Simülasyon oyunlarının sınır tanımayan dünyasında bugüne kadar akla gelebilecek neredeyse her türlü mesleği ve aktiviteyi deneyimleme şansı bulduk. Bazen bir çiftçi olduk, bazen de sadece sokakları temizleyen bir işçi olarak huzur aradık ama Polonyalı bir oyun geliştiricisi olan SimulaM tarafından sunulan I Am Jesus Christ, bu türü kelimenin tam anlamıyla göksel bir boyuta taşıyarak oyun dünyasının en sıra dışı işlerinden birine imza atıyor.
Oyunu ilk defa duyacak olanlar için bu yapım, Yeni Ahit’teki İncil anlatılarına dayanan, birinci şahıs bakış açısıyla oynanan bir macera ve simülasyon oyunudur. Oyuncular, I Am Jesus Christ dünyasında bizzat İsa Mesih’in rolünü üstlenerek onun vaftiz edilmesinden çarmıha gerilmesine ve nihayetinde yeniden dirilişine kadar uzanan tarihi ve dini serüvenini adım adım yaşıyorlar.
Oynanış yönüyle bu ilginç yapım, yarı açık dünya elementleri barındıran ve görev odaklı ilerleyen klasik anlatı oyunlarına oldukça benziyor. Tabii ki I Am Jesus Christ içindeki en temel amacımız, insanlara yardım etmek ve onlara mucizeler göstermek için kutsal gücümüzü kullanmak. Bu güç, oyunda bir nevi büyü barı veya enerji göstergesi gibi çalışan kutsal ruh mekaniğiyle yönetiliyor.
Mucizeleri gerçekleştirmek ise bu yapımın en çok vakit geçireceğimiz ve en çok kafa yoracağımız mekanik oyun döngüsünü oluşturuyor. Karşılaştığımız hastaları iyileştirmek, fırtınalı denizleri sakinleştirmek veya suyu şaraba dönüştürmek için I Am Jesus Christ bizden ekran üzerinde beliren çeşitli geometrik desenleri çizmemizi istiyor. Bu durum, başlarda oldukça mistik hissettirse de bir süre sonra sıradan bir mobil bulmaca oyununa dönüşebiliyor.
Yapımın belki de en garip ve oyuncuyu şaşkınlığa sürükleyen anları ise çöldeki sınanma döneminde ortaya çıkıyor. Şeytan ile yüzleştiğimiz bu özel sekanslarda, I Am Jesus Christ bir anda birinci şahıs tarzındaki bir aksiyon oyununa evriliyor ve karşılıklı enerji topları fırlattığımız absürt bir savaşa sahne oluyor. Kutsal hikayenin bu denli fantastik bir dille oyunlaştırılması, dürüst olmak gerekirse şaşkınlıkla karışık bir eğlence sunuyor diyebilirim efendim.
İnternet üzerinde yaptığım araştırmalar ve kendi oyun seanslarımın ardından kaleme aldığım bu kapsamlı I Am Jesus Christ inceleme yazısında, projenin tonunu çözmekte epey zorlandığımı belirtmeliyim; yapım, bir yandan kutsal metinlere son derece saygılı ve ciddi yaklaşmaya çalışırken, diğer yandan PlayWay tarzı o ucuz ve tuhaf simülatör havasından bir türlü kurtulamıyor.
Görsel tarafa baktığımızda ise yapımın arkasında güçlü bir motorun gücünü hissetmek mümkün oluyor. Unreal Engine 5 teknolojisi kullanılarak geliştirilen I Am Jesus Christ, antik Judea topraklarının atmosferini, çöllerini ve kasabalarını yansıtma konusunda göze hoş gelen ışıklandırma efektleri sunuyor. Ancak bu güzel manzaralara eşlik eden karakter animasyonlarının ve yüz modellemelerinin baltadan farksız durması, görsel daldırıcılığa ağır bir darbe indiriyor.
Görsellikteki bu dengesiz yapı, maalesef oyunun teknik performansında da kendisini fazlasıyla hissettirerek can sıkıcı anlara yol açıyor. Sık uzman yaşanan kare hızı düşüşleri, karakterlerin duvarların içine sıkışması ve fizik motorunun kontrolden çıkması gibi optimizasyon sorunları I Am Jesus Christ oynarken göksel huzurunuzu anında kaçırabiliyor. Polonyalı simülasyon oyunlarının o meşhur teknik pürüzleri ne yazık ki bu ilahi macerada da yakamızı bırakmıyor.
Ses tasarımı ve seslendirmeler konusunda da yapım çok inişli çıkışlı bir grafik çizerek bizi şaşırtmaya devam ediyor. Arka planda çalan epik ve ruhani müzikler sahnelerin ciddiyetini artırmaya çalışsa da diyalogları seslendiren aktörlerin ruhsuz ve yapay teslimatları I Am Jesus Christ atmosferini adeta amatör bir tiyatro oyununa çeviriyor. Bu durum, en trajik anların bile bir anda komik ve absürt bir havaya bürünmesine yol açıyor.
Genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, kaleme aldığım bu I Am Jesus Christ inceleme dosyasının en dürüst kararı, yapımın büyük vaatlerinin altında ezilmiş olmasıdır bence. Geliştirici ekibin sadece bir internet şakası veya meme üreticisi olmanın ötesine geçmek istediği çok açık şekilde görülüyor. Ancak vizyon ne kadar büyük olursa olsun, bütçe kısıtlamaları ve zayıf oyun tasarımı bu ilahi anlatıyı hak ettiği yere taşımaya yetmiyor.
Tüm bu hantallıkların ötesinde, oyunun içinde yer alan ve ciddiyetle harmanlanmış bazı absürt tasarım kararları yüzünüzde tebessüm oluşturacaktır. Örneğin, bir hastanın vücuduna mikroskobik boyutta girerek virüslerle savaştığımız o çılgın anlar, I Am Jesus Christ deneyimini tamamen bir bilimkurgu oyununa dönüştürüyor. Kutsal mucizelerin bu derece uçuk oyun mekanikleriyle açıklanmaya çalışılması, simülasyon türünün sınırlarını absürtlük noktasında yeniden tanımlıyor.
Hikayenin son çeyreğine doğru ilerledikçe, Son Akşam Yemeği, Judas’ın ihaneti ve çarmıha gerilme gibi can alıcı kutsal anlarla yüzleşiyoruz. Bu aşamada I Am Jesus Christ anlatısı daha karanlık ve duygusal bir tona bürünerek oyuncuyu o dönemin acı dolu atmosferine sokmaya çalışıyor. Kendi çarmıhımızı taşıdığımız bu ağır ve yavaş sekanslar, her ne kadar teknik olarak kusursuz olmasa da atmosferik olarak etkileyici olmayı başarıyor.
Geliştirici stüdyonun tüm bu süreç boyunca ne kadar ince bir çizgide yürüdüğünü takdir etmeden geçmek haksızlık olacaktır. Dini hassasiyetleri rencide etmeden hem saygılı bir İncil uyarlaması yapmak hem de bunu eğlenceli bir video oyununa dönüştürmek son derece zordur; fakat I Am Jesus Christ bu hassas dengeyi büyük oranda korumayı biliyor. Oyun asla dalga geçen veya alaycı bir üslup takınmıyor, aksine hikayesini olabildiğince doğrudan sunuyor.
Yine de bu yapımın tam olarak hangi oyuncu kitlesine hitap ettiğini kestirmek gerçekten büyük bir muamma oluşturuyor; sıkı ve modern bir oyuncu için buradaki oynanış döngüsü son derece sığ ve sıkıcı gelecektir; öte yandan sadece dini bir deneyim arayan inançlı insanlar için de I Am Jesus Christ içindeki o Şeytan ile dövüşme veya virüs avlama gibi absürt kısımlar fazla çocuksu kalacaktır.
Yazımı nihai bir sonuca bağlarken, hazırladığım bu I Am Jesus Christ inceleme çalışmasının aslında oyun dünyası için ne kadar nadide ve cesur bir deneme olduğunu vurgulamak isterim. Alışılagelmiş askeri simülatörlerin veya araba yarışlarının ötesine geçerek, insanlık tarihinin en çok konuşulan figürlerinden birini oyunlaştırmak cesaret ister. Hatalarıyla ve sevaplarıyla, bu yapım kütüphanenizde kesinlikle çok farklı bir yer edinecektir.
Sonuç olarak, göksel güçleri yönettiğimiz, insanları iyileştirdiğimiz ve Şeytan ile amansız savaşlara girdiğimiz bu ilginç serüven her oyuncunun hayatında en azından bir kez şans vermesi gereken garip bir tecrübe sunuyor. Eğer teknik hataları sineye çekebilecekseniz ve kutsal tarihin bu en sıra dışı dijital yorumunu merak ediyorsanız, I Am Jesus Christ sizi kendi mucizelerinizi yaratmaya ve bu benzersiz dini simülasyonun bir parçası olmaya davet ediyor.





