Aksiyon ve rol yapma oyunları dünyasında her zaman yeni bir soluğa ihtiyaç duyarız. Uzun zamandır radarımda olan Dragonkin: The Banished ise nihayet piyasaya çıktı ve dünyasına daldım; onlarca saatimi zindanlarda ganimet kovalayarak geçirdim. Bu karanlık ve ejderha kanıyla yıkanmış evren, hem tanıdık hem de oldukça taze hissettiren detaylar barındırıyordu. Beklentilerimi hem aşan, hem de bazen tökezleyen bu macerayı derinlemesine inceleme vakti şimdi geldi.
Peki, bu oyun tam olarak nedir ve bizlere ne vaat ediyor derseniz hemen açıklayayım. Dragonkin: The Banished, izometrik kamera açısına sahip bir aksiyon ve rol yapma oyunudur. Temel yapısı itibarıyla Diablo serisine büyük ölçüde benziyor. Türün hayranları için tanıdık olan kalabalık düşman gruplarını kesme, yetenek ağaçlarında kaybolma ve sürekli daha iyi ekipman bulma döngüsü burada da ana odağımız oluyor ve hızlı bir şekilde kendisine bağımlı bırakıyor.
Dragonkin: The Banished içerisindeki hikaye bizleri ejderhalar tarafından istila edilmiş karanlık bir fantastik dünyaya götürüyor. Dünyayı bu devasa yaratıkların yıkımından kurtarmak için kurulan Ejderha Avcıları loncasının bir parçasıyız. Ana senaryo sizi epik bir anlatıyla pek sarsmıyor olsa da savaşmanız için yeterli motivasyonu sağlıyor. Olay örgüsü çoğu zaman sadece bir sonraki zindana gitmek için bir bahane işlevi görüyor diyebilirim.
Karakter sınıfları bence oyunun en çok parladığı alanlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Ateş tabanlı yetenekleriyle tank görevi gören Şövalye veya uzaktan yıldırımlar yağdıran Kahin gibi farklı seçenekler mevcut. Dragonkin: The Banished oyununu oynadığım süre boyunca her sınıfın kendine has bir ritmi olduğunu fark ettim. Barbar sınıfıyla düşmanların arasına dalıp kaos yaratmak ise tartışmasız en çok keyif aldığım anlardan biriydi.

Savaş mekaniklerinin temeli yüzlerce düşmanı aynı anda ekranda yok etmek üzerine kurulu. Görsel efektler adeta bir şölen sunuyor ve ekranın her köşesinde patlayan yetenekler adrenalini yükseltiyor. Kontrolcü desteğinin çok başarılı olması sayesinde yetenekleri ardı ardına sıralamak oldukça akıcı hissettiriyor konsolda. Ancak saatler ilerledikçe bu görsel şölenin altında yatan bazı temel mekanik eksiklikleri göze çarpmaya başlıyor.
En büyük eleştirim vuruş hissiyatı konusunda olacak. Ekranda devasa bir kılıç savuruyorsunuz ama düşmanlara çarptığında beklediğiniz o tok ve ağır etkiyi tam anlamıyla alamıyorsunuz. Çatışmalar zaman zaman sanki bir hayalete plastik bir sopayla vuruyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Bu durum özellikle büyük bütçeli rakipleriyle kıyaslandığında oyunun ağırlığını biraz hafifletiyor ve savaşların genel tatmin ediciliğini maalesef bir tık aşağıya çekiyor.
Bir diğer yandan Dragonkin: The Banished oyununun en eşsiz ve yenilikçi kısmı ise kesinlikle yetenek ağacı tasarımı. Ancestral Grid adını verdikleri bu altıgen ızgara sistemi karakter geliştirme olayını adeta bir bulmacaya dönüştürüyor. Yetenekleri ve pasif güçlendirmeleri bu ızgara üzerine yerleştirirken yan yana geldikleri yönlere göre farklı sinerjiler elde ediyorsunuz. Başlangıçta biraz kafa karıştırıcı gelse de çözdükçe inanılmaz keyifli bir hal alıyor.
Bu altıgen sistem sayesinde Dragonkin: The Banished devasa bir yapılandırma çeşitliliği sunuyor. Zindanlarda canavar kesmekten çok menülerde vakit geçirip ideal yetenek dizilimini bulmaya çalışırken saatlerimi harcadım ve kesinlikle sıkılmadım. Hangi yeteneğin hangisiyle daha iyi uyum sağladığını test etmek oyunun tekrar oynanabilirliğini inanılmaz derecede artırıyor. Teorik olarak kendi mükemmel savaş makinenizi yaratmak oyunun en tatmin edici yönlerinden biri.

