İtalyan bağımsız geliştirici Broken Arms Games tarafından yapılan ve Focus Entertainment tarafından piyasaya sürülen BioEden, son yıllarda popülaritesi artan çevre dostu yönetim simülasyonları zincirinin en yeni halkası olarak karşımıza çıkıyor. Gezegenleri yağmalayıp, devasa şehirler kurduğumuz klasik şehir kurma oyunlarının tam aksine, bu yapım bizden her şeyi geri dönüştürmemizi ve doğayı eski haline getirmemizi istiyor. Temel felsefesiyle özellikle 2023 yapımı Terra Nil oyununa oldukça benzeyen BioEden, bu mekanikleri prosedürel olarak üretilen gezegenler, detaylı bir tür kurtarma sistemi ve kalıcı bir yönetim döngüsüyle birleştirerek daha geniş bir kampanya yapısına dönüştürmeyi hedefliyor. Peki, bunu başarabiliyor mu?
Oyunda Cosmic Collective adlı gezegenler arası bir restorasyon örgütü tarafından görevlendirilen bir koruyucu rolünü üstleniyoruz. Büyük Çözülme adındaki ekolojik felaketin ardından harabeye dönmüş, kirli sular ve zehirli dumanlarla kaplı yabancı bir gezegene iniş yapıyoruz. Bu yolculukta bize Charles adında uçan küçük bir robot rehberlik ediyor. Amacımız gezegendeki sanayi atıklarını temizlemek, antik kalıntıları keşfetmek, nehirleri arıtmak ve koruma altındaki biyom kubbelerinde soyu tükenmiş canlı türlerini yeniden üreterek doğaya salmak.
Gezegene ayak bastığımızda yapacağımız ilk iş, etrafa saçılmış molozları ve yıkıntıları tarayıp geri dönüştürmek oluyor. Bu geri dönüşüm işlemi bize Ferrocene, Dinitrogen ve Benzarite gibi bilimkurgu tınılı özel kaynaklar kazandırıyor. Kazandığımız bu hammaddeleri kullanarak gezegenin üzerine iki temel ağ kuruyoruz: elektrik üreten bir güneş enerjisi sistemi ve bu enerjiyi binalara taşıyan bir su şebekesi. Elektrik direkleri ve bağlantı hatlarıyla kurduğumuz bu şebeke, tüm haritayı birbirine bağlıyor ve binaların arz-talep dengesini yönetmemizi sağlıyor.
Ancak buradaki en zekice tasarım tercihi, yaptığımız her yeni binanın gezegenin Kriz Seviyesi’ni ve kirlilik oranını artırması. Yani dünyayı iyileştirmek için inşa ettiğimiz yapılar, aynı zamanda çevreye yük bindiriyor. Bu durum, her önüne geleni inşa etme dürtümüzü dizginleyerek bizi dengeli bir kaynak yönetimine zorluyor. Üstelik görevi tamamladığımızda arkamızda hiçbir iz bırakmamak amacıyla binaları yıktığımızda, yatırdığımız tüm kaynakları eksiksiz geri alabiliyoruz. Bu da dinamik ve sürekli değişen bir şehir planlama süreci doğuruyor.

İşin biyoloji ve ekoloji tarafı ise devasa koruma kubbelerinde şekilleniyor. Bu kubbelerin içine soyu tükenmiş hayvanların DNA örneklerini toplayıp yerleştirdikten sonra kuluçka makinelerinde yumurtadan çıkmalarını sağlıyoruz. Her canlı türünün sıcaklık, nem, bitki örtüsü ve diğer canlılarla etkileşim gibi spesifik yaşam gereksinimleri bulunuyor. Kubbe içindeki kısıtlı altıgen grid alanını en iyi şekilde bölüştürerek hayvanların bölgelerini çakıştırmalı ve onlara konforlu bir yuva sunmalıyız. Canlılar geliştikçe geliş, yerleşim ve çiftleşme olmak üzere üç aşamalı bir süreçten geçiyorlar ve nihayetinde onları vahşi doğaya salarak ekosistemi canlandırıyoruz. Ancak bitki ve hayvanların kubbe içindeki bazı yaşam gereksinimleri bazen birbirleriyle tuhaf bir şekilde çelişebiliyor ve bu da doğal bir ortam yaratmak yerine sistemlerin açığını bulmaya çalışıyormuşuz gibi hissettiriyor.
Geliştiricilerin oyuna çeşitlilik katmak amacıyla eklediği Beş Klan sistemi de bu macera tarzımızı şekillendiren unsurlardan biri. Seçeceğimiz klan, felsefemizi ve başlangıç avantajlarımızı belirliyor. Örneğin, Doğa Klanı haritada daha fazla doğal sığınakla başlarken, Teknoloji Klanı kaynak toplamayı hızlandıran iki adet ekstra drone ile oyuna giriyor. Keşif Klanı daha geniş bir başlangıç alanı ve kendi enerjisini üreten bir antene sahip. Restorasyon Klanı hammadde açısından fakir dünyalara inmesine rağmen yüksek bir başlangıç bonusu alıyor. Mistik Klanı ise kural ve kısıtlamalardan uzak, oyunun sanal alan moduna en yakın ve en rahatlatıcı deneyimini sunuyor.
BioEden oyununun bu harika görünen mekaniklerinin arkasında, deneyimli oyuncuları üzecek ciddi tasarım çatışmaları ve sığlıklar yatıyor. En büyük hayal kırıklığı, oyunun ana kimliği olan canlı yetiştirme sisteminin gezegenin restorasyon mekanikleriyle hiçbir organik bağının olmaması. Kubbelerin içinde yetiştirip doğaya saldığımız hayvanlar, gezegenin kirlilik oranını azaltmıyor veya ekolojik dengesine işlevsel bir katkıda bulunmuyor. Hayvan yetiştirmek adeta kendi içinde dönen, sadece görev listesindeki kutucukları işaretlemeye yarayan dekoratif bir mini oyundan ibaret kalıyor. Bu durum, gerçek bir ekolojik simülasyondan beklenen o zincirleme etkileşim hissini baltalıyor.
Ayrıca BioEden oyununun zorluk seviyesi neredeyse yok denecek kadar az. İlk birkaç teknolojik geliştirmeyi, özellikle de enerji üretimi ve bağlantı hatlarının ilk seviye yükseltmesini açtıktan sonra, hiçbir kriz uyarısı almadan tamamen kendi kendine yeten devasa şebekeler kurabiliyorsunuz. Kampanyadaki görev hedefleri son derece jenerik kalıyor ve bir kez sistemi kavradıktan sonra oyun tüm kartlarını açık etmiş oluyor. Yeniden oynanabilirlik oranı oldukça düşük; klanların sunduğu farklılıklar sadece ufak tefek sayısal bonuslar ve önemsiz diyalog değişimlerinden ibaret kalıyor. Oyunda gerçek bir serbest oyun modunun olmaması da bu tekrar oynama isteğini köreltiyor.

Teknik ve kullanıcı deneyimi açısından da can sıkan bazı pürüzler mevcut. BioEden oyununun PlayStation 5 Pro sürümünde ve PC sürümünde kontrolcü kullanırken nesneleri grid üzerine yerleştirmek, kamerayı serbestçe döndürememek ve arayüzdeki hassasiyet eksikliği can sıkıcı bir hantallık yaratıyor. Ayrıca oyunda bir otomatik kaydetme özelliğinin bulunmaması büyük bir hata; klan görevi bittiğinde oyun sizi doğrudan ana menüye atıyor ve eğer manuel kaydetmediyseniz saatlerce süren emeğiniz boşa gidebiliyor ne yazık ki.
Su temizleme sisteminin göl ve nehir olarak ikiye bölünmüş olması yüzünden eğitim bölümünü %100 tamamlamak imkansız hale geliyor. Ekranın üzerinde binaların sınırlarını gösteren katmanların olmaması ve anten kapsama alanı renginin sisli havada neredeyse görünmez olması gibi kullanıcı arayüzü eksiklikleri de var. Kaynak tükendiğinde veya bir kalıntı keşfedildiğinde kameranın aniden oyuncunun kontrolünden çıkıp o bölgeye odaklanması da oyun akışını baltalıyor.
Bütün bu eksiklere rağmen BioEden oyununun hakkını vermek gereken şahane bir tarafı var: Sanat tasarımı ve üretim felsefesi. Sektörün neredeyse tamamımın yapay zeka araçlarını kullandığı 2026 yılında, Broken Arms Games oyundaki tüm çevre tasarımlarını, görselleri ve o tuhaf, sevimli melez canlı tasarımlarını tamamen insan eliyle, geleneksel yöntemlerle çizdiklerini gururla belirtiyor.
Bu durum oyuna algoritmik pürüzsüzlükten uzak, son derece samimi, karakter sahibi ve özel bir estetik ruh katıyor. Gri, kirli ve ölü bir dünyayı temizledikçe toprağın yeşile dönmesini, suların berraklaşmasını ve doğanın canlanmasını izlemek, sakin soundscape müzikleri eşliğinde gerçekten meditatif ve dinlendirici bir terapiye dönüşüyor.

Toparlamak gerekirse, BioEden uygun fiyatıyla, özellikle strateji türüne yeni adım atmak isteyen veya stres atmalık, dinlendirici bir deneyim arayan oyuncular için harika bir giriş kapısı sunuyor bence. Ancak derin mekanikler, karmaşık biyolojik sistemler ve yüksek zorluk seviyesi arayan tecrübeli strateji kurtlarını tatmin etmekten oldukça uzak. Eğer beklentilerinizi doğru ayarlar ve bu sakin doğa sözleşmesini kabul ederek ekran başına geçerseniz, BioEden size birkaç akşam boyunca keyifli ve çevre dostu bir kaçış sunacaktır.





