Eylül 2025 içerisinde bilgisayarlara gelen, Steam üzerinde 25 binden fazla çok olumlu inceleme alan ve Xbox ile mobil dahil 3 platformda 5 milyon oyuncuya ulaşan CloverPit, nihayet 13 Ağustos 2026 tarihinde Nintendo Switch, Nintendo Switch 2, PlayStation 5 ve PlayStation 4 için çıkışını gerçekleştirdi. Ben de bu oyunda, şans ile stratejinin tekinsiz bir korku atmosferinde harmanlandığı tuhaf bir slot makinesi roguelike deneyimi yaşadım. Eğer ki Balatro, Buckshot Roulette, Luck be a Landlord, Dungeons & Degenerate Gamblers veya geliştiricinin kendi oyunu olan Yellow Taxi Goes Vroom gibi bağımsız işleri sevdiyseniz, CloverPit oyununu kesinlikle radarınıza almalısınız.

Oyunda kendimi cehennemi andıran, pikselli, kanlı ve basık bir hücrede hapsedilmiş buldum. Karşımda duran lanetli bir slot makinesini çevirerek sürekli artan bir borcu, yani deadline adı verilen hedef ödemeleri tamamlamak zorundaydım. Belirlenen tur sınırında borcumu ödeyemediğim zaman altımdaki ızgara kapak açıldı ve sonsuz karanlığa, ölüme doğru düştüm. Normalde gerçek hayatta kumar oynamaktan nefret ederim ama bu oyundaki lanetli slot makinesinin başına oturduğumda işlerin tamamen değiştiğini fark ettim. Geliştiricilerin, Steam sayfasına CloverPit oyununun bir slot makinesi simülatörü olmadığını, bu makinenin kurallarını yıkıp onu yenmek için tasarlandığını ve asla gerçek para istemediğini belirten bir açıklama eklediklerini gördüm. Yani, aslında kumar karşıtı olan bir düşünce de yatıyor oyunun arkasında.

CloverPit oyununun temel döngüsünü kavramak aslında ilk başta son derece basit geldi. Slot makinesinde kiraz, limon, yonca, zil, şanslı yedililer ve elmas gibi klasik semboller yer alıyor. Makinenin solundaki ekranda sembollerin değerleri ile nadirlikleri, sağındaki ekranda ise kazandıran desenlerin ne kadar ödeme yaptığı yazıyor. Varsayılan olarak her turda 3 veya 7 çevrim hakkından birini seçtim. Az çevrim hakkı seçmek tur sonunda fazladan bir yonca bilet kazandırırken, her durumda kazandığım paraları biriktirip borç hedefimi aşmaya çalıştım. Biriktirdiğim paraları faiz getirmesi için bankamatiğe yatırdım, kazandığım yonca biletleriyle de makinenin hemen arkasındaki dükkandan uğurlu tılsımlar satın aldım.

İlk birkaç turda kendimi tamamen makinenin insafına kalmış ve çaresiz hissettim. Kolu sürekli aşağı çekip elmas sırasının gelmesini ummak, roguelike türünün o can sıkıcı rastgeleliğini çok çıplak bir şekilde yüzüme vurdu. Ancak oyunda ilerledikçe şansı kendi lehime bükmenin yollarını keşfettim. Oyunda 150’den fazla uğurlu tılsım ve bonus yer alıyor. Bu tılsımların, tıpkı Balatro oyunundaki Joker kartları gibi çalışarak slot makinesinin kurallarını yıkmama, sembollerin çıkma olasılıklarını değiştirmeme ve devasa puanlar toplamama izin verdiğini gözlemledim. Örneğin, bir turda en nadir sembolleri biriktirip şans bonuslarıyla büyük jackpotları hedeflerken, diğer turda tam tersine çok daha sık çıkan kiraz ve limon sembollerine odaklanıp düşük ama garantili kazançlar sağlayabildim.

Hatta faiz gelirimi artıran ama her tur bu gücü azalarak yok olan tılsımları, belirli desenler geldiğinde faizimin bir kısmını anında ödeyen diğer tılsımlarla birleştirip, harika sinerjiler kurdum. Tılsım çantamın kapasitesi sınırlı olduğu için bazen eskileri feda edip, yenilerini almak gerekti. Bu feda etme anında tılsımların parçalanarak pikselli kanlara dönüşmesi oyuna harika bir tekinsizlik kattı. Ayrıca makinedeki büyük sarı düğmeye basarak bazı sembollerin geçici olarak çok daha sık gelmesini sağladım. Bunların her biri oyuna bir strateji katmanı ekledi.

