Resident Evil serisinin çok da kıdemli bir oyuncusu sayılmam. Aslında markayı genel olarak biliyorum, çoğu oyunundan detaylı bir şekilde haberdarım ama severek oynadığım Resident Evil oyunu sayısı kısıtlıdır. Bunun en büyük sebebi aslında korku türü ile pek aram olmaması. Buna rağmen Resident Evil Village oyununa bayılmıştım. Daha aksiyon odaklı olan Resident Evil 3 oyununun yeniden yapımı filan da güzeldi. Geçmişte de işbirlikçi oyun desteği ve genel tekrar oynanabilirliği yüzünden orijinal Resident Evil 5 oyunu favorimdi. Resident Evil Requiem ise benim için her şeyi değiştirdi; baştan söyleyeyim, kendisi yeni favorim oldu.
İnceleme yazıma hikayeden bahsederek başlamak istiyorum ama öyle çok detay vermeyeceğim spoiler olmaması için. Resident Evil Requiem, iki farklı başrol bulunduruyor. Bunlardan bir tanesini zaten çok iyi tanıyoruz: Leon S. Kennedy. Diğer karakterimiz ise tamamen yeni sayılabilecek (soy ismi tanıdık gelecektir) Grace Ashcroft. Yeni karakterimiz FBI için çalışan bir araştırmacı ve kendisinin en yeni dosyası da ABD içerisinde artık sürekli çıkmaya başlayan, spesifik bir şekilde ölen cesetler. Leon S. Kennedy de bir polis memuru aynı şekilde, aynı mekanda ortadan kaybolunca devreye giriyor ve tahmin edersiniz ki işin arkasından zombiler çıkıyor.
Resident Evil Requiem, oldukça günümüzde geçiyor, hatta bizden önde ilerliyor; tarih, Ekim 2026. Ziyaret ettiğimiz şehir ise Raccoon City ile oldukça yakın olan Wrenwood. Leon zaten her zamanki gibi karizmasını koruyor. Grace ise yeni bir seçilmiş kişi olarak sunuluyor. Daha sonra bu ikilinin yollarının nasıl ve neden kesiştiğine, yeni kötü karakterimizin neler yapmaya çalıştığına ve birkaç sürpriz soruya daha cevap bulmaya çalışıyoruz. Resident Evil serisinin hikayelerini ben çoğu zaman sevmişimdir ve Resident Evil Requiem de beni şaşırtmadı. Hem korku, hem de aksiyon anlarında hikaye hakkında birçok soru işareti kafamda mevcuttu ve heyecan da hiçbir zaman bitmedi.
Ayrıca geliştirici ekibi ve özellikle de Grace karakterini oynayan ve seslendiren sanatçıları da ayrıca tebrik etmek gerekiyor. Leon artık serinin kıdemlisi; kendisi zombilerin arasında gayet rahat ama Grace zaten aşırı çekingen bir karakterken ve travmalar ile boğuşurken, bir de işin içine zombiler girince kendisinin yaşadığı kabusu hayal dahi edemiyorum – ama şahane performansı sayesinde görebiliyorum. Karakterin seslendirmesi ve hareket yakalaması tek kelime ile kusursuz. Grace, yaşadığı korkuyu, hatta terörü kusursuz bir biçimde dışa vurmayı başarıyor. Tabii ki bazı oynanış elementleri de buna yardımcı oluyor ama onlardan biraz sonra bahsedeceğim.


Grace için biraz önce bahsetmiş olduğum övgü aslında diğer her karakter için geçerli. Resident Evil Requiem içerisinde karşınıza çıkacak her ana ve yan karakterler, hatta zombilerin kendisi bile başarılı seslendirme performansları ile sunuluyor. Kötü adamımız uzun bir süre boyunca gizemini korurken, bir diğer yandan da havalı ve korkutucu kalmayı başarıyor. Karşınıza çıkacak olan “plot twist” anları da bence çoğu zaman sürprizdi. Ben sadece bir tanesini çok önceden fark etmeyi başarabildim ki o da açıkçası bayağı barizdi. Yine de onu önceden anlamış olmam, benim Resident Evil Requiem oyununun hikayesinden aldığım keyfi azaltmadı.
Açıkçası, hikaye ve onunla alakalı şeyler konusunda bahsedebileceğim olumsuz bir şey neredeyse hiç yok; bir konu hariç. O da zaten tam olarak hikaye ile alakalı değil ama Resident Evil Requiem oyununun temposu zaman zaman çok garip işliyor. Birazdan bahsedeceğim ama oyun özetle korku ve aksiyon anları olmak üzere ikiye ayrılmış ve ben bunların biraz dengeli olmasını beklerdim. Tam tersine birçok noktada korku anları çok uzun sürdü, aksiyon anları da çok kısa. Tempo konusunda beni rahatsız eden şey buydu. Ayrıca, oyun kısa sayılır. Hikayeyi sadece 10 saatte bitirebilirsiniz. Oyunu yüzde yüz bitirmek isterseniz, işte o zaman 25-30 saat harcamanız gerekiyor.
İşte bu tempo problemi haricinde bence Resident Evil Requiem oyununun hikayesini etkileyen hiçbir sıkıntı yoktu. Bazı oyuncular, oyunun çok kısa olmasından şikayetçi ama onlara sadece gülüyorum. Her oyun 100 saat sürmek zorunda değil. Aynı şeyi senelerdir söylemekten artık çok sıkıldım. Ayrıca, tekrar oynanabilirlik olduğu için oyun da aslında 10 saat sayılmaz. Bence çok rahatlıkla 15-20 saate çıkabilirsin tüm ana hikaye, yan içerikler ve birkaç meydan okuma ile ödül testi için. Tüm bunların üzerine muhtemelen gelecekte bir de ek paket sunulacaktır. Oyunu bitirdikten sonra ek paketin alacağı yönü biraz tahmin edebilmek mümkün ama şimdi spoiler vermeyeyim efendim.
Oynanış tarafına dönecek olursak ise öncelikle tempo probleminin de kaynağı olan Grace ve Leon ikilisi ile sunulan iki farklı oynanış deneyiminden bahsetmek istiyorum. Özellikle son yıllarda Resident Evil serisinin ana oyunları korkuya odaklanıyordu; geçmiş oyunların yeniden yapımları ise aksiyon odaklı idi. Geliştirici ekip ise Resident Evil Requiem içerisinde bunları birleştirmeye karar vermiş. Özetle, Grace ile yaşadığınız anlar korku temalı. Leon ise aksiyon temalı. Zaten bu kadar yıldan sonra artık Leon ne tip bir zombiden veya olaydan, nasıl korkar, bilemiyorum. Kendisinin tamamen aksiyona odaklanması bence çok iyi bir karar olmuş.


Bahsetmiş olduğum bu çift yönlü oynanış kesinlikle kusursuz. Grace, birinci şahıs bakış açısından oynanıyor ve elindeki silahın titremesinden tutun da yavaş hareketlerine kadar her şey kendisinin nasıl bir korku içinde olduğunu ve sahada nasıl deneyimsiz olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca, korku anlarında birinci şahıs açısı çok daha iyi çalışıyor. Leon ise üçüncü şahıs bakış açısından oynanıyor ve zombilerden korkmadan, çok daha kolay bir şekilde mermi yağmuruna tutabiliyorsunuz kendilerini. Grace ile bu pek mümkün değil; Leon için bol envanter ve silah opsiyonu varken Grace çok daha kısıtlı her konuda. Bu sayede zaten korku çok iyi çalışıyor.
Bu arada, eğer isterseniz, bakış açılarını dilediğiniz gibi değiştirebiliyorsunuz oyun sırasında. Yani, Leon ile birinci şahıs veya Grace ile üçüncü şahıstan oyunu oynayabilmek mümkün ama ben geliştirici ekibin en iyi kararı verdiğini düşünüyorum. Standart ayarlar cuk diye oturuyor oyuna. Ayrıca, birinci şahıs bakış açısında kullanılan kamera tipi benim hoşuma gitti. Etrafa bakarken fener filan kameradan daha ileri hareket ediyor, daha gerçekçi bir şekilde etrafa bakıyormuş gibi hissediyorsunuz. Ayrıca, oyunun en başlarında bakış açısı (FoV) ayarı bana çok dar geldi. Sanki karakterin tek gözü açıkmış gibi ama zamanla alıştım açıkçası. Daha sonra da beni rahatsız etmedi.
Korku bölümlerinde Grace kusursuz bir şekilde çalışıyor ama tabii ki karşımıza çıkan tehditler ve bölüm tasarımları da buna çok yardımcı oluyor. Bölüm tasarımları aslında Resident Evil serisi için çok klasik bir tipte. Yenilikçi bir şey yok sayılır. Yine açılacak farklı kapılar, anahtarlar, bulmacalar, toplanabilir ögeler ve daha fazlası yer alıyor. Tehditler ise işin asıl yenilikçi olduğu yer. Resident Evil Requiem oyunundaki zombi virüsü tipi öyle bir şey ki insanlar, zombilere dönüştükten sonra bile biraz konuşabiliyor ve günlük rutinlerine devam ediyor. Mesela, temizlikçi bir kadın eğer zombi olduysa, temizlik yapmaya devam ediyor ve onunla alakalı 3-5 kelime ediyor.
Bu durum, zombilere inanılmaz bir biçimde kişilik katıyor. Nerede, hangi tip zombinin olduğunu hatırlıyorsunuz ve hatta bu kişilik tipleri sayesinde zombileri birbirlerine de düşürebiliyorsunuz. Mesela, sessizlik isteyen yaşlı ve hasta bir zombi ile şarkıcı bir zombi karşı karşıya gelirse, birbirlerine saldırıyorlar. Bunun gibi birkaç stratejik öge var Resident Evil Requiem içerisinde. Grace ayrıca gizlilik de kullanabiliyor, etrafa şişe filan atabiliyor ama bunlar sınırlı sayıda. Herhangi bir video oyunundaki gibi 20-30 tane şişe bulmayı beklemeyin. Ayrıca, öldürülen zombiler de eğer bir öge enjekte edilerek patlatılmazsa, daha sonra daha güçlü zombiler olarak geri dönüyor.


Resident Evil Requiem içerisinde Grace ve Leon, farklı zamanlarda aynı mekanları dolaştığı için Grace tarafından geride bırakılmış ölü veya canlı bir zombi, Leon için de o şekilde kalıyor. Mesela, Care Center bölümünü ben çoğunlukla Grace ile temizlemiştim. Sadece daha güçlü bir şekilde yeniden canlanan 3-4 zombi kalmıştı ve bu sayede Leon ile çok rahat bir şekilde hareket ettim ama siz bunun tam tersini yapabilirsiniz. Grace ile gizli gizli hareket edip, zombileri Leon karakterine bırakabilirsiniz. Ayrıca, zombi modellerinin de aşırı kaliteli olduğunu söyleyeyim. Peki, karşımızdaki tek tehdit, basit ama geçmişini hatırlayan zombiler mi dersiniz? Tabii ki hayır.
Resident Evil Requiem içerisinde çok daha büyük ve tehlikeli düşmanlar da var. Spoiler vermeden söyleyeyim, karşınıza çıkacak o ilk büyük düşmana hayran kaldım. Sürprizi kaçmasın diye hiçbir bilgi vermek istemiyorum ama tasarımından tutun hareketlerine, çıkarttığı seslere ve oynanış mekaniklerine kadar her şey kusursuz. Ben bir Resident Evil oyununda daha önce karanlığa adım atma konusunda hiç bu kadar korkmamıştım. İkinci büyük düşmana çok yükselemedim, bana vasat geldi ama üçüncü düşman da fena değildi. O da beni bayağı gerdi. Bundan ötesinden de bahsetmek istemiyorum spoiler olmaması için ama Resident Evil Requiem, çok dehşet dolu anlara sahip.
Resident Evil Requiem içerisinde bu kadar düşman varken, tahmin edersiniz ki ateş etmek de bir o kadar önemli. Oyunu isterseniz birinci şahısta, isterseniz üçüncü şahısta oynayın; isterseniz Grace, isterseniz Leon karakterini kontrol edin; elinizdeki silahın ne olduğu fark etmez, sunulan ateş etme hissi müthiş. Özellikle tabancalar ve Requiem silahı ile ateş etmek, gerçekten karşınızdaki zombiyi vurduğunuzu hissettiriyor. Tabii bunda DualSense kontrolcüsünün ve düşman animasyonlarının da katkısı vardır muhtemelen. Eğer ki siz ateş etme konusunda sıkıntı çekerseniz, oyunda bolca ulaşılabilirlik ayar da mevcut. İsterseniz, “aim-bot” bile var.
Son olarak, bir de Resident Evil Requiem oyunun haritasını/bölümlerini övmek istiyorum. Oynadığım oyunlarda bir şey kaçırmaktan takıntılı bir şekilde nefret eden sıkıntılı bir insan olarak, Resident Evil Requiem bunun yaşanmaması için elinden geleni yapıyor. Bölümler öyle bir tasarlanmış ve kullanıcı arayüzündeki harita öyle iyi ki oyun akıyor. Her şeyi rahatlıkla keşfedip, geriye dönük keşfi kolayca yapabiliyorsunuz. Ayrıca haritada bulduğunuz her şey (Mr. Raccoon hariç) işaretleniyor. Bu da beni rahatlatıyor; bir paranın nerede olduğunu unutmamamı sağlıyor. Daha doğrusu, beynimi bunu unutmamak için yormuyorum; oyun, keşfe çok iyi bir şekilde asist yapıyor.


Resident Evil Requiem hakkındaki inceleme yazımı bitirmeden önce bir de oyunun sunum elementlerine değinmek istiyorum. Her şeyden önce söylemeliyim ki Resident Evil Requiem oyununu 4K/SDR bir televizyonda, PlayStation 5 Pro konsolum ile oynadım. Aldığım görsel kalite ise tek kelime ile şahaneydi; hatta bu nesilde gördüğüm en yüksek kaliteli oyunlardan biriydi diyebilirim. Bölümlerin genel tasarım kalitesi, ufak tefek detaylar, ışıklandırma, karakter modelleri ve aklınıza gelebilecek diğer her şey bu oyunda şahane görünüyor. PlayStation 5 Pro üzerinde oyun yenilenen PSSR teknolojisini destekleyen ilk yapıt ve bu sayede çözünürlük gayet 4K görünürken ışın izleme teknolojisi aktif edilip, 60 FPS olarak oynanabiliyor.
Performans tarafında da öyle bahsedebileceğim pek bir sıkıntı yok. Oyun stabil bir 60 FPS değerinde çalışıyor. Oyunun başlarında, Care Center içerisinde birkaç kere takılmalar oldu ama bunları sadece 1-2 saniye yaşadım ve bir daha karşıma çıkmadı. Ayrıca, yenilenen PSSR da ufak tefek görsel hatalar çıkartıyordu ama bu da sadece oyunun açılış bölümündeydi; daha sonra hiçbir sıkıntı fark etmedim. Bunların haricinde, Resident Evil Requiem içerisindeki deneyimimde tek bir hata dahi görmedim, çökme problemi yaşamadım ve genellikle yükleme ekranları da rahatsız etmeyecek seviyede kısaydı. RE Engine zaten beni her zaman etkilemiştir ve Resident Evil Requiem ile de gücünü bir kere daha ortaya koymuş eğer bana soracak olursanız.
Sesler ve müzikler ise övülmesi gereken bir başka nokta. Oyundaki silah sesleri, düşman sesleri, seslendirme performansları, atmosfer sesleri… Yani, özetle duyabileceğiniz her ses şahane ve ben bunu Resident Evil Requiem oyununu televizyon hoparlöründen oynamış biri olarak söylüyorum. Korku oyunları beni çok korkuttuğu için kulaklık takmaya cesaret edemedim ama o zaman muhtemelen zevkiniz katlanarak artacak. Seslendirme performanslarını da zaten daha önce övmüştüm; başarısız hiçbir iş görmedim. Resident Evil Requiem, sadece müzik tarafında biraz zayıf ama onu da anlayabiliyorum. Geliştiriciler, sessizliğin ve atmosfer seslerinin verdiği korkuyu, müzik ile verilecek korkuya tercih etmiş. Bence iyi bir karar verilmiş.
Biliyorum, 2026 yılının henüz başındayız ama Resident Evil Requiem, bence şimdiden yılın oyunu olmaya aday olabilecek bir seviyede. Eğer ki korku-aksiyon türünden hoşlanıyorsanız, Resident Evil serisini seviyorsanız veya sadece gördükleriniz ilginizi çektiyse, bu video oyununa bir şans vermeniz gerekiyor. Grace ile oynadığınız anlar gerçekten korku dolu olabiliyor ve spesifik bir düşman gerçekten benim birçok kere ağzımı açık bıraktı. Oyunun çok ufak tefek hatalarının olduğunun farkındayım ama pozitifler o kadar büyük, etkili ve kritik ki negatif yönleri kolaylıkla eriyor. Bu yüzden, korkmaktan hoşlanmayan ben bile Resident Evil Requiem oyununu çok büyük bir keyif ile bitirdim. Şimdi de birkaç bonus ile tekrar oynamaya hazırlanıyorum.





