Tek bir geliştiricinin elinden çıkan yapımlara her zaman ayrı bir ilgi duymuşumdur ve Hollowbody bu merakımı fazlasıyla cezbeden bir oyun oldu. Headware Games tarafından geliştirilen bu tech-noir tarzı hayatta kalma ve korku oyunu, Silent Hill ve Resident Evil gibi klasiklerin mirasını fütüristik bir atmosferle birleştiriyor. İngiltere’nin karantinaya alınmış harabe bir şehrinde geçen bu macera, nostaljik mekanikleri modern dokunuşlarla harmanlayarak oyuncuya sunuyor.

Hayatta kalma korku türüne aşina olanların hemen kavrayacağı Hollowbody temelde bulmacalar çözmek, sınırlı kaynakları yönetmek ve tehlikeli yaratıklarla savaşmaktan oluşuyor. Yapısal olarak Signalis veya Crow Country gibi son dönem bağımsız yapımlara benzeyen bu oyun, eski tarz kamera açılarıyla keşif hissini ön plana çıkarıyor. Labirent benzeri haritalarda kilitli kapıları açmak için ipuçları ararken, karanlık koridorlarda hayatta kalmaya çalışıyorsunuz.

Hikayemiz biyolojik terör saldırıları sonrası çökmüş ve devasa duvarlarla dünyadan izole edilmiş karanlık bir gelecekte başlıyor. Hollowbody oyununun ana karakteri, Mica adında lisanssız bir karaborsa kaçakçısının, karantina bölgesinde kaybolan ortağı Sasha’yı arama serüvenini anlatıyor. Tehlikeli Aeonis şehrinin dışlama bölgesinde başlayan bu illegal kurtarma görevi, fırtınanın ortasında aracımızın düşmesiyle kontrolden çıkıyor.

Harabelerin ortasında hayatta kalma savaşı verirken Hollowbody sizi içine çeken o gergin atmosferi hemen hissettiriyor. Yanımızda sadece bir telsiz ve basit bir tabancayla başladığımız bu yolculukta, dış dünya ile iletişim kurmanın yollarını arıyoruz. Şehrin en yüksek binasına ulaşıp sinyal almaya çalışmak, bizi haritanın en kuytu köşelerine sürükleyen ilk ana hedefimiz haline geliyor.

Görsel tasarımda Blade Runner esintilerini hissettiğimiz Hollowbody, neon pembe ışıklar ile kasvetli gri sokakları harika bir şekilde birleştiriyor. Şehrin her bir köşesi, yaşanmış trajedilerin izlerini taşıyan mektuplar ve ses kayıtlarıyla dolu. Bu kasvetli sokaklarda fenerimizle gezinirken, terk edilmiş evlerin ve kiliselerin yarattığı o tekinsiz hava oyunun en güçlü yanını oluşturuyor.

Oynanış tarafında ise Hollowbody bize iki farklı kamera seçeneği sunarak eski tarz ve modern oyuncuları aynı potada eritmeyi hedefliyor. Geliştiricinin önerdiği sabit kamera açıları nostalji hissini körüklese de sahne geçişlerindeki yön değişimleri bazen can sıkıcı ve baş döndürücü, hatta kafa karıştırıcı olabiliyor efendim. Karakterin aniden yön değiştirmesi ve kontrol şemasına alışmak, özellikle dar alanlarda yönümüzü kaybetmemize yol açabiliyor.

Savaş mekaniklerine geldiğimizde ise Hollowbody temel bir kilitlenme sistemiyle nişan almayı ve düşmanlarla mücadele etmeyi kolaylaştırıyor. Oyunda tabancadan pompalı tüfeğe, hatta çivili tahtadan elektro gitara kadar uzanan ilginç bir silah yelpazesi bulunuyor. Düşmanları yere serdikten sonra üzerlerine basarak tamamen etkisiz hale getirmek ve etraftaki kutuları bu şekilde kırmak oynanışa dinamizm katıyor. Bu noktada klasik Resident Evil oyunlarını sıkça hatırlayacaksınız.

Yukarıda bahsettiğim yakın dövüş sisteminin hantallığı Hollowbody oyununu oynarken en çok zorlandığım ve canımı sıkan unsurlardan biri oldu ne yazık ki. Oyunda hızlı bir kaçınma düğmesinin olmaması ve karakterin çok yavaş olan geri yürüme hızı, sizi düşman saldırılarına karşı tamamen açık bırakıyor. Düşmanı sersemlettikten hemen sonra gelen karşı ataklardan kaçamamak, savaş anlarında gereksiz bir hüsran hissi yaratıyor bence.

Silah geçişlerinin hızı takdir edilesi olsa da Hollowbody içindeki yakın dövüş komboları oldukça tutarsız çalışıyor. Örneğin, elimizdeki gitarın ilk vuruşu son derece kullanışlıyken, ikinci vuruşun hantal yapısı savaşın ritmini tamamen bozuyor. Vuruşlar arasındaki bekleme sürelerinin uzunluğu ve düşmanın menzilini karanlıkta kestirememek, dövüş anlarını tam bir işkenceye dönüştürebiliyor.

Bulmaca tasarımları açısından Hollowbody genel olarak türün hayranlarını üzmeyecek, akıcı ve mantıklı bir çizgide. Sigortaları yerleştirmek, asitle kilit eritmek veya biyometrik tarayıcılar için kesik vücut parçaları aramak gibi klasik korku bulmacalarıyla karşılaşıyoruz. Bu aşamalar oyunu sürekli hareket halinde tutsa da hiçbir bulmaca zihninizi gerçekten zorlayacak bir derinliğe sahip değil.

Yine de konsolda televizyon karşısında otururken Hollowbody bazı arayüz ve okunabilirlik sorunlarıyla canınızı sıkabiliyor. Özellikle voltaj ayarlamamız gereken bir elektrik bulmacasında, grafik panelinin karanlıkta kalması ve el fenerinin orayı aydınlatmaması tam bir fiyaskoydu. Ekrandaki küçük ve karanlık yazıları okuyabilmek için televizyonun dibine kadar girmek zorunda kalmam, oyun keyfimi ciddi şekilde böldü.

Oyunun en zayıf halkalarından biri de kesinlikle Hollowbody deneyiminin harita sisteminin kullanışsız ve kafa karıştırıcı yapısı olmuş. Hayatta kalma ve korku oyunlarının en büyük zevki rotanızı çizip pürüzsüzce ilerlemektir ancak bu oyunun haritası açık ve kapalı kapıları düzgün göstermiyor. Hangi kapının kilitli olduğunu anlamak için haritaya güvenmek yerine sürekli her kapıyı bizzat denemek zorunda kalıyorsunuz. Günümüzde önemli bir yaşam kalitesi eksikliği.

Bu yön bulma karmaşası Hollowbody oyununun karanlık orman bölgesinde geri gitmemizi gerektiren kısımlarda tam bir zaman kaybına dönüşüyor. Haritada evlerin numaraları yazmadığı için, o düşük çözünürlüklü kapı numaralarını gözlerimiz ağrıyarak okumaya çalışıyoruz. Bu durum oyuna bir gerilim katmaktan ziyade, sadece süreyi uzatmak için tasarlanmış anlamsız bir yorgunluk hissi veriyor. Kağıt üstünde fikir güzel olsa bile oyun bu fikri işleyebilecek bir seviyede değil.

Teknik ve görsel performansa baktığımızda Hollowbody nostaljik PlayStation 2 dönemi estetiğini son derece başarılı bir şekilde yansıtıyor. Düşük çözünürlüklü kaplamalar, basit karakter modelleri ve hasar aldığımızda ekranda beliren parazit efektleri atmosfere çok yakışmış. Bilgisayarda pürüzsüz çalışan bu görsellik, yeni çıkan konsol sürümlerinde ise ne yazık ki beklenmedik derecede uzun yükleme ekranlarıyla gölgeleniyor. Ne yükleniyor bu kadar uzun, gerçekten anlamadım.

Ses tasarımları konusunda Hollowbody adeta endüstri standartlarında, hatta bazı büyük bütçeli oyunların bile üzerinde bir performans sunuyor. Boş koridorlarda yankılanan çığlıklar, uzaktan gelen rüzgar uğultuları ve gerilim anlarında yükselen elektronik tınılar atmosferi harika besliyor. Karakter seslendirmelerinin kalitesi de bu çökmüş dünyanın çaresizliğini hissettirme konusunda oldukça başarılı bir iş çıkarıyor. Oyun bu noktada beni ciddi anlamda şaşırttı.

Sonuç olarak Hollowbody yaklaşık üç ile beş saat süren kısa ama dolu dolu bir hayatta kalma deneyimi vaat ediyor. Kontrollerdeki hantallık, okunabilirlik sorunları ve harita tasarımlarındaki eksiklikler oyunu kusursuz olmaktan uzaklaştırıyor. Yine de tek bir kişinin elinden çıkan bu projenin başarısı hayranlık uyandırıcı ve türün meraklıları için kesinlikle kaçırılmaması gereken bir bağımsız korku seçeneği sunuyor.

Hollowbody

8
Tür: Hayatta Kalma, Psikolojik Korku, Macera, Bilim Kurgu
Platform: PC, PlayStation 5, Xbox Series S, Xbox Series X
Mod: Tek Oyunculu

Artılar

  • Muazzam tasarlanmış, tekinsiz ve yoğun fütüristik atmosfer.
  • Korku elementleri PlayStation 2 dönemine tam yakışır cinsten.
  • Hayatta kalma ve bulmaca elementleri çoğu zaman gayet tatmin edici.
  • Nostaljik PlayStation 2 dönemi görselliğini yaşatan başarılı sanat tasarımı.
  • Harika çevresel sesler ve gerilimi artıran elektronik müzikler.

Eksiler

  • Kaçınma mekaniğinin olmaması ve yakın dövüş kontrollerindeki hantallık.
  • Açık ve kapalı kapıları ayırt etmeyen kullanışsız harita tasarımı.
  • Konsol portunda yaşanan okunabilirlik sorunları ve uzun yükleme ekranları.

Etiketler: