A Plague Tale serisini her zaman severek oynamışımdır. Yüz Yıl Savaşı ve özellikle de Kara Ölüm temaları her zaman ilgimi çekmiştir ve gizlilik temelli bir aksiyon/macera oyunu da bu arka planlara sahip olunca zaten sevmemem pek de mümkün değil. Bu seri sayesinde Amicia ve Hugo ile tanışmıştık; küçük kardeşimiz hastaydı ve onun bu durumuna çözüm bulabilmek için iki oyunluk dev bir maceraya çıkmıştık. Bu macerada birçok farklı tema işlendi ve başımıza sayısız şey geldi ama benim için en önemli olan şey kardeşlik bağıydı. Ben tek çocuk olarak büyüdüm ve hiçbir zaman da kardeş istemedim ama buna rağmen Amicia ve Hugo arasındaki ilişkiye hayran kaldım.

2019 yılında A Plague Tale: Innocence ile başlayan maceramız, 2022 yılında çıkan A Plague Tale: Requiem ile devam etmişti. Şimdi ise karşımızda Resonance: A Plague Tale Legacy. Belki adından da tahmin edebilirsiniz; bu oyun direkt olarak bir devam yapıtı değil. Bu yeni deneyim, ikinci oyundan 15 yıl önce geçiyor ve daha önce de tanıştığımız Sophia karakterine odaklanıyor. Eğer serinin ikinci oyununu oynadıysanız, kendisini ve The Rascasse isimli gemisini mutlaka hatırlarsınız. İşte bu yeni oyun, tanıştığımız bu ilginç korsanın çocukluğuna ve gençliğine bizi götürüyor. Kendisinin, Prima Macula ile nasıl bir bağa sahip olduğunu keşfediyoruz.

Amicia ve Hugo ikilisine çok alışmıştım ve muhtemelen bir kısmı modern dünyada geçecek olan üçüncü oyun için meraklı bir bekleyiş içerisindeydim. Bu yüzden Resonance: A Plague Tale Legacy beni birazcık şaşırttı ama bu şaşkınlığım negatif seviyelere ulaşamadan geçti. Bunun en büyük sebebi, yeni oyunun oldukça duygusal bir şekilde açılması ve Sophia’nın aşırı tatlı bir çocuk olması. Hoş bir açılış bölümünde kendisinin çocukluğunu görüyoruz, genç bir kıza dönüşmesine şahitlik ediyoruz ve daha sonra da maceramız tam olarak başlıyor. Karakter açısından açıkçası Amicia ve Hugo neyse, Sophia da benim için o oldu. Kendisini asla onlardan aşağıda göremem.

Resonance: A Plague Tale Legacy, hikaye odaklı bir oyun olduğu için tabii ki ondan detaylıca bahsedip, sizlere spoiler vermeyeceğim ama elimdeki malzemeyi incelemem gerekirse, hikayenin gayet ilgi çekici olduğunu söyleyebiliriz. Öncelikle oyun, aslında iki farklı zaman diliminde geçiyor. Öncelikle tabii ki Sophia var. Yalnız bir de zaman zaman tarihte daha da geçmişe gidip, Antik Minos döneminde bir kahramanın kontrolünü ele alıyoruz. Bir şekilde bu iki karakter birbirine bağlı ve onu keşfetmek size düşüyor. Bu keşfi yaşarken oyun kesinlikle hikayesi ile dikkat çekiyor ve sizi ekranın başına bağlamayı başarıyor. Sürekli, “biraz daha ilerisini göreyim” diye saatlerce oynuyorsunuz.

