Oyun dünyasında birçok geri dönüşlere birine şahitlik ettiğimiz bu günlerde, Atari ve Fabraz, beklenmedik bir hamleyle karşımıza çıkıyor: Serinin neredeyse otuz yıllık 3D sessizliğini bozan Bubsy 4D, retro platform köklerini modern dinamiklerle süsleyen, hızı ve momentumu merkezine alan üç boyutlu bir platform oyunu. Sonic ve Mario gibi devlere kafa tutmaya çalışıp, başarısız olan bu vaşağın yeni macerası, türün meraklılarına nostaljik bir oynanış vaat ediyor.
Genel hatlarıyla incelediğimizde Bubsy 4D, oyuncuyu rengarenk uzay temalı dünyalara götürerek, klasik platform öğelerini modern bir hareket şemasıyla birleştiriyor. Hatırlayacağınız üzere Super Mario Odyssey veya Banjo-Kazooie gibi yapımların o serbest hareket özgürlüğü, bu oyunda da kendine geniş bir yer bulmuş durumda. Kahramanımız sadece zıplayıp süzülmekle kalmıyor, aynı zamanda duvarlara tırmanabiliyor ve düşmanların kafasından sekerek momentum kazanabiliyor. Bu hareket çeşitliliği, oyunu ilk kez duyacak platform severler için ideal bir oynanış sunuyor.
Hikaye tarafında oyun, geçmişiyle dalga geçmekten çekinmeyen, absürt ve eğlenceli bir metin yapısına sahip. Bubsy 4D evreninde kadim düşmanlarımız olan Woolie ırkı, Dünya’daki koyunları kaçırıp, onları tehlikeli robotik BaaBot’lara dönüştürerek evrendeki tüm yaşamı yok etmeye karar veriyor. En değerli eşyası olan Altın Postu korumak için uzay gemisine atlayan kahramanımız, her fırsatta dördüncü duvarı yıkarak Atari şirketine ve kendi kötü şöhretine göndermeler yapıyor.
Bu ilginç yapımın detaylarına daldığım Bubsy 4D inceleme sürecinde, geliştirici stüdyo olan Fabraz cephesinin daha önceki başarılı oyunları Demon Turf ve Slime-san yapıtlarından ne kadar çok esinlendiğini fark ettim. Ekip, kendi imzaları haline gelen o hassas ve oyuncuya geniş bir hareket özgürlüğü tanıyan mekanik yapıyı bu oyuna da başarıyla aktarmış bence. Havada süzülürken bir anda yön değiştirebilmek veya düşmana kilitlenip ani bir atılış yapmak, modern platform türünü severlerin fazlasıyla hoşuna gidecek türden dinamikler bence.

Oynanışa damga vuran en yenilikçi mekanik ise kahramanımızın dilediği an bürünebildiği ve bir Super Monkey Ball deneyimi sunan Hairball, yani tüy yumağı modu. Bubsy 4D oynarken bu moda geçtiğinizde vaşağımız hızlıca dönen turuncu bir topa dönüşüyor ve yokuş aşağı inanılmaz hızlara ulaşarak fizik tabanlı bulmacaları çözmenizi sağlıyor. Bu geçişler, özellikle zamana karşı yarışmayı ve bölümleri en kısa sürede bitirmeyi hedefleyen speedrun tutkunları için harika.
Ancak bu yüksek hız ve momentum tabanlı oynanış tarzı, beraberinde bazı kontrol ve hassasiyet problemlerini de getiriyor. Bubsy 4D oyununun hazırlanan bölümlerinde ilerlerken kontrollerin bazen fazla gevşek ve uçucu hissettirmesi, milimetrik hesaplar gerektiren platformlarda, platformlardan aşağı düşerek gereksiz can kayıpları yaşamanıza neden olabiliyor. Özellikle tüy yumağı modunda yüksek hızla ilerlerken kameranın karakteri takip etmekte zorlanması, bu tatlı hız heyecanını aniden sinir bozucu bir ölüm ekranına dönüştürebiliyor.
Geliştiricilerin üzerinde çalıştığı üç farklı gezegene yayılan bölüm tasarımları ise maalesef her an aynı kaliteyi korumayı başaramıyor. Bubsy 4D oyununun haritaları uzaktan bakıldığında son derece renkli ve ilgi çekici görünse de, içine adım attığınızda buraların şaşırtıcı derecede boş ve cansız olduğunu anında hissediyorsunuz. Seviyelerin büyük bir kısmında yeterli sayıda düşman çeşitliliğinin olmaması ve keşif hissinin sadece etraftaki iplik yumaklarını toplamaktan ibaret kalması, bir süre sonra keşif hevesinizi ciddi şekilde baltalıyor.
Seviye sonlarında karşılaştığımız BaaBot savaşları ise oyunun özgürce akan ritmine ket vuran bir başka tasarım tercihi olarak karşımıza çıkıyor. Bubsy 4D boyunca kazandığımız o akıcı hareket yeteneklerini bu savaşlarda dilediğimiz gibi sergilemek yerine, kendimizi eski usul ve tekdüze üç aşamalı boss mekaniklerini tekrarlarken buluyoruz. Bu durum, oyunun genelindeki o dinamik ve modern havayla tezat oluşturarak savaşların biraz hantal ve yapay hissettirmesine yol açıyor.

Görsel sunum tarafında ise geliştirici ekibin tercih ettiği pastel renk paleti ve yumuşak çizim tarzı her oyuncunun gözüne hitap etmeyebilir. Bubsy 4D dünyasında her şeyin üzerinde adeta hafif bir sis perdesi varmış gibi duran o bulanık görsel estetik, canlı renklerin parlamasını engelleyerek ekranın soluk görünmesine neden oluyor. Piksel sanatından modern grafiklere geçişte gösterilen bu sanatsal tercih, nostaljik atmosferi pekiştirmek istese de modern donanımların gücünü tam olarak yansıtmaktan uzak kalıyor. