Taktiksel rol yapma oyunu dünyasında geçmişten, günümüze kadar uzanan çok fazla marka var aslında. Bu markaların çoğunluğu, sıklıkla yeni video oyunlarını piyasaya sürerek, kendisini unutturmadı ama King’s Bounty, onlardan bir tanesi değil. İlk olarak 1990 senesinde kendisini gösteren bu oyun, 2008 senesinde bir kere daha görünmüştü ve ana serinin ikinci oyunu, genel anlamda da üçüncü oyun olan King’s Bounty II, 2021 senesinde piyasaya sürüldü. Kingdom of Nostria içerisindeki politik savaşların tam ortasına düştüğümüz bu taktiksel video oyununu sizler için PlayStation 5 konsolunda oynadık ve inceledik.
King’s Bounty II, aslında ilginç bir video oyunu. Malum, bu markaya ait önceki ana oyunu 30 sene önce gördük. Şu anda deneyimlediğimiz oyun da zaten onun devamı. Yalnız, 30 sene önce ben yaşamıyordum bile. Bu yüzden devam yapısı hakkında pek bir şey diyemeyeceğim. Yalnız, şunu söyleyebilirim ki bu oyun, genel yapısı ile 2021 senesini değil, 2011 senesini andırıyor. Görsellikten filan daha sonra bahsedeceğim ama oyun, sanki PlayStation 3 konsoluna ait bir havayı içerisinde bulunduruyor. Bunu sadece görsellik ile değil; temel oynanış, sunum, kullanıcı arayüzü, seslendirmeler ve çok daha fazlası ile hissedebiliyorsunuz.
Yalnız, bu tip şeylere daha inceleme yazımızın en başında takılıp, kalmamalıyız. King’s Bounty II, her ne kadar nesiller öncesine ait gibi görünse de taktiksel rol yapma yapısı ve sıra tabanlı dövüş/savaş sistemi, büyük bir eğlence sunabiliyor. Oyunun hikayesi, çizgisel bir şekilde ilerlemiyor ve siz, etkili bir şekilde kendisine yön verebiliyorsunuz. Durum böyle olunca, en azından benim gibi hikayeye önem veren oyuncular için oyunu oynamak daha da eğlenceli bir hal alıyor. Aslında, genel yapısı ile bu oyun Dragon Age markasını andırıyor. Oynanış tarafında ise XCOM gibi markaları kolayca aklınıza getirebilirsiniz.
King’s Bounty II oyununun hikayesinde politik savaşlar görüyoruz. Yalnız bunlar, çok güzel ve ilgi çekici bir şekilde oyuncuya aktarılıyor. Mesela, hikayede bazı Necromancer tipi varlıklar var ve ölüleri tekrar canlandırıp, kaos yaratmak istiyor. Yalnız hikaye, onları durdurmak kadar basit bir seviyede kalmıyor. İnsanlar birbirini arkasından bıçaklıyor, ihanetler yaşanıyor ve bir anda kendinizi Game of Thrones tarzı bir serinin çekim setinde gibi hissediyorsunuz. Zaten bolca büyü ve canavar ile fantezi teması da hikayeye güzelce oturuyor. Bu hikayenin odak noktasında ise bizim kahramanımız bulunuyor.

King’s Bounty II oyununda kim olacaksınız?
King’s Bounty II oyununa başladığınız zaman üç farklı karakter sınıfından bir tanesini seçebiliyorsunuz. Sınıflar, oynanışı biraz etkiliyor; her sınıfın kendisine ait bazı güçlü yönleri, zayıf yönleri, özellikleri, ek yetenekleri ve benzer şeyleri oluyor. Seçtiğiniz karakteri, oyun dünyasına atıyorsunuz ve kısmen yükseltilmiş bir üçüncü şahıs bakış açısından oyunu deneyimlemeye başlıyorsunuz. Oyun, bu noktada FPP tipi aksiyon temelli bir RPG gibi hissettiriyor; öyle de zaten. Savaş anlarında ise sıra temelli savaş/dövüş sistemi ile tanışıyoruz. Yalnız, ona gelmeden önce köylerde, kasabalarda dolaşıp, görev yapmamız gerekiyor.
King’s Bounty II oyununun dünyasında hem açık, hem de kapalı alanlar var. Yani, Destiny 2 gibi bir yapı var diyebiliriz. Açık dünya üzerinde dolaşıyorsunuz ve ardından görevler için çizgisel, kapalı alanlara yolculuk yapıyorsunuz. Yalnız, açık dünyada ve çizgisel alanlarda keşfedebileceğiniz alternatif yollar, gizemler ve daha fazlası bulunuyor. Savaşmanız gerektiği zaman ise bambaşka bir deneyim yaşıyorsunuz. Oyun, bu noktada altıgen yapısına sahip bir ızgara üzerinde oynanıyor. Saldırılar da sırayla yapılıyor. Gerçek zamanlı bir deneyim sunulmuyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bu oyunda savaşmak, biraz taktik istiyor.
Sadece askerlerin veya sizin için savaşan varlıkların tipi ve yapısı değil, içerisinde bulunduğunuz çevre şartları bile savaşı etkileyebiliyor. Zaten oyunun taktiksel yapısı da bu noktada geliyor. XCOM tarzında bir deneyimin bu noktada sunulduğunu rahatlıkla belirtebilirim. Yalnız, oyunun ilk büyük problemi de burada karşımıza çıkıyor: Siz, oyunda ilerledikçe düşmanlar da otomatik olarak güçleniyor ama sizin güçlenmeniz ile düşmanların güçlenmesi aynı hızda ilerlemiyor; düşmanlar çok daha hızlı gelişiyor ve bu da oyun ilerledikçe denge problemleri ortaya çıkartıyor. Özellikle bazı savaşlarda, düşmanı yenmek için şansa ihtiyacınız oluyor, taktiğe değil.
Denge problemleri, King’s Bounty II oyununun en olumsuz noktalarından biri ama bu sizi yine de korkutmasın. Özellikle de oyun ilginizi çektiyse ve kendisini deneyimlemek istiyorsanız, bu dediğim sizi korkutmamalı; oyun, ulaşılabilirlik konusunda kesinlikle güzel bir iş çıkartıyor. Ben, taktiksel rol yapma oyunlarında çok fazla zaman geçiren bir oyuncu değilim ama oyun, öyle bir yapı sunuyor ki kendisine hızlı bir şekilde alışabiliyorsunuz. Savaş anlarında öyle onlarca farklı hatırlamanız gereken terim size sunulmuyor; kullanıcı arayüzü de temiz, sadece gerekli bilgiler bulunduruyor. Genel anlamda oldukça ulaşılabilir bir deneyim sunuluyor.

Seçimlerinizi yaparken dikkatli olmanız gerekiyor
King’s Bounty II oyununun en dikkat çekici yönü ise seçimlerinizin, hikayeyi ve ilerleyişi etkiliyor olması. Oyunda çok sık bir şekilde seçim yapmıyorsunuz ama genel anlamda yaptığınız tüm seçimler, hikayeyi ve oyunun ilerleyişini hem büyük, hem de küçük şekillerde etkileyebiliyor. Hatta, bazı seçimler karakter tiplerine ve üzerine gidilebilecek olan güçlere özel oluyor. Bu da aslında oyuna tekrar oynanabilirlik katıyor. Açıkçası, bu video oyununu sunum tarafındaki kalitesizlik ve oynanış tarafındaki dengesizlik yüzünden bir kere daha oynamak ister misiniz, bilemiyorum ama eğer olur da oyuna hayran kalırsanız, tekrar oynamak için bir sebebiniz oluyor.
İnceleme yazımı sonlandırmadan önce, King’s Bounty II oyununun sunumuna da net olarak değineyim. Dediğim gibi oyunu PlayStation 5 konsolumda deneyimledim ama oyunun kendisi yeni nesil için bir destek sunmuyor. Oyunun eski nesil sürümünü deneyimliyorsunuz ve o sürüm bile PlayStation 4 değil, PlayStation 3 oyunu gibi hissettiriyor. Oyunun görselliği, sanat tasarımı, müzikleri, seslendirmeleri, performansı ve çok daha fazlası, nesiller öncesi gibi hissettiriyor. Normalde ben bu tip şeylere çok takılmam ama bu oyun, sunumu ile gerçekten beni rahatsız etti. Oyunun, düşük bir çözünürlükte, 30 FPS olarak çalışıyor olması en büyük eksisi.
King’s Bounty II oyununun bazı güçlü yönleri var. Temel oynanışın yeteri kadar çeşitli olması ve oyuna güzel bir şekilde yön verebiliyor olmanız, bu güçlü yönler. Yalnız, oyunun sanki 2011 senesine ait gibi durması ve denge problemlerini içerisinde bulundurması, aslında tüm bu güçlü yönleri gölgesinde bırakabiliyor. Mesela, oyun ne kadar eğlenceli olursa olsun, denge problemleri mutlaka o zevkinizi söndürüyor. Ayrıca, genel anlamda düşük çözünürlük ve 30 FPS yüzünden oyundan doğru düzgün bir zevk bile alamıyorsunuz. Hadi, PlayStation 4 için 30 FPS değeri kabul edilebilir ama o çözünürlük nedir öyle?
Demek istediğim şudur ki King’s Bounty II oyununu sadece türü çok seven ve sunuma hiç ama hiç önem vermeyen insanlara önerebilirim. Eğer yeni nesil konsolunuzda, 1080p/30 FPS değerinde bir oyun oynamak istiyorsanız, tabii ki siz de yönelebilirsiniz bu oyuna. Yine de geliştirici ekibin en azından çözünürlük, performans ve denge konusuna biraz daha önem vermesini çok isterdim. Oyun, bu hali ile gerçekten çok zor oynanıyor ve inceleme yazım bittikten sonra da kendisini silip, bir daha hatırlamayacağım. Taktiksel rol yapma oyunlarını çok seven oyuncular, muhtemelen benden bir tık daha çok sevecektir bu oyunu.