Oyunda birbirinden akılda kalıcı karakter bulunuyor ve hepsinin diyalog yazımları güzel bir şekilde yapılmış. Seslendirme performansları da kesinlikle övgüyü hak ediyor. Resonance: A Plague Tale Legacy içerisinde kesinlikle klişeler var ve plot twist anlarını daha önceden de tahmin edebilmek kolay ama bunların haricindeki anlarda hikaye sizi gerçekten içine çekmeyi başarıyor. Zaten hikayeyi aşağıya çeken tek öge de bence bu. Sürprizler pek de bir sürpriz değeri taşımıyor. Hikaye ayrıca oynanış ile birlikte bazı noktalarda çok klişe hissettiriyor, orijinallikten uzak duruyor. A Plague Tale serisinin diğer oyunlarında böyle hissetmemiştim.

Bu duruma örnek vermek gerekirse, Resonance: A Plague Tale Legacy içerisinde sürekli olarak bir test/deneme muhabbeti var. Bunun tematik olarak oyunla ve hikaye ile uyumlu olduğunun farkındayım ama bulmacaların neredeyse hepsi Antik Yunan denemesi olarak sunulunca ve bu sunumlar da “üç testi geç, ana kapıyı aç” tarzında aşırı klişe bir şekilde olunca, kendilerinden çok hızlı bir şekilde sıkıldım. Serideki diğer iki oyunun bulmacaları bana çok daha zekice gelmişti. Yine de oyunda 1-2 tane çok akıllıca tasarlanan bulmacanın olduğunu söyleyebilirim. Sadece onların haricindeki bulmaca anları çok klişe ve sıkıcı. Bu da oyunu bir tık aşağıya çekiyor.

Resonance: A Plague Tale Legacy oyununun serideki diğer deneyimlere kıyasla en farklı olduğu nokta hikayesi veya bulmacaları değil, aksiyon temelli oynanışı. Bu serinin ilk oyunu gizliliğe aşırı önem veriyordu; sonuçta o oyunda iki çocuk vardı. İkinci oyunda iki çocuk da biraz büyümüştü ve artık farklı şekillerde kendilerini savunabiliyordu ama yine de gizlilik çok önem taşıyordu. Bu yeni oyun ise gizliliği tamamen işin içinden çıkartıyor ve aksiyon temelli bir oynanış sunuyor. Yani, oyun aslında bulmaca çözme, etrafı keşfetme ve düşmanlarla savaşma olarak üç ana temele sahip. Gizlilik yine var ama hem yok denecek kadar azlar, hem de pek zorunlu sayılmazlar.

Öncelikle aksiyon temelli oynanıştan bahsedeyim. Sophia, kılıç ve hançer kullanıyor. Kılıcımız, oyunun dünyasında bulduğumuz başka kılıçlarla değişebiliyor ve her kılıç kendisine ait pasif veya aktif bir yetenek ile geliyor. Ayrıca, karakterimizin ufak bir yetenek ağacı da var. Bu ağaçta önce ana yeteneğimizi açıp, ardından da bir ustalık seçebiliyoruz. Bu yetenek ve ustalıkların kilidini açmak için oyun içinde bir birimi bulmamız gerekiyor. Bu birim haricinde klasik toplanabilir koleksiyon ögeleri ve pasif yetenekler veren aksesuarlar mevcut. Aksesuarlarların çok büyük bir kısmı fiziki olarak karakterimizin saçında veya kolunda filan görünüyor ki bu da hoş bir detay bence.

Aksiyona dönecek olursak, Resonance: A Plague Tale Legacy içerisinde standart saldırımız, kritik saldırımız, defansımız ve savuşturmamız var. Eğer bu oyunun aksiyon temelli olduğunu hala düşünmüyorsanız, oyunda üç vuruşta ölüyorsunuz ve can doldurmak için düşman öldürmeniz gerekiyor. Ortada herhangi bir can paketi filan yok ve bekledikçe de can dolmuyor. Bu da bazı savaş anlarını stratejik kılsa da genel anlamda saf aksiyon yaşıyorsunuz. Savuşturup, düşmanın dengesini bozup, üstüne bir de kritik vuruş yapmak çok tatmin edici bir hisse sahip. Oyunda ayrıca bir de aktif yeteneğimiz bulunuyor ki bu da etrafta 1’den fazla düşmana hasar vermemizi sağlıyor.

