Karanlık ve gizemli bir adada kayıp bir babanın izini sürmek, hayatta kalma ve korku türünün en sevilen başlangıçlarından biridir. The Occultist de tam olarak bu tanıdık ama etkili temeli kullanarak bizi Godstone Adası ile tanıştırıyor. Birinci şahıs kamera açısıyla oynadığımız bu yapım, klasik savaş mekaniklerinden uzaklaşarak tamamen araştırmaya ve bulmaca çözmeye odaklanan bir paranormal gerilim sunuyor. Sisi ve kasvetiyle The Occultist, bu spesifik türün hayranları için adeta biçilmiş kaftan gibi görünen bir atmosfere ev sahipliği yapıyor.

Oyunda, Alan Rebels adında profesyonel bir paranormal araştırmacıyı kontrol ediyoruz. Amacımız ise sadece babamızın akıbetini öğrenmek değil, aynı zamanda 1950 yılından beri terk edilmiş olan bu lanetli adanın karanlık geçmişini aydınlatmak. The Occultist deneyiminin kalbinde ise tamamen mistik sarkaç mekaniği yatıyor. Karakterimizin yanından ayırmadığı bu özel eşya sayesinde görünmez kan izlerini takip edebiliyor, gizli nesneleri bulabiliyor ve etrafta dolaşan huzursuz ruhlarla etkileşime girebiliyoruz. Bu sarkaç, oyunun dedektiflik hissiyatını güçlendiriyor.

Godstone Adası görsel bir şölen sunma konusunda gerçekten çok iddialı ve oldukça başarılı bir iş çıkarıyor. Gotik mimarinin terk edilmişlikle harmanlandığı sokaklarda gezinirken rüzgarın uğultusunu ve geçmişin ağırlığını iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz. Işıklandırma efektleri ve çevre detayları öylesine ustaca tasarlanmış ki, etrafta hiçbir tehlike olmasa bile kendinizi sürekli bir baskı altında buluyorsunuz. Yetimhanelerden tutun da mısır tarlalarına kadar uzanan bu mekanlar, görsel bir hikaye anlatımı aracı olarak muazzam bir şekilde işliyor.

Oyunun sunduğu hikaye anlatımı da atmosferi destekleyen en önemli sütunlardan biri olarak öne çıkıyor. Babanızın geçmişiyle adadaki eski bir tarikatın tüyler ürpertici ritüelleri arasındaki bağlantıları çözerken kendinizi duygusal bir yolculuğun içinde buluyorsunuz. Parçaları birleştirmek ve cevapları uzun ara sahneler yerine ufak notlar ve çevresel ipuçlarıyla keşfetmek benim çok hoşuma gitti. Oyuncu zekasına saygı duyan bu tarz bir hikaye sunumu, The Occultist oyununun bu evrenini çok daha merak uyandırıcı ve içine çekici kılıyor.

Tüm bu övgülere rağmen The Occultist maalesef kusursuz bir deneyim sunmaktan oldukça uzak kalıyor. Adanın büyük ve keşfedilebilir görünmesine kesinlikle aldanmamalısınız; ilerleyiş aslında fazlasıyla çizgisel bir yapıya sahip. Mısır tarlaları veya geniş avlular gibi alanlarda dolaşırken görünmez duvarlara çarpmak oyunun o harika atmosferini anında zedeleyebiliyor. Özgürlüğünüzün sürekli olarak kısıtlandığını hissetmek ve sadece belirlenen dar patikalarda yürümeye zorlanmak, bir süre sonra o muazzam gerilim hissiyatını sıradan bir yürüyüş simülasyonuna dönüştürüyor.

Ana karakterimiz olan Alan Rebels ise oyunun en zayıf halkalarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bir paranormal araştırmacı olarak karşılaştığı doğaüstü olaylara verdiği tepkiler zaman zaman oldukça yapay hissettirebiliyor ve karakter gelişimi ne yazık ki çok yüzeysel kalıyor. Seslendirme kalitesindeki tutarsızlıklar da karakterle bağ kurmamızı ciddi anlamda zorlaştırıyor. Olayların ciddiyetini yansıtmayan bir ses tonu veya yersiz bir espri, yaratılmaya çalışılan o karanlık ve korkutucu tonu bir anda baltalayarak ciddiyeti ortadan kaldırabiliyor.

Korku unsurları açısından The Occultist daha çok psikolojik gerilime ve yumuşak korku temalarına sırtını dayıyor. Hayatta kalma mücadelesi verirken düşmanlarla savaşmak yerine genellikle onlardan saklanmak veya kaçmak zorundasınız. Ancak peşinize düşen ruhlar veya yaratıklar bir süre sonra korkutucu olmaktan çıkıp, sadece ilerlemenizi yavaşlatan sinir bozucu engellere dönüşüyor. Oyunda gerçek anlamda tüylerinizi diken diken edecek veya koltuğunuzdan zıplatacak o etkili korku anlarının eksikliğini çok net bir şekilde hissediyorsunuz.

Bulmaca tasarımları ise oyunun başlarında sarkaç mekaniği ile birleştiğinde son derece eğlenceli ve yenilikçi hissettiriyor. Ancak hikayenin ortalarına doğru aynı mantığı tekrar tekrar kullanmak durumunda kalıyorsunuz ve bulmacalar kendini tekrar etmeye başlıyor. Üstelik bazı eşyalarla sadece kusursuz bir açıyla durduğunuzda etkileşime girebilmeniz gibi tasarımsal hatalar sabrınızı gerçekten sınayabiliyor. Mantığınızı kullanmaktan ziyade oyunun sizden tam olarak ne istediğini tahmin etmeye çalışmak maalesef ki bulmaca çözme keyfini önemli ölçüde aşağıya çekiyor.

Teknik tarafa baktığımızda oyunun hala bazı cilalanmaya muhtaç yönleri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. PlayStation 5 Pro sürümünde karşılaştığım kare hızı düşüşleri ve performans dalgalanmaları akıcılığı sekteye uğrattı. Karakterin hareketlerindeki hantallık ve çevreyle etkileşime girerken yaşanan çarpışma sorunları, böylesine güzel görünen bir yapımın kalitesine hiç yakışmıyor. Güncellemeler ile çözülebilecek bu tarz teknik aksaklıklar, ne yazık ki ilk çıkış döneminde oyuncu deneyimini olumsuz etkileyen önemli faktörler arasında üst sıralarda yer alıyor.

Yine de adaletsizlik etmemek gerekiyor; bağımsız bir stüdyonun ilk büyük projelerinden biri olarak The Occultist kesinlikle potansiyel barındırıyor. Tüm eksikliklerine rağmen sarkaç mekaniğinin getirdiği yenilikçi bakış açısı ve hikayenin sonuna kadar koruduğu o merak duygusu oyunu oynanabilir kılıyor. Oynanış süresinin çok uzun olmaması, hataların ve tekrara düşen yapıların dayanılmaz boyutlara ulaşmasını engelliyor. Eğer türün sadık bir hayranıysanız, bu kısa süreli macerada hoşunuza gidecek detaylar bulmanız son derece olasıdır.

Oyunun ses tasarımı ise görselliğin yarattığı o karanlık havayı olumlu anlamda pekiştiren bir başka detay. Çevreden gelen çıtırtılar, uzaktan duyulan ayak sesleri ve tekinsiz fısıltılar kulaklık ile oynandığında harika bir gerilim katmanı yaratıyor ama sürekli olarak arkaplanda çalan ve sebebi tam açıklanmayan o kalp atışı efekti bir noktadan sonra sadece baş ağrısı yapmaya başlıyor. Ses yönetimi başarılı olsa da, gerilimi tırmandırmak adına yapılan bazı hamleler hedefini şaşırıyor.

Sonuç olarak The Occultist, parlak fikirlerin ve harika bir atmosferin teknik eksiklikler ile gölgelendiği bir yapım olarak aklımda kalacak. Savaşsız korku oyunlarını ve dedektiflik mekaniklerini seviyorsanız, Godstone Adası içerisinde yatan gizemler sizi kesinlikle içine çekecektir. Ancak devasa beklentilerle bu adaya adım atarsanız hayal kırıklığı yaşamanız işten bile değil. Türü baştan yaratmayan ama yine de şans verilmeyi hak eden bu hikaye, kendi eksikliklerini kabul edebilen sabırlı oyuncular için unutulmaz anlar vadedebilir.

The Occultist

6

Artılar

  • Gotik mimari ve başarılı ışıklandırma ile yaratılan, gerilimi iliklere kadar hissettiren Godstone Adası tasarımı.
  • Görünmez izleri takip etmeyi ve ruhlarla iletişimi sağlayan, oyunun dedektiflik hissini doğrudan güçlendiren ana eşya kullanımı.
  • Uzun ara sahneler yerine notlar ve ipuçlarıyla oyuncuyu araştırmaya iten, zekaya saygı duyan gizem sunumu.
  • Çıtırtılar, uzak ayak sesleri ve fısıltılarla oyun dünyasını canlı ve tekinsiz kılan işitsel detaylar.

Eksiler

  • Geniş ve keşfedilebilir görünen alanlarda oyuncunun özgürlüğünü kısıtlayan, atmosferi zedeleyen kapalı bölüm tasarımı.
  • Ana karakter Alan Rebels’ın yüzeysel gelişimi ile oyunun karanlık tonunu baltalayan tutarsız seslendirme performansı.
  • Oyunun ortalarından itibaren yeniliğini yitiren ve milimetrik etkileşim açısı zorunluluklarıyla sabır sınayan mekanikler.
  • Gerçek bir tehdit veya psikolojik korku unsuru olmaktan çıkıp, sadece ilerleyişi yavaşlatan sinir bozucu engellere dönüşen varlıklar.
  • Akıcılığı bozan kare hızı düşüşleri, karakter hareketlerindeki hantallık ve çevreyle etkileşimde yaşanan çarpışma sorunları.
  • Arkaplanda sürekli çalarak gerilimi artırmak yerine bir süre sonra baş ağrısına sebep olan kalp atışı sesi.

Etiketler: