Screamer piyasaya sürüldüğünde, uzun zamandır hasret kaldığımız o saf arcade yarış ruhunu geri getireceğini hemen hissettirdi. Milestone tarafından geliştirilen bu yapım, sadece gaza basıp, birinci olmaya çalıştığınız sıradan bir oyun değil. Blur ve Ridge Racer gibi klasiklerin izinden giden Screamer, yüksek hızlı sürüş dinamiklerini çarpıcı araç savaşlarıyla birleştiriyor. Doksanların ruhunu günümüze taşıyan, neon ışıklarla süslü fütüristik bir dünyada hayatta kalma mücadelesi veriyoruz.
Oyunu ilk defa duyanlar için temel mantığı özetlemek istiyorum: Pistte sadece rakiplerinizi geçmekle kalmıyor, aynı zamanda dövüş oyunu mekaniklerinden ilham alan özel bir sistemle onlarla savaşıyorsunuz. Ekrandaki iki farklı barı yönetmek zorundasınız. Biri hızlanmanızı sağlarken diğeri kalkan ve saldırı yeteneklerinizi dolduruyor. Doğru anda doğru yeteneği kullanarak rakiplerinizi pistin dışına itmek, en az virajları mükemmel dönmek kadar büyük önem taşıyor.
Screamer oyununu oynamaya başladığım ilk anlarda kontrollerin alıştığımız yarış oyunlarından çok farklı olduğunu fark ettim. Geliştirici ekip cesur bir karar alarak çift analog çubuklu bir kontrol şeması tasarlamış. Sol çubukla araca yön verirken sağ çubukla drift açınızı ayarlıyorsunuz. Bu sisteme alışmak biraz zaman alıyor ve başlarda sıkça duvara çarpabiliyorsunuz. Ancak ritmi bir kez yakaladığınızda, araçların o tatmin edici kayma hissiyatı sizi doğrudan içine çekiyor.
Alışma sürecinin zorlu olmasının bir diğer sebebi de oyunun affetmeyen yapısı. Pist kenarındaki bariyerlere çarpmak sadece hızınızı kesmekle kalmıyor, aynı zamanda savaş yeteneklerinizi kullanmanızı sağlayan enerjinizi de sıfırlıyor. Yapay zeka oldukça rekabetçi ve ufak bir hatanızda bile ensenize yapışıyor. Bu yüzden Screamer asla arkanıza yaslanıp dikkatsizce oynayabileceğiniz bir yapım değil. Sürekli tetikte olmalı ve hem hücum hem de savunma stratejileri geliştirmelisiniz.
Oyunun görsel dili kelimenin tam anlamıyla büyüleyici. Yeni nesil grafik motoruyla geliştirilen görsellik, anime estetiğiyle kusursuz bir uyum yakalamış. Araç tasarımlarının her biri, kendine has renk paletleri ve abartılı aerodinamik detaylarıyla o doksanlar ruhunu yansıtıyor. Neon ışıkların yansıdığı ıslak zeminlerde son hızla ilerlerken etraftaki görsel şölen başınızı döndürüyor. Üstelik tüm bu karmaşaya rağmen Screamer inanılmaz derecede akıcı ve pürüzsüz çalışıyor.
Yarış oyunlarında derin bir hikaye anlatımı görmeye pek alışkın değiliz ama bu oyun kuralı tamamen yıkıyor. Yaklaşık yirmi saat süren ana senaryo boyunca beş farklı takımın birbirleriyle olan güç ve intikam mücadelesine tanık oluyoruz. Karakterlerin kendi aralarındaki diyalogları ve özenle hazırlanmış ara sahneler, yarışlara dramatik bir anlam katıyor. Eski bir suç örgütü üyesinden tutun da intikam peşindeki askerlere kadar geniş bir kadro var.
Elbette hikaye anlatımının her noktada kusursuz çalıştığını söyleyemem. Bazen klişelere çok fazla sırt dayıyor ve karakterlerin aşırı dramatik tepkileri bir süre sonra yorucu olabiliyor. Diyalogların akışı bazen gereksiz yere uzuyor ve yarışın o yüksek temposunu yavaşlatıyor. Yine de böylesine adrenalin dolu bir arcade yarış oyununda, karakterlerin motivasyonlarını bilmek ve onlarla bağ kurmak oyun deneyimini kesinlikle bir üst seviyeye taşıyor.
Screamer sadece görsel olarak değil, işitsel anlamda da tam bir başyapıt sayılır. Elektronik müziklerin ağırlıkta olduğu müzik albümü, yarışın temposuna mükemmel ayak uyduruyor. Her bir aracın motor sesi ve aktif vites geçişlerindeki o tok patlama hissi, kulaklıklarınızı taktığınızda sizi koltuğunuza çiviliyor. Çarpışma anlarındaki metalik sesler ve yetenek kullanımındaki görsel efektler, bu karanlık evrenin atmosferini harika bir şekilde tamamlıyor Screamer içerisinde.
Günümüz yarış oyunlarında en çok aradığım ama nadiren bulduğum bir özellik beni gerçekten çok mutlu etti. Screamer, tek ekranda dört oyuncuya kadar destek veren bölünmüş ekran moduna sahip. Arkadaşlarınızı yanınıza alıp aynı koltukta birbirinize roketler atarak yarışmak, eski günlerdeki o saf eğlenceyi birebir sunuyor. Bunun yanı sıra hayatta kalma modu ve çevrimiçi çok oyunculu seçenekler de oyunun ömrünü ciddi anlamda uzatıyor.
Oyunun mekanikleri ve atmosferi ne kadar güçlüyse, pist çeşitliliği konusunda bir o kadar eksik hissettiriyor. Çevre detayları ve tasarımlar muazzam olsa da, farklı mekanların sayısı ne yazık ki yetersiz kalıyor. Uzun soluklu hikaye modunu oynarken aynı virajları ve yolları tekrar tekrar dönmek bir süre sonra görsel bir tekrara düşmenize neden oluyor. Geliştirici ekibin ilerleyen dönemlerde buraya yeni içerikler eklemesini umuyorum.
Eleştirilmesi gereken bir diğer nokta ise kesinlikle oyunun çıkış fiyatı. Yüksek bir fiyat etiketiyle piyasaya sürülen Screamer (Steam üzerinde 60 USD), sunduğu tüm yeniliklere rağmen kendi niş kitlesini zorlayabilir. Bağımsız sayılabilecek bir stüdyonun böylesine kaliteli bir işe imza atması takdire şayan ama bu fiyat politikası pek çok oyuncuyu indirim dönemlerini beklemeye itecektir. Yine de içerik miktarının bu bedeli kısmen haklı çıkardığını söyleyebilirim.
Sonuç olarak Screamer, risk almaktan korkmayan ve türünün sınırlarını zorlayan cesur bir yapım. Klasik yarış dinamiklerini dövüş mekanikleriyle harmanlayan, öğrenmesi zor ama ustalaşması inanılmaz keyifli bir deneyim vadediyor. Ufak tefek hikaye pürüzlerine ve yüksek fiyatına rağmen, arcade yarış türüne taze bir kan getirmeyi başarıyor. Eğer hız tutkunuysanız ve o eski nesil saf aksiyonu özlediyseniz, direksiyonun başına geçmek için hiç beklemeyin.





