GRIME II adlı yapımın dünyasına adım attığımda beni nelerin beklediğini az çok biliyordum ama oyunun sunduğu derinlik karşısında yine de şaşkınlığımı gizleyemedim. Bu yapım temelde zorlayıcı savaş mekaniklerini harita keşfiyle harmanlayan karanlık bir Metroidvania ve Soulslike kırması olarak karşımıza çıkıyor. İlk oyunu oynamamış olanlar için türü kısaca özetlemem gerekirse, düşmanların saldırılarından kaçındığınız ve devasa bir labirenti andıran haritada yavaş yavaş güçlenerek ilerlediğiniz bir aksiyon oyunu diyebilirim. GRIME II isimli bu yapıt kesinlikle başından sonuna kadar sizi tetikte tutmayı başarıyor.
Oyunun hikayesinde Formless, yani Biçimsiz adı verilen gizemli ve yeni doğmuş bir varlığın kontrolünü elimde tutuyorum. Karakterimin en temel içgüdüsü etrafındaki her şeyi tüketmek ve bu açlık hissi oyunun ana mekaniklerinden birini oluşturuyor. Yolculuğum boyunca karşıma çıkan tuhaf yaratıkları yenmekle kalmıyor aynı zamanda onların yeteneklerini ve formlarını da kendi bedenime katıyorum. Başka oyunlarda pek rastlamadığım bu organik gelişim hissi GRIME II oyununu oynarken bana kendimi gerçekten evrim geçiren bir avcı gibi hissettirdi.

Görsel tasarıma değinmem gerekirse, karşılaştığım manzaranın tam anlamıyla grotesk bir sanat eseri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Etrafımdaki her şey etten kemikten ve devasa ellerden oluşmuş gibi görünüyor ve bu da insanda sürekli bir huzursuzluk hissi yaratıyor. Yeraltı mağaralarından, garip mimarilere sahip antik kalıntılara kadar her bölge kendi içinde eşsiz bir kimlik barındırıyor. Çevre detaylarına bakarken bazen duraksayıp bu tuhaf ve rahatsız edici dünyanın nasıl bu kadar güzel görünebildiğini uzun uzun düşündüm GRIME II içerisinde.
Evrenin arka plan hikayesi oyunun en güçlü yanlarından biri olsa da bunu doğrudan oyuncuya sunmak yerine etrafa gizlemeyi tercih etmişler. Etkileşime girdiğim tuhaf sakinler ve çevresel ipuçları sayesinde bu dünyanın yaratılış sürecine dair oldukça karanlık sırlar keşfettim. Sanatsal bütünlük ve takıntı gibi temalar oyunun her köşesine çok ince detaylarla işlenmiş durumda. GRIME II oyununda haritayı köşe bucak gezerken bulduğum her yeni bilgi kırıntısı zihnimdeki büyük yapbozun bir parçasını daha yerine oturtmamı sağladı.
Büyük bir Metroidvania hayranı olarak GRIME II oyununun haritasının devasa yapısı beni başlangıçta çok heyecanlandırdı. Keşfetmeye değer sayısız gizli geçit ve normalde ulaşması imkansız gibi görünen ödüllerle dolu bir dünya yaratmışlar. Oyunda ilerledikçe kazandığım yeni hareket yetenekleri sayesinde daha önce gidemediğim yerlere dönüp o eksik parçaları tamamlamak harika bir his veriyor. Yine de dürüst olmam gerekirse bazı mağara bölgelerinin birbirine çok benzemesi yüzünden haritada yönümü kaybettiğim ve boş yere dolandığım anlar da oldu.

Savaş sistemi kesinlikle aceleye gelmiyor ve oyuncudan sabırlı bir şekilde rakibinin hareketlerini ezberlemesini talep ediyor. Doğru zamanda yapılan savuşturma hamleleri, yani parry mekaniği hayatta kalmanın en temel kuralı olarak öne çıkıyor. Düşmanın saldırısını tam zamanında engellediğimde hissettiğim o tatmin duygusu gerçekten oyun dünyasındaki en iyi hislerden biri. Hata yaptığımda ise oyun beni anında cezalandırıyor ve hasar aldıktan sonra toparlanmak için bana hiçbir şekilde bir acıma veya ekstra bir süre tanımıyor.
Düşmanları yenip, onları içselleştirme mekaniği GRIME II içerisinde Kalıplar sistemi adı altında çok daha taktiksel bir boyuta taşınmış. Yenildiğim her farklı düşman türü bana yeni bir yetenek havuzu sunuyor ve bu yetenekleri oyun tarzıma göre özelleştirebiliyorum. Geniş silah yelpazesi sayesinde bazen ağır ve yıkıcı vuruşlar yapan devasa bir sopa bazen de çok hızlı saldırabilen kesici aletler kullandım. Hiçbir silahın işe yaramaz hissettirmemesi savaşları sürekli olarak taze tutuyor ve beni yeni taktikler denemeye itiyor. Oyunun bu yönüne bayıldım açıkçası.
Karşılaştığım bölüm sonu canavarları oyunun açık ara en akılda kalıcı ve en çok ter döktüren kısımları oldu. Her biri devasa boyutlara sahip ve sadece kaba kuvvetle yenilemeyecek kadar karmaşık saldırı düzenleri barındırıyorlar. Bazı savaşlarda defalarca öldüm ve sinirlendiğim anlar oldu ancak her ölüm bana rakibimin yeni bir zayıf noktasını öğretti. Sonunda o zorlu rakipleri yere serdiğimde ekrana bakıp derin bir nefes aldığım ve kendimle gurur duyduğum çok an yaşadım.
Savaşırken sadece silahlarıma güvenmek zorunda olmadığımı fark etmek GRIME II deneyimimi çok daha eğlenceli bir hale getirdi. Çevredeki tehlikeleri kendi avantajıma kullanmak oyunun bana sunduğu en yaratıcı savaş taktiklerinden biriydi. Üzerime koşan bir düşmanı zamanlamayı tutturarak dikenli sarmaşıkların üzerine fırlatmak veya altındaki zemini kırıp onu çukura düşürmek oldukça tatmin ediciydi. Platform elementleri ile savaş mekaniklerinin bu kadar pürüzsüz bir şekilde birbirine bağlanması oyunun akıcılığını gerçekten bambaşka bir seviyeye taşıyor.

GRIME II oyununun zayıf bulduğum yönlerinden de dürüstçe bahsetmek zorundayım. Oyun size ne yapmanız gerektiğini veya nereye gitmeniz gerektiğini hiçbir zaman açıkça söylemiyor. Doğrudan bir hikaye anlatımının olmaması bazı anlarda oyun dünyasıyla arama duygusal bir mesafe girmesine sebep oldu. Saatlerce nereye gideceğimi bilemeden aynı koridorlarda koşmak ve yönlendirme eksikliği yüzünden tıkanmak zaman zaman oyun zevkimi baltalayan unsurlar arasında başı çekiyor.
Bunun yanı sıra teknik tarafta da tamamen kusursuz bir deneyim yaşadığımı söylemem maalesef pek mümkün değil. Ekranın çok kalabalıklaştığı veya büyük yeteneklerin kullanıldığı yoğun savaş anlarında bazı anlık takılmalar ve performans düşüşleri gözlemledim. Ayrıca zorluk eğrisi her zaman adil bir şekilde yükselmiyor ve bazen aniden karşınıza çıkan standart bir düşman bile sizi anında yok edebiliyor. Bu dengesiz zorluk artışı sürekli hata yaparak öğrenme mantığını benimsemeyen oyuncular için fazlasıyla yıldırıcı bir deneyim olabilir.
Tüm bu kusurlarına rağmen GRIME II, bence selefinin üzerine koymayı başaran ve kendi karanlık kimliğini cesurca savunan harika bir macera olmuş. Tuhaf sanat tasarımı ve derinleşen dövüş mekanikleri sayesinde ekran başında geçirdiğim onlarca saatin her dakikasına değdiğini düşünüyorum. Eğer ki zorlayıcı aksiyon oyunlarını ve keşfetme hissini seviyorsanız bu grotesk dünyaya kesinlikle bir şans vermelisiniz. Kendi adıma konuşmam gerekirse böylesine yaratıcı ve oyuncunun zekasına saygı duyan bir yapımı oynamış olmaktan büyük bir keyif aldım.