Sadece tılsımlar da değil, ulaştığım her borç hedefinden sonra odadaki tekerlekli şirin ama korkunç oyuncak telefon çaldı. Bu gizemli telefona cevap verdiğimde karşımdaki gizemli ses bana kritik takaslar sundu. Paramı sıfırlayıp, karşılığında yonca biletlerimi ikiye katladım veya elmasların kalıcı olarak daha sık çıkmasını sağladım. Tabii şansımı denerken büyük riskler de aldım. Eğer slot makinesinde 666 gelirse o tur kazandığım tüm parayı kaybedecektim. Ekranın hemen üzerinde bu lanetli üçlemenin gelme olasılığı sürekli gösterildi ama oyunun kuralları o kadar esnek ki, doğru tılsımlarla 666 kombinasyonunu bile kendi lehime çevirebilecek sinerjiler yaratabildim.

İlerledikçe açılan bellek kartları ise oyunun tur sayılarını, bilet miktarlarını veya kurallarını tamamen değiştirerek bambaşka bir oynanış sundu. Hatta puan sınırlarını zorlamak isteyenler için bir de sonsuz mod bulunuyor. Görsel ve işitsel sunuma da bayıldığımı söylemeliyim. CloverPit, düşük poligonlu retro dokuları, her yere bulaşmış kan ve kir hissiyle bana yoğun bir Buckshot Roulette havası verdi. Odadaki kirli klozet, slot makinesinin altındaki kan birikintisi ve etrafta uçuşan sinekler adeta iç karartıcı bir atmosfer yaratmış. Hatta bu klozete gidip tuvaletimi yaptığımda bir başarım kazandım ki bu detay beni oldukça eğlendirdi.

Slot makinesinin o paslı ve eski görünümüne tezat oluşturan rengarenk ışıkları, jackpot kazandığımda havada uçuşan yıldızlar ve makinenin heyecanlı bir çizgi film karakteri gibi zıplaması çok başarılı bir tezat oluşturdu. Birinci şahıs kamerasının sürekli nefes nefese kalıyormuş gibi sallanması, etraftaki pikselli et dolusu çekmeceler ve gözümün önünden kaçan titrek yazılar bu tekinsizliği artırdı. Arka planda sadece paslı bir vantilatörün uğultusu dönerken, slot makinesinden yükselen o dın, bip ve bup sesleri adeta kulaklarım için birer melodiye dönüştü. Ancak oyunun tüm bu tekinsiz tasarımına ve okült temalı tılsımlarına rağmen, beni Buckshot Roulette oyunundaki gibi gerecek bir korku unsuru bulamadım. Oradaki tetiği çekme anındaki o gerçek korku hissi burada yoktu. Buradaki gerilim daha çok mizahi ve absürt bir dille sunulmuş.

Oyunun her yönü mükemmel değil elbet. CloverPit oldukça kapalı kutu bir oyun. Neredeyse hiç öğretici barındırmıyor ve kullanıcı arayüzü son derece sınırlı. Temel mekanikleri anlamak için içinde bulunduğum odayı dikkatlice incelemek, etrafa bakmak zorunda kaldım. Bu durum bir bulmaca çözer gibi hissettirse de, oyuna yeni başladığım turlarda beni karanlıkta bırakarak canımı sıktı. Diğer bir can sıkıcı nokta ise yeni tılsımların kilitlerini açtıkça dükkandaki seçenek havuzunun çok fazla genişlemesi. Havuz genişledikçe aradığım özel tılsımları bulmak zorlaştı ve stratejilerim şansa teslim olmaya başladı. Oyunun bir diğer zayıf halkası ise hikaye anlatımı.

Inscryption veya Pony Island gibi derin bir gizem ve kaçış hikayesi vadeder gibi görünse de hikaye kırıntıları hiçbir yere varmadı. Farklı sonlara ulaşmak merak uyandırıcı bir keşif sürecinden ziyade sıkıcı bir ameleliğe dönüştü ve final sahneleri çok yetersiz kaldı. Yaklaşık 10 saatlik bir oynanışın ardından oyunun sunabileceği her şeyi gördüğümü ve tüm stratejileri çözdüğümü hissettim. Bu yüzden türün en iyi örneklerindeki o saatlerce süren bir tur daha atma arzusu bu oyunda maalesef uzun ömürlü olamadı. Ayrıca oyunun kapitalizm eleştirisi yapmaya çalışırken kendi içinde hafif bir çelişkiye ve yapaylığa düştüğünü de gözlemledim.

Yine de 6 dolarlık (Steam) son derece makul fiyatı düşünüldüğünde CloverPit kesinlikle şans verilmesi gereken bir yapım. Oyunun PlayStation 5 sürümü tamamen optimize edilmiş şekilde son derece akıcı çalışıyor ve lansman sonrası yayımlanmış tüm güncellemeleri içeriyor. Ayrıca ana oyunla aynı gün satışa sunulan Unholy Fusion isimli ek paket oyuna yeni tılsımlar ve yeni bir son ekleyerek içeriği zenginleştiriyor. Steam Deck üzerinde de harika çalışan bu tekinsiz kumar simülasyonu, devasa roguelike oyunlarının arasında tüketilebilecek harika, kompakt bir çerez olmuş.

Etiketler: