BlackMill Games ekibinin Verdun ile başlayıp, Tannenberg ve Isonzo ile devam eden Birinci Dünya Savaşı serisi, on yılı aşkın bir süredir tarihin en kanlı cephelerini ekranlarımıza taşıyor. Serinin dördüncü halkası olan Gallipoli ise bizi bu kez Osmanlı İmparatorluğu’nun kıyılarına ve Mezopotamya’nın kavurucu çöllerine götürüyor. Tür olarak taktiksel, gerçekçi ve tek mermiyle ölüm mekaniğine dayalı hardcore bir birinci şahıs nişancı oyunu olan Gallipoli, arcade oynanış ile katı simülasyon ögelerini harmanlayan yapısıyla dikkat çekiyor. Genel yapısı itibarıyla Battlefield serisinin atmosferini andırsa da oynanış hızı, detay seviyesi ve gerçekçilik dozuyla Squad ya da Hell Let Loose gibi daha ağır ve taktiksel yapımlara çok daha yakın bir çizgide duruyor.
Gallipoli oyunundaki temel döngü, 50 oyuncunun karşı karşıya geldiği 25’er kişilik iki takımın stratejik hedefleri ele geçirmek ya da savunmak için çarpıştığı savaşlardan oluşuyor. Bu mücadeleler sadece reflekslerin değil, aynı zamanda siper inşa etme, destek noktaları kurma ve sınırlı kaynakları yönetme gibi taktiksel mekaniklerin de ön plana çıktığı derin bir oynanış sunuyor. Bir önceki oyun olan Isonzo yapıtının üzerine inşa edilen Gallipoli; geliştirilmiş grafikleri, elden geçirilmiş vuruş hissi ve yeni oynanış dengeleriyle serinin en olgun meyvesi olma iddiasını taşıyor.
Bizim için bu oyunun apayrı bir yeri var, malum mevzu Çanakkale Savaşı ve biz de bu toprakların çocuklarıyız. Tarihsel olarak Çanakkale Cephesi, İtilaf Devletleri’nin Çanakkale Boğazı’nı geçip, İstanbul’u işgal ederek Rusya’ya deniz yolu açma planıyla başladı ama 8 ay süren o kanlı mücadelede 7 savaş gemisi battı, 100 binlerce asker öldü ya da yaralandı ve nihayetinde Osmanlı ordusu işgalcileri denize dökmeyi başardı. Gallipoli, bu destansı savunmayı her iki tarafın gözünden de son derece aslına sadık bir biçimde yansıtmış.
Osmanlı askerlerinin savaş alanındaki Türkçe seslendirmelerini ve bağırmalarını duymak, o toz duman arasında Allah Allah nidalarıyla siper savunmak gerçekten insanın tüylerini diken diken etmeye yetiyor. Siperde beklerken uzaklardan duyulan topçu sesleri, kulağımızın dibinden vızıldayarak geçen kurşunlar ve her şeyin bir anda toza bulandığı o kaos anları, 1915’in o korkunç ama kahramanca atmosferini iliklerinize kadar hissettiriyor. Bir Türk askeri olarak Anzakların veya İngilizlerin saldırılarını püskürtüp, onları geldikleri gibi sandallarına geri göndermek, bu oyunun sunduğu en benzersiz ve gurur verici deneyimlerden biri haline geliyor.
Gallipoli oyununun sunduğu coğrafi çeşitlilik oldukça zengin. Çıkışta beş harita ve Expedition adı verilen tek bir oyun modu bulunuyor. Çanakkale Yarımadası’nda geçen Anzac Koyu ve V Plajı’nın yanı sıra Mezopotamya’da geçen Kutül Amare ve Ctesiphon haritaları ile Mısır’da gece vakti geçen Süveyş haritası oyunda yer alıyor. Süveyş, Osmanlıların gece vakti açık çölde taarruz ettiği devasa büyüklükte bir haritayken, Kutül Amare ise çöl harabeleriyle başlayıp, şehir içinde son buluyor.
Expedition, klasik saldırı-savunma mantığına dayanıyor ancak Momentum adı verilen yeni bir bilet sistemiyle çalışıyor. Saldıran tarafın 125 puanla başladığı bu sistemde düşman öldürmek 10 puan kazandırırken, hedefleri ele geçirmek 25 puan kazandırıyor. Saldıranlar iki rastgele noktadan seçilen ana hedefi ele geçirip, patlayıcı yerleştirerek ya da tahkimat kurarak orayı tamamen güvenceye almak zorunda. Ayrıca her sektörde, topçu desteği gibi stratejik unsurlar sağlayan ama alınması tamamen isteğe bağlı olan bir yan destek hedefi bulunuyor.
Yalnız, çoğu zaman oyuncuların bu isteğe bağlı hedefi almak için gereksiz yere kaynak ve insan gücü harcayarak maçı kaybettiklerini gördüm. Ayrıca savunmacıların kötü doğma noktaları ve işaretçi kuramamaları nedeniyle oyunun saldıran taraf lehine bir miktar dengesiz olduğu ve saldıranların maçların çoğunu kazandığı hissi uyanıyor bende. Takım oyunu ise 25’er kişilik ekiplerde 5’er kişilik mangalar üzerinden yürüyor. Oyunda 10 farklı tarihi sınıf vaat edilse de Osmanlı tarafında hafif makineli tüfek bulunmadığı için onların sınıf listesi 9’da kalıyor. Buna karşılık, İngilizlerin tek ağır makineli tüfek yuvasına karşılık Osmanlı ordusu ağır Maxim makineli tüfeklerine dayalı bir savunma yaptığı için onlara iki adet ağır makineli tüfek yuvası veriliyor ve İngilizlerin Vickers makinelisine karşı Osmanlılar Maxim M1909 kullanıyor.
Silah çeşitliliği ise tarihi doğrulukla göz kamaştırıyor. Mauser, Lee-Enfield ve Osmanlı tarafında Martini-Henry gibi klasik cıvatalı tüfeklerin yanı sıra, mühimmat bittiğinde boş reçel kavanozlarına hurda metal ve çivi doldurularak yapılan el yapımı bombaları fırlatan devasa Leach siper mancınıkları bile var. Geliştiriciler, Gallipoli içerisinde 150 adet silah seviyelendirilebileceğini söylese de aslında menüde 39 farklı silah bulunuyor; zira farklı nişangahlara sahip tüfekler ayrı birer silah olarak sayılmış. Ayrıca silahların her fraksiyon için ayrı ayrı seviyelendirilmesi gerekiyor. Sınıfları ve silahları 20. seviyeye kadar yükseltebildiğiniz bu gelişim sistemi, o kadar yavaş ilerliyor ki adeta ikinci bir işe girmek gibi hissettiriyor. Ancak en popüler sınıflardan biri olan makineli tüfekte 8. seviyede açılan ve silah tepmesini azaltan Rifle Drill gibi kritik avantajlar gelişim sürecini bir nebze ödüllendirici kılıyor.
Gallipoli içerisindeki silahlı çatışmalar hantal ve yavaş bir tempoda ilerliyor. Bir nişancının en fazla 35 mermisi bulunuyor ve silah doldurma süreleri gerçekçi bir biçimde oldukça uzun. 10 mermili bir tüfeği boşalana kadar ateşlemek tam 16 saniye sürerken, silahı doldurmak 10 saniyenizi alıyor. Yaralandığınızda kanamayı durdurmak 8 saniye, canınızı tamamen doldurmak ise bir 8 saniye daha gerektiriyor. Koşmaktan nefes nefese kaldıysanız, soluğunuzu toplamak 20 saniyeyi buluyor. Bu da tek bir çatışma döngüsünün toplamda 62 saniye sürmesi demek. Silah kurarken veya şarjör değiştirirken koşmaya başlarsanız animasyonunuz kesiliyor ve sıfırdan başlıyorsunuz.
Gallipoli içerisinde kademeli şarjör doldurma sistemi mevcut; yani doldurma işlemini yarıda kesip kaçarsanız, kaldığınız yerden devam etmek için tekrar doldurma tuşuna basmanız gerekiyor. Silah kurma mekanizması da benzer şekilde çalışıyor; baskı altında veya sarsılmış askerlerin mermiyi namluya sürmek için fazladan bir tık yapması gerekebiliyor. Hatta 1911 gibi yarı otomatik tabancalarda kısmi şarjör değişiminde namludaki mermiyi hesaba katan artı bir mekaniğinin olmamasından kaynaklanan küçük gerçekçilik eksikleri de göze çarpıyor. Oyunun vuruş hissiyatı ve balistik yapısı oldukça tatmin edici olsa da eğilme ve silah yaslama gibi modern birinci şahıs nişancı kolaylıklarının bulunmaması çatışmaları bazen düz bir yıpratma savaşına dönüştürüyor.
Görsel açıdan ise yapım tam bir şölen. Harika ışıklandırma efektleri, siperlerin üzerine düşen uzun gölgeler ve kum tepeleri oldukça tehditkar sahneler yaratıyor. Güneşin konumu keskin nişancılığı bile etkiliyor; güneş arkanızda kaldığında dürbününüz parlayarak yerinizi belli ediyor, bu yüzden gölgede kalacak yaratıcı noktalar aramanız gerekiyor. Oyundaki baskı ve sarsılma sistemi ise ekranı sallayarak, renkleri gri ve kırmızıya döndürerek ve silah sarsıntısını elinizde kayan bir anakondaya dönüştürerek siper savaşının o dehşetini harika yansıtıyor. Ancak bu toz ve duman efektleri bazen harita tasarımlarını hiçe sayıp yerin altından çıkabiliyor ve istemciler arasında tam senkronize olmadığı için bir oyuncu düşmanı göremezken diğeri onu rahatça vurabiliyor. Ayrıca bir önceki oyundaki tel üzerinden atlama gibi bazı suistimallerin giderilmesi ve alan savunmasında oyuncu oranı arayan yeni sistemin getirilmesi gibi oynanış dengeleri de takdire şayan.
Taktiksel koordinasyonu kolaylaştırmak adına eklenen işaretçi sistemi, mangaların sızma yaparak ileri noktada doğmasını sağlıyor ve takımların sesli sohbet olmadan bile koordineli çalışmasına yardım ediyor. Gözcülerin dürbünle düşmanı işaretlemesi gibi destek rolleri takımın zaferine büyük katkı sağlasa da skor tablosunda hak ettiği puanı alamıyor, bu da oyuncuları bir süre sonra skor peşinde koşmaya yönlendiriyor Gallipoli içerisinde. Oyuncu sayısının 64’den 50’ye düşürülmesi ise harita büyüklükleri düşünüldüğünde biraz hayal kırıklığı yaratsa da körü körüne tıkanmaları önlemek adına anlaşılır bir karar olmuş.
Gallipoli oyununun konsol ve kontrolcü desteği kelimenin tam anlamıyla dökülüyor. Oyunda %19 oranında devasa bir ölü bölge var ve bunu ayarlardan değiştiremiyorsunuz. Bu durum, hedef alırken yapmanız gereken milimetrik düzeltmeleri ve silahların geri tepmesini kontrol etmeyi tamamen imkansız hale getiriyor. Geliştiriciler nişan yardımı gibi tek oyunculu oyunlardan kalma çözümler sunmuş ama bunlar geri tepme kontrolüne hiçbir fayda sağlamıyor.
Teknik aksaklıklar bununla da bitmiyor; sunucularda arkadaşlarınızla parti kurma sisteminin olmaması, sunucu tarayıcısında sunucu kimliklerinin bulunmaması aynı takıma veya mangaya girmeyi aşırı zorlaştırıyor. Ayrıca çıkış döneminde mermi isabet kaydı sorunları, subayların topçu desteği çağrılarındaki hatalar ve düşman ayak seslerinin duyulmaması gibi can sıkıcı hatalar mevcut. Yine de yapay zekanın siper alabilmesi, sizi canlandırabilmesi ve şaşırtıcı derecede başarılı nişan alabilmesi, boş sunucularda bile oynanabilirliği kurtarıyor.
Özetlemek gerekirse Gallipoli; tüm hantallığına, teknik pürüzlerine ve kontrolcü tarafındaki büyük eksikliklerine rağmen, Birinci Dünya Savaşı’nın o çamurlu ve kanlı atmosferini yaşatmak konusunda son derece dürüst ve cesur bir iş çıkarıyor. BlackMill Games, geçmiş oyunlardan aldığı derslerle seriyi görsel ve atmosferik olarak zirveye taşımış ancak çıkış dönemindeki optimizasyon ve kontrolcü sorunları bu parıltıya biraz gölge düşürüyor.
Eğer klavye ve fareyle oynamayı seven, sabırlı ve siper savaşlarının o amansız ağırlığına kendini bırakmak isteyen bir oyuncuysanız, bu tarihi çarpışmada yerinizi almalısınız. Hele ki Çanakkale ruhunu o cephede bizzat hissetmek isteyen bizler için bu yapım, eksiklerine rağmen arşivde durmayı sonuna kadar hak ediyor.





