Sinematik platformların ardından bu kez yönümüzü tamamen nostaljik bir dünyaya çeviriyoruz ve karşımıza çıkan Dark Scrolls isimli bu yeni yapımı enine boyuna masaya yatırıyoruz efendim. Doinksoft ekibinin elinden çıkan bu video oyunu, bizleri sekiz bitlik dönemin o tanıdık ve acımasız atmosferine götüren otomatik ekran kaydırmalı bir aksiyon ve platform oyunu olarak tanımlanabilir. Gauntlet, The Legend of Zelda ve Ghosts ‘N Goblins gibi klasiklerin DNA’sını bünyesinde barındıran bu yapım, günümüzün kaçınılmaz trendi olan rogue-like elementlerini de formülüne ekleyerek nostaljiyi modern zorluklarla harmanlamayı hedefliyor.
Oyuna ilk adım attığımızda kontrol edebileceğimiz üç farklı kahraman bulunuyor fakat ilerledikçe bu kadroyu dokuz oynanabilir karaktere kadar genişletebiliyoruz. Dark Scrolls oyununun oynanış şeması son derece sade tutulmuş ve temel olarak yalnızca üç buton üzerine inşa edilmiş. Karakterlerimizle zıplayıp, çift zıplama yapabiliyor, ana saldırımızı gerçekleştirebiliyor ve enerjimiz dolduğunda her kahramanın kendine özel olan süper yeteneğini aktif hale getirebiliyoruz.
Kahramanların yetenekleri arasındaki dengesizlikler ise Dark Scrolls deneyimini doğrudan etkileyen unsurların başında geliyor. Örneğin, menzilli saldırılar yapan büyücü ile oynamak güvenli gelse de vuruş gücü barbar karakterine kıyasla oldukça zayıf kalıyor. Baltalarını kavisli atan barbarın çift zıplama sonrasında yaptığı yere çakılma hareketi ise karakteri hem vuruş hem de toparlanma anında tamamen hasarsız kılıyor ki bu açık oyunun tüm zorluk dengesini bir anda ortadan kaldırıyor.
İlerledikçe canavarları tokatlayarak ekranın üstündeki yıldız göstergesini dolduruyor ve süper yeteneklerimizi aktif hale getiriyoruz. Dark Scrolls oyunu içindeki bu sistem, kazandığımız paralarla dükkandan satın aldığımız güçlendirmelerin sadece bu bar dolarken veya boşalırken aktifleşmesi gibi ilginç bir yapı sunuyor. Büyücüyle etrafımızda dönen koruyucu küreler yaratırken hırsızla görünmez olabiliyoruz ancak bu pasif geliştirmelerin sonraki aşamalarda çok pahalılaşması can sıkıcı bir hal alıyor. Oyun, biraz fazla “grind” istiyor gibi hissettim ben.
Rogue-like yapısı gereği tek bir canla oynadığımız bu serüvende en ufak bir zıplama hatası yarım saatlik emeğinizi çöpe atabiliyor. Dark Scrolls oyununun harita tasarımı prosedürel olarak rastgele üretilse de ne yazık ki her aşamada kendisini tekrar ediyormuş gibi hissettiriyor. Oyunun asıl amacı olan karanlık parşömenleri elde etmek için ise her başarılı turun sonunda kazandığımız anahtar benzeri nesnelerle haritada yeni yollar açıp oyuna tekrar başlamamız gerekiyor.
Sekiz farklı bölümden oluşan haritada ilerlerken her seviyenin üçte birlik bölümünde ekranın kayması aniden duruyor ve kendimizi bir düşman kuşatmasının ortasında buluyoruz. Dark Scrolls içerisindeki bu zorlu arenaları kısıtlı süre içinde temizlemeyi başarırsak hem değerli altınlar kazanıyor, hem de bölümün orta kısmını tamamen atlamamızı sağlayan bir topu aktif hale getiriyoruz. Bu sistem tehlikeli aşamaları pas geçmek adına oyuncuya oldukça mantıklı ve adil bir ödül mekanizması sunuyor. Oyunun en sevdiğim yanlarından biri bu oldu.
Öldüğümüz zaman topladığımız skorlar ise mavi taşlara dönüşüyor ve bu taşları merkez kasabasında kalıcı geliştirmeler satın almak için harcıyoruz. Kasabadaki dükkana yeni pasifler ekleyebiliyor veya yüz mavi taş biriktirerek peynir sever gizli bir karakteri açabiliyoruz. Ancak bir turda yalnızca üç veya beş taş kazanabildiğimiz düşünüldüğünde yeni karakterleri açmanın gereksiz derecede uzun süren yorucu bir taş öğütme sürecine dönüştüğünü belirtmek gerekiyor.
Geliştirici ekibin bir önceki pürüzsüz Metroidvania oyunu olan Gato Roboto ile kıyaslandığında bu yapımın kontrolleri maalesef çok daha hantal hissettiriyor. Dark Scrolls kontrollerindeki bu esneklik eksikliği özellikle hassas platform ögelerinde ve zıplama platformlarında saç baş yoldurabiliyor. Karakterin zıplama esnasında ekranın en üst sınırına çarptığında aniden yana doğru sertçe savrulması düşman kalabalığının ortasında kaçınılmaz hasarlar almanıza yol açıyor.
Görsel açıdan nostaljiyi iliklerinize kadar hissettirmek isteyen yapım çocukluğumuzun o basit piksel tasarımlarına sadık kalıyor. Dark Scrolls oyununun görselleri çekici olmasa da ekranda neyin ne olduğunu rahatça seçebilmenizi sağlayacak temiz bir okunabilirlik sunuyor. Karakter modellerinin ve düşmanların arka planla karışmaması sayesinde savaş anlarında görsel bir kaos yaşamıyoruz ancak bu minimalist tasarımın modern retro oyunların estetik kalitesinden uzak kaldığı da bir gerçek.
Görsel okunabilirliğin aksine oyunun ses tasarımı kulakları tırmalayan yapısıyla beni oldukça rahatsız etmeyi başardı. Dark Scrolls, ses efektlerindeki o teneke benzeri tiz ve patlayan dijital gürültüler bir süre sonra o kadar çekilmez oldu ki çareyi ana menüden sesleri kısmakta buldum. Bölüm müzikleri fena olmasa da aynı aşamaları defalarca oynamak zorunda kaldığımız bu yapıda melodiler de bir süre sonra hafızanızda yer etmeyen jenerik birer gürültüye dönüşüyor.
Tüm bu eksikliklerin yanında oyunun PC sürümünde bulut kayıt desteğinin olmaması ve can sıkan bazı teknik hatalar can sıkıyor. Dark Scrolls oyunu deneyimim boyunca karşılaştığım en büyük hata ise bazı bölüm sonu canavarlarını yendikten sonra haritanın kaymaya devam etmemesi ve karakterimin ekranda sıkışıp kalması oldu. Devam etmemizi gösteren ok işareti çıksa bile oyun ilerlemediği için turlarımı kapatıp ana menüye dönmek zorunda kaldım.
Toparlamak gerekirse, arkadaşınızla birlikte yerel veya çevrimiçi olarak oynamadığınız sürece bu nostaljik yolculuktan keyif almanız oldukça zor görünüyor. Dark Scrolls sunduğu ilginç fikirleri hantal kontroller, zayıf ses tasarımları ve aşırı tekrar eden yapısıyla harcayarak dürüst olmak gerekirse bende hayal kırıklığı yarattı. Eski klasiklere selam gönderen ama onların kalıcılığını sağlayan o cilalı oynanış kalitesini yakalayamayan, ancak büyük bir indirim döneminde şans verilebilecek ortalama bir bağımsız deneme olmuş.