Resonance: A Plague Tale Legacy içerisinde her düşmana aynı şekilde yaklaşmamamız için farklı düşman tipleri de mevcut tabii ki ama bahsetmeye değer bir detay yok burada. Klasik normal tipli düşman, kalkanlı düşman, ağır düşman, menzilli düşman filan… Tabii bu düşmanlarımızın arasında bir de Prima Macula bulunuyor ama bu çürüklük/hastalık ya da her neyse, ilk iki oyundaki gibi fareler aracılığı ile karşımıza çıkmıyor. Kendisinin nasıl bir şekil aldığını oyunda görebilirsiniz ama ona karşı da tabii ki bazı defans mekanizmaları geliştiriyoruz zamanla. Kendisinin haricinde de oyunda bazı patron savaşları mevcut ama bunlara pek ısınamadım.

Resonance: A Plague Tale Legacy içerisindeki aksiyon temelli sistem normal düşmanlar üzerinde çok iyi bir şekilde çalışıyor. Üç darbede ölmemiz ve düşmanları öldürme hızımız kesinlikle ustalıkla dengelenmiş ama bu denge patron savaşlarında bence çalışmıyor. Bazı patron savaşları çok basit hissettirdiği için sürekli aynı animasyonla saldırı spam ediyormuş gibi hissediyorsunuz. Bir patron savaşı ise çok uzun olduğu için üç darbede ölme olayı bana biraz dezavantaj gibi geldi. Belki de ben mantığı anlamamışımdır ve zorlanmışımdır, bilemiyorum ama genel olarak patron savaşlarını fazla kolay buldum. Oyunu oynadığım zorluk seviyesi standart idi.

Negatif noktalardan bahsediyorken bir de oyunun dünya keşfine odaklanmak istiyorum. Resonance: A Plague Tale Legacy bence bölüm tasarımı konusunda zaman zaman sıkıntı çekiyor. Şöyle ki bölümler çoğu zaman güzel, özellikle de çizgisel oldukları zaman. Fakat bazı anlarda yarı açık alanlar sunuluyor ve bu bölümleri keşfetmek sadece kafa karışıklığı yarattı bende. Mesela, oyunun başlarında “üç bulmacayı çöz, ana kapıyı aç” klişesini yaşadığımız anlarda bulmacalardan biri çizgisel bir alandayken diğer ikisi birbirine bağlı. Ayrıca iki alanda da tamamen ölü olan büyük yerler var. Buralarda ne bir toplanabilir eşya, ne de bir düşman bulabildim.

Bu durum benim aşırı kafamı karıştırdı. Açık dünya mantığını anlıyorum. Çizgisel bölüm mantığını da alıyorum. Hatta yarı açık dünyaları bile ustalıkla anladığımı düşünüyorum ama Resonance: A Plague Tale Legacy, kesinlikle bazı noktalarında kafa karıştırıcı bölüm tasarımlarına sahipti. Ayrıca, çizgisel kısımlarda bazen iki yol karşınıza çıkıyor; birinde toplanabilir öge var, diğeri hikayeyi ilerletiyor, bunu biliyorsunuz ama hangisi, hangisini yapıyor bilemiyorsunuz. İşte bu anları yaşamaktan nefret ediyorum; sağ olsun bu oyunda onlardan da bolca var. Yarı açık bölüm kısımlarında ise zaman zaman toplanabilir eşyaların, hatta bir bölümde kılıcın nerede olduğunu tahmin bile edemedim.

Bu noktada övmem gerekiyor ki Resonance: A Plague Tale Legacy içerisinde hoş bir bölüm ve segment seçme kısmı var. Özellikle de oyunu bitirdikten sonra hangi bölümlerde koleksiyonluk toplanabilir ögeleri ve kılıçları kaçırdığınızı görebiliyorsunuz. Daha sonra da her bir bölümde gidebileceğiniz farklı segmentleri seçebiliyorsunuz. Yalnız, bu kılıç takibi filan sadece bölüm çapında yapılıyor, segment seviyesinde değil. Bu yüzden, nerede neyi kaçırdığınızı anlamak için yine de internetten bir araştırma yapmaya ihtiyacınız olacak. En azından araştırmayı yaptıktan sonra direkt segmenti seçip, hızlıca ögeyi alabilirsiniz, tüm bölümü baştan oynamak zorunda kalmayacaksınız.

Resonance: A Plague Tale Legacy, ilk anlarından tutun da son anlarına kadar sizlere sürekli yeni bir şeyler tanıtıyor. Bu bazen yeni bir düşman tipi, yeni bir mekanik veya benzer bir şey oluyor. Bu sayede 12 saatlik oyun sürem boyunca ben deneyimimin bir kere dahi olsun tekrar ettiğini hissetmedim. Bulmacalar bile aynı mantığı en fazla 1-2 kere kullanıyor ve daha sonra o mantığın ya üzerine bir şeyler kuruluyor ya da direkt olarak mantık değiştiriliyor. Çoğu zaman statik kalan şey temel saldırılarımız oluyor; kılıç değiştirseniz bile aksiyon anlarının pek değiştiğini söyleyemeyeceğim. Bu da aksiyon temelli bir oyun için “eh” diyebileceğim bir durum.

Bu arada, Resonance: A Plague Tale Legacy hakkında bahsettiğim tüm bu şeyleri Sophia üzerinden anlattım ama Antik Minos dönemine geçtiğinizde de pek bir şeyin değiştiğini söyleyemeyeceğim. O bölümlerde keşif neredeyse yok; daha çok aksiyona odaklanılıyor. Eğer yanlış hatırlamıyorsam bir tık bulmaca elementi de var, özellikle de sonlara doğru ama Orta Çağ ile Antik Minos dönemleri arasındaki en büyük fark bölüm tasarımı olarak çıkıyor. Oynanış ve mekaniklerde bahsetmeye değer bir fark yok ne yazık ki. Bu da bence kaçırılmış bir fırsat ama oyun kesinlikle bu haliyle de yeterince eğlenceli ve yeterince kaliteli hissettirmeyi başarıyor.

Resonance: A Plague Tale Legacy, sunum tarafında ise gayet güzel bir iş çıkartıyor. Bu oyunu ben PlayStation 5 Pro konsolumda, 4K/SDR olan bir televizyonda, performans modunda deneyimledim. Kalite modu da mevcuttu oyunda ama 30 FPS olduğu için tercih etmedim. Performans modunda 60 FPS olarak çalışıyor oyun. Grafikler gayet başarılı. Karakter modelleri, çevre detayları, efektler ve özellikle de manzaraların şahane olduğunu söyleyebilirim. Adada özellikle de derinlere indikçe karanlıklaşan atmosfer şahane. Antik Minos dönemi de bence fena değil ama o dönemden beklediğim şatafatı hissedemedim açıkçası.

Performans tarafında işler biraz daha kötü. Resonance: A Plague Tale Legacy kesinlikle FPS tarafında bir sıkıntıya sahip değil; 12 saat boyunca oyun stabil bir şekilde, 60 FPS değerini korudu. Yalnız, oyunun görsel anlamda yoğunlaştığı sahnelerde çok belirgin ekran kırılmaları yaşandı. Bunlar sadece birkaç saniye sürüyor olsa da can sıkıcıydı. Tahmin ediyorum ki bunlar oyunun çıkış güncellemesi ile düzeltilebilecek şeylerdir; sonuçta ben inceleme sürümünü deneyimledim ama yine de rahatsız ediciydi. En azından bu ekran kırılmaları haricinde başka herhangi bir hata ile karşılaşmadım. Bahsettiğim tek bir tip problem haricinde gayet pürüzsüz bir deneyimdi.

Seslendirmeler, müzikler ve ses efektleri tarafında ise Resonance: A Plague Tale Legacy gayet başarılı. Karşımızda çok yüksek bütçeli bir oyun yok ve bu tip durumlarda genellikle bütçeden kısılması gerektiğinde ses/müzik departmanı en çok vurulan alan oluyor. Bu oyunda öyle bir durum yok. Her bir karakterin seslendirme performansları bence başarılı idi. Müzikler akılda kalıcı olmasa bile atmosferi zenginleştirmeye yetti. Ses efektleri de kulağınıza batacak seviyede bir kötülükte değildi. Her şey ortalama üstündeydi. Bu seviyede bir oyundan bekleyebileceğiniz bir kalitede.

Resonance: A Plague Tale Legacy aynı zamanda Türkçe metin desteğine sahip ama dürüst olacağım, ben İngilizce olarak oynamayı tercih ettim. Eğer bir oyunun Türkçe olmasına ihtiyacınız varsa zaten çeviri kalitesi pek önem taşımıyor. Çeviriyi eleştirecek kadar bilgisi olanlar da zaten İngilizce oynuyor. Focus Entertainment ekibinin bu destekle dilimizi desteklemiş olması çok güzel bir şey ama bunun üstüne ek bir cümle kuracak kadar bir deneyim biriktiremedim çeviri kısmında. Resonance: A Plague Tale Legacy oyununun geneli ise kesinlikle kaliteli ve eğlenceli. Özellikle de bu serinin evreninde daha farklı bir macera canınız çekiyorsa, bu yapıta şans vermelisiniz.

Resonance: A Plague Tale Legacy

8
Tür: Aksiyon, Macera
Platform: PC, PlayStation 5, Xbox Series S, Xbox Series X
Yapımcı: Asobo Studio
Yayıncı: Focus Entertainment
Çıkış: 27 Ağustos 2926
Mod: Tek Oyunculu

Artılar

  • Sophia'nın çocukluğunun ve gelişiminin işlenişi, tıpkı Amicia ve Hugo'da olduğu gibi güçlü bir bağ kuruyor.
  • Sophia'nın Orta Çağ'daki hikayesi ile Antik Minos dönemindeki kahramanın öyküsü arasındaki bağ merak uyandırıyor.
  • Karakterlerin diyalog yazımları oldukça başarılı ve seslendirme performansları övgüyü hak ediyor.
  • 12 saatlik oyun süresi boyunca sürekli yeni düşman türleri ve mekanikler tanıtılarak deneyim taze tutuluyor.
  • Düşman saldırılarını savuşturup dengesini bozmak ve ardından kritik vuruşlar yapmak oldukça keyifli.
  • Farklı yeteneklere sahip kılıçlar ve karakterin üzerinde fiziki olarak görünen aksesuarlar hoş bir hava katıyor.
  • Karakter modelleri, çevre detayları, efektler ve manzaralar grafiksel açıdan son derece şahane duruyor.
  • Oyunda Türkçe metin desteğinin bulunması büyük bir avantaj.
  • Ses efektleri ve arka plan müzikleri oyunun atmosferini zenginleştirmeyi başarıyor.

Eksiler

  • Hikayede bolca klişe bulunuyor ve sürpriz "plot twist" anları önceden kolayca anlaşılabiliyor.
  • Testleri geçip, kapı açma tarzı Antik Yunan bulmacaları hızlıca tekdüzeleşiyor.
  • Kılıçlar değişse bile dövüş anlarındaki temel saldırılar oyun boyunca neredeyse aynı kalıyor.
  • Antik Minos dönemi bölümleri, Orta Çağ bölümlerinden mekaniksel ve oynanış olarak farklı hissettirmiyor.
  • Stabil FPS değerine rağmen, grafiksel açıdan yoğun sahnelerde can sıkıcı ekran kırılmaları yaşanıyor.