Sinematik platform türü son yıllarda bağımsız geliştiricilerin elinde adeta duygusal birer sanat eserine dönüşmeye başladı ve bu akımın en yeni temsilcisi de karşımızda duruyor. Lifeline Games tarafından geliştirilen ve Dear Villagers tarafından yayımlanan Deer & Boy, bizleri kelimelerin ve diyalogların tamamen devre dışı bırakıldığı, saf duyguya dayalı bir büyüme ve iyileşme hikayesinin tam ortasına davet ediyor. Çıktığımız bu sessiz serüvende, içsel acılarını geride bırakmaya çalışan iki yalnız ruhun dokunaklı dostluğuna tanıklık ediyor ve onların adımlarına ortak oluyoruz.

Eğer daha önce Limbo, Inside veya Little Nightmares gibi atmosferik yapımları oynadıysanız, bu oyunun dünyası size hiç de yabancı gelmeyecektir. Temelde iki boyutlu bir platform düzleminde ilerlediğimiz Deer & Boy, arka plan derinliğini hissettiren iki buçuk boyutlu görselliğiyle aslında tamamen deneyim odaklı bir oynanış kurguluyor. Yapım boyunca çocuğun çevikliğinden yararlanarak engelleri aşarken, bir yandan da yol arkadaşımız olan minik geyiğin yardımıyla çevresel bulmacaları çözmeye ve bizi kovalayan karanlıktan kaçmaya çalışıyoruz.

Hikayemiz, gecenin karanlığında evinden kaçan ve geçmişindeki derin bir acının yasını tutan küçük bir çocuğun ıssız bir yolda yalnız kalmasıyla başlıyor. Bu kaçış esnasında sürüsünü kaybetmiş minik bir yavru geyikle yolları kesişen kahramanımız, Deer & Boy serüveninin o melankolik tonunu hemen hissettiriyor. Oyunda hiçbir konuşma veya altyazı bulunmaması, her duyguyu karakterlerin muazzam animasyonlarından ve yüz ifadelerinden okumamızı gerektiriyor ki bu sessiz anlatım tarzı anlatılmak istenen dramı kelimelerden çok daha güçlü kılmayı başarıyor.

Evinden kaçan yalnız bir çocuğun gözünden dünyaya baktığımız için çevremizdeki neredeyse her insan bizim için potansiyel bir tehlike unsuru haline geliyor. Sokaklarda asılı kayıp ilanları, bizi arayan polisler ve inşaatlarda çalışan işçiler Deer & Boy dünyasında sürekli tetikte olmamızı gerektiren birer kaçış sekansı. İnsanların soğuk ve gri dünyasından uzaklaşıp geyikle birlikte doğanın kucağına sığınmak, oyunun ilk yarısındaki gerilimli atmosferi başarıyla dengeliyor.

Çocuğun tek başına son derece çevik olduğu ve engelleri Prince of Persia benzeri bir rahatlıkla aşabildiği oyunda, asıl amacımız bu minik dostumuzu geride bırakmamak üzerine kurulmuş. Deer & Boy oyununu oynarken küçük geyiği sırt çantamıza koyup taşımak hareket kabiliyetimizi ve zıplama mesafemizi kısıtladığı için oynanışta sürekli geyiği nereye bırakacağımızı hesaplıyoruz. Platformları aşmak, vagonları itmek veya kapıları açmak için bu tatlı dostumuzu çantadan çıkarıp, onunla koordineli çalışmak harika bir asimetrik ilişki ortaya çıkarıyor.

Geyiğin gelişim süreci ve aralarındaki güç dengesinin oyun boyunca sürekli değişmesi, oynanışa dinamizm katan en özel detaylardan biri olmuş. Başlangıçta çocuğun sırtında taşıdığı korumasız bir bebek olan geyik, Deer & Boy oyunu ilerledikçe büyüyor, serbestçe koşmaya başlıyor ve çocukla tamamen eşit bir ortak haline geliyor. Geyiğin büyüdükçe kazandığı ve sonrasında kaybettiği doğaüstü yetenekler, karakterimizin çocukla olan bağını ve duygusal olgunlaşmasını mekanik düzeyde de son derece başarılı şekilde temsil ediyor.

Yolculuğumuz boyunca geyiğin kazandığı en önemli yeteneklerden biri, etraftaki bitkileri ve canlıları ele geçiren o tekinsiz mor yozlaşmayı temizleyen mavi enerji gücü oluyor. Bu gücü kullanmak için Deer & Boy oyununun dünyasında geyiğe komutlar veriyor ve boynuzlarından süzülen mavi ışıkla yolları açmaya çalışıyoruz efendim. Bu doğaüstü gücün kullanımı sonrasında geyiğin yorulması ve boynuzlarındaki ışıkların sönerek yavaşça şarj olması, ekranda hiçbir kullanıcı arayüzü olmadan tamamen görsel ipuçlarıyla oyuncuya aktarılıyor.

Ne var ki oyunun bulmaca tasarımı ve gizlilik aşamaları, görsellikteki o muazzam yaratıcılığın ve özgünlüğün gerisinde kalarak can sıkıcı bir tekrara düşüyor zamanla. Dev yaratıkların kafalarını çevirmesini bekleyip arkalarından sessizce sızmaya çalıştığımız gizlilik sahneleri, Deer & Boy boyunca o kadar çok karşımıza çıkıyor ki bir süre sonra ezberden oynamaya başlıyorsunuz. Aynı şekilde sürekli soldan sağa doğru koşan amansız bir tehlikeden kaçtığımız kovalama sekansları da türün diğer örneklerinden fazla esinlenildiği hissini uyandırıyor.

Sık yerleştirilen dost canlısı kontrol noktaları ve çözümü için yalnızca birkaç basit seçeneğe sahip olduğumuz bulmacalar, oyunu türün deneyimli isimleri için biraz fazla kolay kılıyor. Herhangi bir zorluk eşiği barındırmayan Deer & Boy, bulmaca çözmekten ziyade atmosferi deneyimlemenizi isteyen, kas hafızasıyla kolayca bitirilebilecek bir halde. Bu durum, oyunu türe yeni adım atacak oyuncular için hoş bir giriş noktası yapsa da dişli mücadele arayanları tatmin etmeyecektir.

Oynanıştaki bu kolaya kaçma durumunu tamamen affettiren unsur ise Deer & Boy oyununun sanat yönetimi ve görsel sunumunun büyüleyici kalitesi oldu. Karakter animasyonlarının akıcılığı, ormanın içinden süzülen güneş ışıkları ve masalsı gölgelendirmeler adeta yüksek bütçeli bir animasyon filmi izliyormuş hissi yaratıyor. Geyiğin çocuğun omzuna başını yasladığı anlar veya ateş böceklerinin gökyüzünü kapladığı sahneler, sessizce içinize işleyen muazzam bir duygusal derinlik sunuyor.

Görsel şöleni tamamlayan en önemli unsur ise tamamı gerçek yaylılar, piyano ve üflemeli çalgılar kullanılarak kaydedilmiş o hüzünlü ve etkileyici orkestral müzikler oluyor. Deer & Boy oyununun melodileri en gergin anlarda davullarla coşarken, sessiz sakin anlarda ise kemanın o melankolik sesiyle içinize işlemeyi çok iyi başarıyor. Geyiğin çıkardığı o ince çığlıklar veya çocuğun nefes nefese kalma sesleri gibi detaylı ses tasarımları, bu sessiz dünyayı adeta canlı hissettiriyor.

Yine de hikaye anlatımının son bölümlerde Inside benzeri endüstriyel alanlara kayması ve final sekansının Alan Wake havası taşıması Deer & Boy oyununun özgünlüğüne biraz fazla zarar veriyor. Duygusal zirve noktasının Brothers: A Tale of Two Sons oyununa aşırı benzemesi, yolculuğun nereye varacağını çok önceden tahmin etmenize yol açıyor. Sonuç olarak, oynanışta daha fazla özgünlük arayanları şaşırtmasa da bu masalsı ve dürüst dostluk hikayesi yaşattığı yoğun duygusal anlarla kesinlikle kalbinize dokunmayı başarıyor.

Deer & Boy

8
Tür: Macera, Platform, Bulmaca, Sinematik, Aksiyon
Platform: PC, PlayStation 5, Xbox Series S, Xbox Series X, Nintendo Switch
Mod: Tek Oyunculu

Artılar

  • Karakterler arasında kurulan sessiz ve son derece derin duygusal bağ.
  • Geyiğin büyümesiyle birlikte değişen asimetrik oynanış dinamikleri.
  • Tamamı gerçek enstrümanlarla kaydedilmiş büyüleyici ve hüzünlü orkestral müzikler.
  • Masalsı bir animasyon filmini andıran şahane sanat yönetimi ve çevre tasarımları.
  • Sık yerleştirilen dost canlısı kontrol noktalarıyla akıcı ve yormayan ilerleyiş.

Eksiler

  • Ait olduğu türün devlerinden fazla ödünç alınmış tanıdık sahneler.
  • Bulmaca zorluğunun deneyimli platform oyuncularını tatmin etmeyecek kadar basit olması.
  • Gizlilik ve kovalamaca sekanslarının oyun boyunca çok sık tekrar etmesi.
  • Geyiğin yapay zekasındaki ufak tefek takılmalar ve komutları bazen algılamaması.

Etiketler: