Gizlilik ve siberpunk türlerinin efsane ismi Warren Spector önderliğinde kurulan OtherSide Entertainment, uzun süredir sessizliğini koruyordu. Geliştirici ekibin bu sessizliği bozarak karşımıza çıkardığı Thick As Thieves, heyecan verici bir potansiyelle kapımızı çalıyor. Oyunun çıkış sürecinde yaşanan radikal yön değişimleri ve mütevazı satış fiyatı (Steam üzerinde 4 USD), bu yapıma karşı hem büyük bir merak, hem de haklı bir şüphe duymamıza neden oldu.
Oyunu ilk defa duyacak olanlar için açıklamak gerekirse, Thick As Thieves, birinci şahıs bakış açısından oynanan kooperatif odaklı bir gizlilik ve soygun oyunudur. Yapım, alternatif bir 1910’lar İskoçya’sında, teknolojinin büyüyle harmanlandığı karanlık bir atmosferde geçiyor. Bu yönüyle klasik gizlilik formüllerini seven oyunculara, son yıllarda unuttuğumuz o saf hırsızlık fantezisini düşük bütçeli ama samimi bir dille yeniden yaşatmayı hedefliyor.
Türün diğer örnekleriyle kıyaslandığında Thick As Thieves, özellikle efsanevi Thief serisinin dikey harita tasarımlarını ve Dishonored markasının gizemli havasını akıllara getiriyor. Oyuncular, her biri kendine has yeteneklere sahip olan The Spider veya The Chameleon isimli iki azılı hırsızı kontrol ederek amansız bir maceraya atılıyor. Bu iki karakterin sunduğu oynanış farklılıkları, karanlık koridorlarda ilerlerken her seferinde yeni taktikler üretmenizi zorunlu kılıyor.
Hazırladığım bu detaylı Thick As Thieves inceleme yazısında, oyunun geçtiği Kilcairn şehrinin büyüleyici tasarımına değinmeden geçmek haksızlık olur. Sislerle kaplı bu gotik İskoç kenti, hem Viktorya dönemi mimarisini hem de büyülü teknolojileri barındıran harika bir görsel kimliğe sahip. Ne var ki, bu zengin evrenin arka plan hikayesi ne yazık ki sinematik anlatımlarla değil, daha çok haritalara serpiştirilmiş kuru metin belgeleri ve notlar aracılığıyla aktarılıyor.
Oynanış döngüsü açısından Thick As Thieves, oyuncuyu her görevde doğrudan aksiyonun ortasına atmak yerine geniş alanları kendi gözleriyle okumaya davet ediyor. Temel amacınız, korumalarla dolu devasa binalara gizlice sızmak, sözleşmeye konu olan ana hedefi çalmak ve ardından haritada rastgele beliren sihirli bir kapıdan kaçmak üzerine kurulmuş. Bu kaçış anlarında devreye giren zaman baskısı ise oyuna harika bir gerilim dozu katıyor.
Karakterlerin ekipman çantası ise Thick As Thieves evreninin sunduğu eğlenceli oyuncaklarla dolu. Duvarlara tırmanmanızı sağlayan kanca, gardiyanların görüşünü kesen sis bombaları ve düşmanların yerini tespit eden büyülü elmaslar bu ekipmanlardan sadece bazıları. Hatta hırsızların ceplerini boşaltan veya korumaların dikkatini dağıtan büyülü periler gibi oldukça absürt ve yaratıcı aygıtlar da bu soygun alet çantasında kendilerine yer buluyor.
Oyunun en güçlü olduğu alan ise şüphesiz altı yedi katlı devasa yapılardan oluşan harita tasarımlarıdır. Thick As Thieves sadece iki haritayla çıkış yapmış olsa da Constable Guildhall ve Elway Manor adındaki bu bölgeler inanılmaz derecede geniş bir şekilde kurgulanmış efendim. Bu devasa malikanelerde keşfedilecek düzinelerce gizli geçit, farklı giriş noktaları ve sürekli değişen tuzaklar, her seferinde farklı bir rota denemenizi sağlıyor.
Kaleme aldığım bu Thick As Thieves incelemesi boyunca, haritalardaki irili ufaklı değerli eşyaları çalmanın ne kadar tatmin edici bir ilerleme hissi sunduğunu fark ettim. Ana görevin yanı sıra bulduğunuz her antika bardağı veya değerli belgeyi cebe indirmek, size karaborsada harcayabileceğiniz varlıklar kazandırıyor. Bu varlıklarla yeni ekipmanlar açabiliyor, kozmetik ürünler satın alabiliyor veya oyunun asıl parladığı yüksek zorluk derecelerinin kilidini açabiliorsunuz.
Gizlilik mekaniklerinin kalbinde ise Thick As Thieves dünyasındaki o efsanevi ışık ve gölge dengesi yatıyor. Mumları üfleyerek söndürmek, gaz lambalarını kapatmak ve tamamen karanlığa sığınarak ilerlemek hayatta kalmanın yegane kuralı haline geliyor. Işığa çıktığınızda anında yükselen görünürlük göstergesi ve çıkardığınız ayak seslerinin şiddeti, her adımınızı milimetrik olarak planlamanız gerektiği gerçeğini yüzünüze çarpıyor.
Ancak bu derin taktiksel planlama isteği, Thick As Thieves oynarken bir süre sonra kendisini aşırı yavaş bir oynanış temposuna bırakabiliyor. Karakterinizin özellikle çömelerek ilerlerken adeta bir kaplumbağa hızında hareket etmesi, sabırsız oyuncular için büyük bir işkenceye dönüşebilir. Başarısız bir deneme sonrasında saatlerce süren sessiz ilerleyişinizin bir anda çöp olması, oyundaki sabır sınırlarınızı sonuna kadar zorluyor.
Teknik tarafta beni en çok rahatsız eden unsurlardan biri ise Thick As Thieves evreninin kelimenin tam anlamıyla aşırı karanlık olmasıydı. Oyundaki odaları karanlığa boğduğunuzda ekranda nereden yürüyeceğinizi seçmek bile imkansız bir hal alıyor ve ayarlarda bir parlaklık sürgüsünün bulunmaması bu durumu daha da çekilmez kılıyor. Bu durum atmosferi güçlendirmek amacıyla yapılmış olsa da görsel konforu tamamen baltalayan ciddi bir hata.
Tek oyunculu deneyim, gerçekleştirdiğim Thick As Thieves inceleme sürecinde en çok yorulduğum ve eksikliğini hissettiğim alan oldu. Oyunda tek başınayken herhangi bir hızlı kayıt sisteminin bulunmaması ve hata yaptığınızda yapay zekanın saçmalaması tüm keyfi kaçırabiliyor. Yere serdiğiniz bir korumanın bir süre sonra mucizevi bir şekilde kendi kendine ayağa kalkması gibi cilasız mekanikler hırsızlık deneyimini baltalıyor.
Buna karşılık Thick As Thieves, arkasındaki asıl potansiyeli yanınıza kafadar bir arkadaşınızı aldığınız kooperatif seanslarında gösteriyor. Biriniz çatıda korumaların dikkatini dağıtırken diğerinizin aşağıda kilitli kapıları patlatması, oyunu hantal bir gizlilik yapısından eğlenceli bir soygun şölenine dönüştürüyor. Birlikte hareket etmek, tek oyunculu moddaki o yalnızlık hissini ve monotonluğu tamamen ortadan kaldırmayı başarıyor.
Zorluk seviyesi tarafında ise Thick As Thieves, oyuncuya gerçek meydan okumayı saatler süren bir ilerlemenin ardından sunabiliyor. Thief adı verilen yüksek zorluk derecesini açtığınızda haritalara yeni tuzaklar ve daha zeki korumalar ekleniyor. Keşke oyun bu can alıcı ve gerilim dolu yapısını en başından itibaren oyuncuya sunabilseydi; ilk zorluk seviyeleri maalesef çok sığ hissettiriyor.
Sonuç olarak, dört dolarlık bütçe dostu fiyat etiketi, Thick As Thieves için biçilmiş kaftan diyebilirim; karşımızda bir zamanlar çok oyunculu büyük bir proje olarak tasarlanan ama sonradan aceleyle küçültülen, iki haritayla sınırlı kalmış eksik bir yapım duruyor. Oyunun sunduğu oynanış saatleri kısa ve içerik de bir oyunun tam sürümünden ziyade zenginleştirilmiş bir demoyu andırıyor.
Özetlemek gerekirse, tamamladığım bu Thick As Thieves incelemesi ışığında, oyunun gizlilik türüne getirdiği atmosferik katkıyı ve devasa harita tasarımlarını takdir ediyorum. Warren Spector’ın dokunuşlarını hissettiğimiz bu macera, cilasız mekaniklerine ve içerik azlığına rağmen türün hayranlarını mutlu edecektir. Arkadaşlarınızla keyifli birkaç saat geçirmek ve ucuz yollu bir hırsızlık macerasına atılmak isterseniz bu yapımı listenize ekleyebilirsiniz.





