız kalması.
  • Temel oynanış döngüsünü kavradıktan sonra oyunun daha sonraki aşamalarda kendisini pek fazla yenilememesi.

Etiketler: