Son dönemde video oyunlarının en rekabetçi alanlarından biri haline gelen tahliye odaklı nişancı oyunları türünde yeni bir soluk arıyorsanız, sanırım doğru yerdesiniz. Ukraynalı bir ekip olan Hologryph ve TowerHaus tarafından geliştirilen SAND: Raiders of Sophie, alışık olduğumuz o askeri üslerde geçen klasik yağmalama formülünü çöpe atarak, bizleri devasa yürüyen kalelerin yön verdiği bambaşka bir dünyaya davet ediyor. Bu yapım, türün tanıdık dinamiklerini devasa savaş makineleriyle birleştirerek oyuncuya taze bir hayatta kalma deneyimi sunmayı hedefliyor.
İlk defa bu türü duyacaklar için açıklamak gerekirse oyunumuz aslında Sea of Thieves tarzı bir mürettebat yönetimini, bir çöl gezegeninde geçen tehlikeli bir dünyayla birleştiriyor. SAND: Raiders of Sophie içinde amacımız, alternatif bir tarihte geçen Sophie gezegeninin kurumuş okyanus yataklarında devasa yürüyen gemileri kontrol ederek ganimet toplamak ve hayatta kalmaya çalışmak. Oyunda hem yapay zekaya, hem de gerçek oyunculara karşı bir mücadele veriyoruz.
Yayıncı şirket tinyBuild tarafından Erken Erişim olarak Steam üzerinde piyasaya sürülen SAND: Raiders of Sophie, aslında arkasında büyük bir geliştirme mücadelesi barındırıyor. Ukrayna merkezli geliştirici ekibin elektrik kesintileri ve hava saldırısı uyarıları altında çalışarak bu oyunu tamamlamış olması takdiri fazlasıyla hak ediyor. Yaşanan bazı sunucu stres testleri sonrasında çıkış tarihi ertelenen oyun, bu zorlu şartlara rağmen oldukça iddialı bir temel üzerine inşa edilmiş.
Oyunun en göz alıcı ve ayırt edici unsuru şüphesiz ki trampler adı verilen o devasa yürüyen kale meka tasarımlarıdır. SAND: Raiders of Sophie dünyasında hayatta kalabilmek için tamamen kendimize ait bir yürüyen üs tasarlayabiliyor veya hazır şablonları kullanarak yola çıkabiliyoruz. Bu dieselpunk ve victoria dönemi esintili devasa buharlı makineler, hem sığınağımız hem silah taşıyıcımız hem de en değerli ganimetlerimizi sakladığımız mobil karargahımız haline geliyor.
Trampler adı verilen bu devasa yürüyen makineleri hazırlamak ve yönetmek SAND: Raiders of Sophie oyununu oynarken zamanımızın büyük bölümünü kaplıyor. Yola çıkmadan önce makinemizin dış cephesine kırk milimetrelik veya seksen milimetrelik devasa deniz topları monte ediyor, cephaneleri yüklüyor ve devasa motoru çalıştırmak için şalterleri indiriyoruz. Tıpkı Wild Wild West isimli bilim kurgu filmindeki mekanik örümceği kontrol ediyormuş gibi hissettiren dev kolları çekerek kum deryasında ağır adımlarla ilerliyoruz ve bu şahane, şahane, şahane hissettiriyor.
Büyük bir gemiyi tek başına yönetmenin zorluğunu Sea of Thieves oynayanlar çok iyi bilecektir ve SAND: Raiders of Sophie tam olarak bu hissi karaya taşıyor. Tek başıma oynadığım anlarda bir yandan haritayı kontrol edip mekiğin yönünü ayarlamaya çalışırken, bir yandan da ufuktaki siyah dumanları gözleyerek düşman trampler makinelerini takip etmek zorunda kaldım. Neyse ki oyunda yalnız oyuncular için özel tasarlanmış solo sunucu seçeneği bulunuyor.
Mobil kalemizden ayrılıp çölün ortasındaki batık gemileri ve harabeleri yağmalamak SAND: Raiders of Sophie deneyiminin en gerilimli anlarını oluşturuyor. Yürüyen kalenizi bir yerde bırakıp yaya olarak çöle koştuğunuzda, arkanızdan başka bir oyuncunun gelip mekiğinizi parçalayacağı korkusu sürekli içinizi kemiriyor. Bu sürekli tetikte olma hali ve çölün sessizliğindeki tekinsiz atmosfer, yağmalama döngüsüne muazzam bir heyecan ve tansiyon katmayı başarıyor.,
Asıl kıyamet koptuğunda, yani iki rakip trampler kum tepelerinin arasında karşı karşıya geldiğinde SAND: Raiders of Sophie gerçek gücünü gösteriyor. Direksiyonu bırakıp, mekiğin diğer ucundaki dev toplara koşmak, bir yandan hasar alan motoru tamir etmeye çalışırken bir yandan da dev kaya parçalarına çarpmamak için dümene sarılmak tam bir kaos yaratıyor. Bu yirmi dakikadan uzun süren meka savaşları, her saniyesi aksiyon dolu muazzam birer taktiksel kuşatmaya dönüşüyor.
PvE tarafında ise çöldeki ganimet bölgelerini koruyan canavar benzeri insansı yaratıklarla savaşıyoruz. SAND: Raiders of Sophie içinde karşımıza çıkan bu düşmanlar çok zeki olmasalar da üzerimize mermi yağdırarak kaynaklarımızı tüketiyorlar. Ancak asıl tehlike yörüngeden üzerimize düşen devasa mekanik robotların, yani otomatların saldırıları oluyor. Bu otomatlar oyuncu kaleleri kadar büyük olmasalar da ağır top atışlarıyla kalenize ciddi hasarlar verebiliyorlar.
Topladığımız ganimetleri güvene almak için de SAND: Raiders of Sophie içindeki o tehlikeli tahliye kulelerine ulaşmamız gerekiyor. Trampler aracımızı kuleye yanaştırıp, yüksek bir platforma tırmanıyor ve gökyüzünden tahliye gemisini çağıran sinyali aktif hale getiriyoruz. Bu sinyal yandığı andan itibaren bölgedeki tüm oyuncular ve düşman makineler yerinizi saptayarak üzerinize çullanıyor, bu da tahliye anlarını nefes kesici bir hayatta kalma mücadelesine çeviriyor.
Oyunun araç savaşları ne kadar muazzam tasarlanmışsa eldeki silahlarla yapılan piyade çatışmaları da maalesef o kadar sönük kalıyor. SAND: Raiders of Sophie içindeki tabancalar, tüfekler ve pompalamalı silahlar işlevsel olsa da vuruş hissi olarak modern nişancı oyunlarının gerisinde hissettiriyor. Özellikle nişan alma tuşuna basılı tutmayı gerektiren o hantal varsayılan hedefleme sistemi, karadaki çatışmaları gereksiz yere clunky hale getirerek akıcılığı baltalıyor.
İlerleme sistemi tarafında ise SAND: Raiders of Sophie kişisel karakter geliştirmelerinden ziyade doğrudan trampler aracımızı güçlendirmeye odaklanıyor. Yağmaladığımız kaynakları kullanarak mekiğimize yeni depolar, gelişmiş üretim istasyonları ve daha dayanıklı zırh modülleri ekleyebiliyoruz. Kendi yürüyen kalenizdeki her bir modülün yavaş yavaş daha ölümcül bir savaş makinesine dönüşmesini izlemek, oyunda harcadığınız her saatin karşılığını fazlasıyla aldığınızı hissettiren başarılı bir gelişim duygusu sunuyor.
Kurumuş bir okyanus yatağı olarak tasarlanan Sophie gezegeni, çok güçlü bir atmosfere ve keşif hissine sahip. SAND: Raiders of Sophie haritasında kumların altına gömülmüş devasa yolcu gemileri, terk edilmiş sanayi limanları ve harabeler harika bir görsellik sunuyor. Ancak haritanın bazı bölgelerinin bomboş olması ve uzun süre hiçbir oyuncuyla karşılaşmadan sadece düz bir çölde ilerlemek, oyunun temposunu zaman zaman ciddi şekilde düşürebiliyor.
Sanat yönetimi ve özellikle ses tasarımları SAND: Raiders of Sophie dünyasının inandırıcılığını mükemmel bir şekilde destekliyor. Yürüyen kalenizin gıcırdayan dişlileri, metal gövdeden gelen gerilme sesleri ve dev topların patlama anındaki o sağır edici gücü adeta makinenin içindeymişsiniz gibi hissettiriyor. Ancak görsellikteki bu detay seviyesi, yüksek sistem gereksinimlerini ve bilgisayarlarda yaşanan ani kare hızı düşüşlerini de beraberinde getiriyor.
Tabii ki Erken Erişim aşamasında olan her yapım gibi SAND: Raiders of Sophie de bazı can sıkıcı teknik sorunlar barındırıyor efendim. Merdivenleri tırmanırken karakterimizin aniden yere düşmesi veya tepede takılı kalması gibi fiziksel hatalar sıklıkla yaşanıyor ve ilerlemeyi büyük bir tehlikeye atıyor. En büyük problem ise sunucularda yaşanan bağlantı kopmaları ve gecikme sorunlarıdır ki tahliye esnasında yaşanan bir kopma tüm emeğinizin boşa gitmesine yol açabiliyor.
Sonuç olarak SAND: Raiders of Sophie sunduğu o benzersiz dizelpunk yürüyen kale konseptiyle tahliye odaklı nişancı oyunları arasına çok güçlü bir imza atmayı başarıyor. Sunucu dalgalanmaları, piyade çatışmalarındaki hantallıklar ve harita boşlukları oyun keyfini zedelese de geliştiricilerin topluluk geri bildirimlerine hızlıca yanıt vermesi gelecek adına umut veriyor. Türün o bildik kalıplarından sıkılan ve arkadaşlarıyla devasa savaş makinelerini yönetmek isteyen her oyuncu bu zorlu çöl serüvenine kesinlikle şans vermelidir.





