Hiç yoktan bir anda Japonya temalı bolca oyun birikti elimde. Neverness to Everness ve Forza Horizon 6 derken Tokyo’yu birden farklı şekillerde görmüştüm. Şimdi, üçüncü oyunu ile birlikte Coffee Talk serisi de bizleri aynı şehirde ağırlıyor. Ben aslında görsel roman ve benzeri tarzda oyunlar oynamayı bırakalı biraz oldu; nedendir bilmiyorum ama artık eskisi gibi ilgimi çekmiyorlar. Muhtemelen zaman bulamıyorum. Neyse, Coffee Talk Tokyo, kesinlikle böyle bir oyun olmadı ve hikayeyi başlattığım andan itibaren ekrana kitlendim ve kendimi evimde hissettim.

Aslında hiç de evimde değilim. Coffee Talk Tokyo içerisindeki ana karakterimiz, önceki oyunlardaki karakter değil. Kafenin, Seattle içerisindeki orijinal kafe ile bir alakası yok ama bir şekilde aynı isme sahipler ve sahibi (biz) de aynı kafada. Bunlar belki oyunun en sonunda veya dijital delüks sürümündeki prolog bölümünde anlatılıyordur ama bu satırları yazdığım sırada henüz finali görmedim ve prolog bölümünü de satın alıp, oynamadım. Ben şahsen aynı karakter ve kafenin devam etmesini, Tokyo’da şube açmış olmayı tercih ederdim. Zaten geri dönen karakterler de var…

Tabii ki hiçbir şekilde spoiler vermeyeceğim ama ilk iki oyundan bazı karakterlerin geri dönmesi beni çok mutlu etti. Aynı zamanda da üzdü; ben onları tanıyordum, hikayelerinin geçmişini biliyordum ama oyunun hikayesinde bilmiyorduk. Yeni bir ana karakterdik daha önce de söylediğim gibi… Bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Ayrıca, oyunun ilk iki gününde yeni karakterlerin de biraz klişe ve yüzeysel olduğunu düşündüm ama üçüncü günden itibaren bu fikrim değişti. Belki hikayeler yine klişe ama karakterler o karar gerçekçi yazılmış ki olayların klişe olup, olmaması fark etmiyor.

Coffee Talk Tokyo, ilk iki oyuna kıyasla çok büyük bir yenilik sunmuyor. Yani, yine kafemizin başındayız, işletmenin sahibiyiz ve gelen ziyaretçilerimize kahveler yapıyoruz. Eğer doğru kahveler yaparsak, hikaye olumlu bir şekilde ilerliyor ve iyi sonlara ulaşma yolunda adım atmış oluyoruz. Yanlış içecekler sunmak ise tam tersi bir yola sokuyor bizi. Eğer yanlış hatırlamıyorsam, ikinci oyunda içeceği soğuk veya sıcak olarak seçebilmek yoktu. Bu, oyunun temel yeniliği. Onun haricinde, sosyal medya elementinde ufak tefek yenilikler var ama onlar oyunu etkilemiyor.

Coffee Talk Tokyo gibi bir oyunu oynarken zaten yeniliklere pek bakmıyorsunuz. Almanız gereken şey aslında eski ve/veya yeni karakterler üzerinden hem yeni hikayeler sunulması, hem de eski hikayelerin devam ettirilmesi. Arada sırada geçmiş oyunlara göndermeler yapılırsa da şahane olur. İncelediğim bu yapıt, bunu kesinlikle şahane bir şekilde yapıyor. Karakterler birbirinden benzersiz ve ilgi çekici. Hikayeler de biraz sıkıcı başlasa bile hemen vites attırıyor ve ilgi çekici hale geliyor. Ayrıca oyun eskisi gibi 15 günden oluşuyor; yani öyle çok uzun bir deneyim de değil.

Eğer daha önce herhangi bir Coffee Talk oyununu oynamadıysanız, oynanış şu şekilde işliyor: Kafenizi açıyorsunuz, günü başlatıyorsunuz ve hikayenin akışına uygun bir şekilde her şey işliyor. Karakterler geliyor, görsel roman tarzında onlarla konuşuyorsunuz ve içecek siparişi verdikleri zaman da ona odaklanıp, doğru içeceği yapmaya çalışıyorsunuz. İçecek yaparken öncelikle soğuk veya sıcak seçimi yapıp, elinizin altındaki malzemeleri kullanıyorsunuz. Bunun için temel malzeme, ikinci malzeme ve üçüncü malzeme bulunuyor. Yani, bir içecek üç malzeme ile yapılıyor.

Bu malzemeler tabii ki kahve-kahve-kahve olabiliyor ama kahve-süt-dondurma gibi tarifler de var tabii ki. Ayrıca şimdi içeceklerin sıcak ve soğuk olarak ikiye ayrılması da tariflerin sayısını sanırım iki katına çıkartıyor. Coffee Talk Tokyo, adı üstünde Tokyo’da geçtiği için Japonya’ya özgü birkaç malzememiz de bulunuyor ama dondurma ve kahve gibi daha genel malzemelerimizi de koruyoruz tabii ki. Tarif bilginizi test etmenin en iyi yolu, oyunun “Endless” modu. Bu modda arka arkaya müşteriler geliyor ve herhangi bir hikaye olmadan onların istediği içecekleri yapıyorsunuz.

Müşteriler bazen istedikleri kahvenin tarifini direkt olarak veriyor, bazen ise “tatlı olsun” veya “sütlü ve ekşi olsun” gibi daha işleri karmaşıklaştıran isteklere sahip oluyorlar. Oyunun zorluğu da hem hikaye modunda, hem de Endless modunda buradan geliyor. Eğer tatlılığı veremezseniz, hikaye modunda karakterin morali bozuluyor ve hikaye negatif yönde ilerlemeye başlıyor. Endless modda ise başarısız oluyorsunuz. Bu yüzden oyunu tekrar ve tekrar oynamaya veya yanınızda rehber bulundurmaya şimdiden hazırlanın derim ben efendim.

Coffee Talk Tokyo, sadece hikayesini ele aldığınız zaman en fazla 10 saate kadar uzatabileceğiniz bir hikaye sunuyor. Yalnız, tüm başarımları almak veya tüm sonları görmek istiyorsanız, oyunu birden fazla kez bitirmeniz gerekiyor. Bu durumda tahmin ediyorum ki sizi 20 saatlik bir deneyim bekliyor ama şöyle bir güzellik var: Oyun, daha önce gördüğünüz diyalogları hızlı bir şekilde geçmenize izin veriyor, yeni diyalog geldiğinde ise duruyor. Bu noktada keşke aynı şey animasyonlar için de geçerli olsaydı diye düşündüm. Yazılar akıyor ama animasyonlar bir anda her şeyi durduruyor ve normal hızda ilerliyor. Animasyon bitince tekrar hızlanıyor oyun.

Her şeyi optimize ederseniz, dört kere oynayarak her şeyi görmüş oluyorsunuz sanırım ama bu büyük bir planlama gerektiriyor. Oyundaki her bir karakterin 2 ila 4 arasında sonu bulunuyor. Bu, tekrar oynanabilirliği arttırıyor kesinlikle ama benim sevdiğim bir tarz değil bu. Yani, ben bu tip hikaye ağırlıklı oyunlarda bir kere oynamayı ve seçimlerimle yaşamayı tercih ediyorum. Benim kafamda ilk oyunumda yaptığım her seçim canon ve diğer seçimleri görmek, diğer finallere tanık olmak biraz o fikri bozuyor. O yüzden de Coffee Talk Tokyo gibi oyunlarda genellikle platin kupa avlamak istemiyorum, oynadığım ile kalmak istiyorum.

Coffee Talk Tokyo oyununu oynadığımdan da kesinlikle çok memnun kaldım. Daha önce de söylediğim gibi karakterler ve hikayeleri serinin tuttuğu çıtaya tam uygun. Aynı şey oyunun piksel sanatı kullanılarak yapılan görselliği ve müzikleri için de geçerli. Görsellik ilk iki oyun ile aynı seviyede ama biraz daha detaylı gibi. En iyi iyileştirmeleri ışıklandırmalar almış bence. Müzikler ise lo-fi tazında, enstrümantal bir şekilde sunuluyor. Oyunun temasına tamamen uygun her şey.

Özellikle de ilk iki oyunu oynadıysanız veya görsel roman tipinden hoşlanıyorsanız, Coffee Talk Tokyo oyununu sizlere gözüm kapalı bir şekilde önerebilirim. Oyunun fiyatı da ayrıca yeterince uygun, özellikle de Steam üzerinde. PlayStation üzerinde tahmin edersiniz ki oyun daha pahalı. Ben bu deneyimi yaşadığımdan en ufak bir şekilde pişman olmadım, tam tersine iki gecem şenlendi, çoğu zaman da duygulandım. Bu yüzden, Coffee Talk Tokyo kesinlikle önerdiğim bir oyun.

Coffee Talk Tokyo

10
Tür: Görsel Roman, Zengin Hikâye, İç Isıtıcı
Platform: PC, PlayStation 5, Xbox Series S, Xbox Series X, Nintendo Switch
Mod: Tek Oyunculu

Artılar

  • Birbirinden farklı, zengin, derin ve ilgi çekici karakterler.
  • Her bir karakterin sunduğu farklı ve anlamlı hikayeler.
  • Piksel sanatı temelli görsellik, özellikle de kahve tasarımları şahane.
  • Atmosfere kusursuz bir şekilde yakışan müzikler.
  • Oynanış tarafında yeterince çeşitlilik var.

Eksiler

  • Erika o kadar tatlı ki oyundan çıkıp, benim çocuğum olsun istedim ve ben aslında çocuk istemiyordum.