Ganimet sistemi bu türün can damarıdır ve Dragonkin: The Banished içerisinde de bolca eşya düşüyor. Ne yazık ki düşen eşyaların büyük bir kısmı sadece envanterinizde yer kaplayan işe yaramaz kalabalıklardan ibaret. Destansı bir eşya düştüğünde bile o beklediğiniz büyük heyecanı her zaman yaşayamayabiliyorsunuz. Eşyaların istatistikleri çoğu zaman ruhsuz bir kontrol listesi gibi hissettiriyor ve oyun tarzınızı kökten değiştirmiyor.
Elli seviye sınırına ulaştıktan sonra oyun size yepyeni ilerleme sistemleri sunarak canlı kalmayı başarıyor. Sadece karakterinizi değil yanınızdaki ejderhanızı ve merkeziniz olan şehri de geliştirmeye devam ediyorsunuz. Şehir inşa etme mekanikleri çok derin olmasa da karakter gelişimine güzel bir yan hedef ekliyor. Av panoları üzerinden alınan görevler ise oyun sonu içeriklerini destekliyor.
Atmosfer ve görsel tasarım konusunda geliştirici ekip harika bir iş çıkarmış. Gotik mimariyle süslenmiş karanlık ve kirli dünyası Diablo serisinden aldığı ilhamı çok güzel yansıtıyor. Çevre detayları oldukça zengin ve farklı biyomlar arasında dolaşırken görsel bir yorgunluk hissetmiyorsunuz. Bağımsız bir stüdyodan çıkmış olmasına rağmen görselliğiyle büyük bütçeli yapımlara kafa tutabilecek bir potansiyele fazlasıyla sahip.
Yaşam kalitesi özellikleri Dragonkin: The Banished oyununun takdir ettiğim bir diğer noktası oldu. Haritalar büyük ve bazen gezinmesi yorucu olabiliyor ancak hızlı seyahat sistemi hayat kurtarıyor. İstediğiniz an önemli noktalara ışınlanabilmek oyuncunun vaktine saygı duyulduğunu gösteriyor. On bir farklı zorluk seviyesi ayarı sayesinde deneyiminizi kendi oyun tarzınıza göre şekillendirebilmek de erişilebilirlik açısından oldukça büyük bir artı sağlıyor.

Zorluk eğrisi zaman zaman dengesizleşebiliyor ve sizi aniden sınayabiliyor. Bazen ekranı saniyeler içinde temizleyecek kadar güçlü hissederken bir anda zorlu bir düşman karşısında çaresiz kalabiliyorsunuz. Dengelemeler henüz tam oturmamış olsa da bu ani zorluk sıçramaları stratejinizi yeniden gözden geçirmenizi sağlıyor. Başarısız olduğunuzda yetenek ağacınıza dönüp nerede hata yaptığınızı bulmak bu döngünün oldukça eğlenceli bir parçası.
Tek başınıza oynamak keyifli ancak oyunun asıl potansiyeli arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde ortaya çıkıyor. Ekrandaki kaos ortamı farklı sınıfların yetenekleri birleştiğinde gerçek bir görsel şölene dönüşüyor. Bir arkadaşınız düşmanları dondururken sizin ateş toplarıyla aralarına dalmanız inanılmaz bir sinerji yaratıyor. Eğer yanınızda sağlam bir ekibiniz varsa tekrar eden görevler bile bol kahkahalı bir eğlenceye kolayca dönüşebiliyor.
Geliştirici stüdyo önceki oyunlarında edindiği tecrübeleri burada net bir şekilde çok daha ileriye taşımış. Geçmişteki projelerine kıyasla çok daha ayakları yere basan ve ne istediğini bilen bir yapım var karşımızda. Elbette bazı bütçe kısıtlamaları ve küçük teknik pürüzler hissediliyor ancak ekibin bu yeni markayla kendi sınırlarını aştığını ve kesinlikle doğru yolda ilerlediğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Dragonkin: The Banished, türün devlerini belki tahtından edemeyecek olsa da kendi içinde oldukça sağlam bir macera sunmayı başarıyor. Derin yetenek sistemi ve karanlık dünyasıyla aksiyon arayanları uzun süre ekran başına kilitleyecek potansiyele sahip. Eğer zindanlarda kaybolmayı ve kendi karakterinizi yaratmayı seviyorsanız bu dünyaya kesinlikle bir şans vermelisiniz.





