Iron Gate tarafından geliştirilip Coffee Stain Publishing tarafından yayımlanan Valheim, İskandinav mitolojisinden beslenen ve prosedürel olarak üretilen devasa bir dünyada geçen 1 ila 10 kişilik bir açık dünya hayatta kalma ve zanaat oyunu. Yapım, İsveçli komşusu Minecraft oyununun yetişkinlere yönelik ve daha gerçekçi bir sürümünü katıksız bir Viking temasıyla birleştirirken; Enshrouded, Palworld veya Dragonwilds gibi türün sonraki temsilcilerine yol açmış köklü bir tür klasiği.
Valheim içerisinde bir Valkyrie tarafından onuncu dünyaya taşınan düşmüş bir Viking savaşçısını canlandırıyor ve Odin’in düşmanları olan Forsaken adlı bölge patronlarını devirmek için sıfırdan bir hayatta kalma mücadelesine girişiyoruz. Çıplak elle birkaç ağaç kesip, taş toplayarak başladığımız bu dev serüven; biyom biyom ilerledikçe yeni teknolojilerin, silahların ve üretim tariflerinin kilidini açtığımız benzersiz bir döngüye dönüşüyor ve bizi içine başarıyla hapsediyor.
Rastgele oluşturulan bu devasa dünyada ilerlerken, bastonuna yaslanmış Odin’in karanlıkta sizi izlemesine veya fırtınalı havalarda gökyüzünde arabasıyla geçen Thor’a denk gelmek atmosferi inanılmaz yükseltiyor. Munin adlı kuzgunun diyalogları, rün taşları ve her patron zaferinden sonra yatakta uyuyunca devreye giren 2D çizgi ara sahneler hikaye anlatımına hoş bir derinlik katıyor.
Grafiksel olarak düşük poligonlu ve piksel dokulu retro bir görünüm tercih etse de Valheim; büyüleyici ışıklandırmaları, sis efektleri ve rüzgarda sallanan ağaçlarıyla canlı ve masalsı bir dünya sunuyor. Huzurlu Çayırlarda başlayan yolculuk; kara orman, çamur bataklığı, karlı dağlar ve geniş ovalar gibi her biri kendi ekosistemine ve tehditlerine sahip biyomlarla kademeli olarak genişliyor.
Valheim oyununu türevlerinden ayıran en zekice fikir ise yemek sistemi. Oyunda acıkıp ölmek gibi cezalandırıcı bir kural bulunmuyor, ancak midedeki üç yemek yuvası can ve dayanıklılık barının doğrudan sınırını belirliyor. Draugr bağırsaklarından yapılan sosisler, lox eti, kale, poteitr, yulaf ve deniz yılanı çorbası gibi kaliteli yemekler yemek can barınızı iki katına çıkararak mutfağı oyunun en kritik zanaat istasyonu haline getiriyor.
İnşaat tarafında da parçaların fiziksel taşıyıcı desteğe ihtiyaç duyması, 67 derecelik çatı kaplamaları, scalewood ve ashwood ahşap çeşitleri ile kapalı alanlarda duman tahliyesi için baca yapma zorunluluğu gibi detaylar, evi gerçekten fırtınadan korunan sığınak gibi hissettiriyor. Kendi yaptığımız gemiyle rüzgarın yönünü ve dalgaları hesaplayarak açık denizlere açılmak, deniz canavarlarıyla boğuşmak ise nefis bir keşif duygusu veriyor.
Valheim içerisinde hızlı seyahat sağlayan portallar bulunsa da bakır, demir ve gümüş gibi değerli cevherlerin portallardan geçirilememesi, dağ tepelerinden elde edilen gümüşü arabalarla dik yamaçlardan aşağı indirip gemilere yüklemeyi gerektiren yorucu ama tatmin edici bir lojistik süreç yaratıyor. Bu da bence gayet güzel düşünülmüş bir sistem.
Dövüş mekanikleri zamanlamalı savuşturma, kaçınma, kılıç, balta, mızrak, atgeir ve arbalet gibi geniş silah yelpazesiyle hayatta kalma oyunlarının ötesinde bir aksiyon sunuyor. İlerleyen aşamalarda Echo Spike, Spirit Caller, Northern Vengeance ve Lightning Strike gibi büyü asaları, kuşatma araçları, binek olarak kullanılan kurtlar, Lox’lar ve 1.0 ile gelen sığınlar savaşa dahil oluyor. Beş yıllık erken erişimin ardından gelen 1.0 resmi sürümü, maceraya nihai bir son getiren buzlarla kaplı Derin Kuzey biyomunu da Valheim oyununa ekliyor.
Bu dev güncellemeyle Nord, Frostfire ve Thunderblood serisinden 40’tan fazla yeni silah, Protector, Vanguard, Caller ve Lox Fur olmak üzere 4 yeni zırh seti, yüksek yerlere tırmanmayı sağlayan kanca, kar küreği, Jotun işgalleri, Potansiyel Ocağı ve 16 koruma ile savaş idolü gibi tonla yeni içerik geliyor. Haldor’dan alınan envanter cep genişletmeleri, grafiksel çizim mesafesi ayarı, kumaş fizikleri ve dünyayı veri kaybından koruyan gelişmiş kayıt sistemi de teknik tarafı toparlıyor. Maceranın sonunda ise Aesir Geçidi’ni aştıktan sonra nihai patron Kall Fimbulbringer ve Valhalla kapılarına uzanan bitiş sahnesi bizi karşılıyor.
Ancak oyunun bu büyüleyici dünyasının arkasında oyuncuyu ciddi anlamda sınayan bir sürtünme yer alıyor. Özellikle Sisli Topraklar ve Kül Toprakları biyomlarından itibaren oyunun o keyifli havası yerini kafa ağrıtan bir sise, lavlara, bitmek bilmeyen düşman dalgalarına ve yorucu bir kaynak kahrına bırakıyor. Sandıklardan doğrudan zanaat yapamamak, zırhlar için ayrı bir envanter slotunun olmaması ve eşya görünümü değiştirme (transmog) eksikliği 1.0 sürümünde bile duruyor. Neyse ki oyuna eklenen Dünya Değiştiricileri sayesinde kaynak düşme oranlarını 3 katına çıkarabiliyor, portal kısıtlamalarını kapatabiliyor veya zorluğu kendinize göre ayarlayabiliyorsunuz.
Tüm eksilerine, beş yıllık uzun geliştirme sürecine ve oyuncunun zamanına bazen hiç saygı duymayan yapısına rağmen Valheim oyununun 1.0 sürümü, Patrik Jarlestam imzalı huzur verici müzikleri, atmosferi, arkadaş grubuyla yaşanan kalkan duvarı anıları ve zengin mekanikleriyle hayatta kalma türünün mihenk taşları arasında yerini alıyor. Çetin bir savaştan sonra sıcacık kulübene dönüp ateşte et pişirmenin ve yağmur sesini dinlemenin keyfi başka hiçbir oyunda yok. Eğer zamanını adamaya hazırsan ya da yanında omuz omuza savaşacak bir ekibin varsa, Valheim seni Valhalla’nın kapılarına kadar sürecek epik bir Viking macerasına çağırıyor.





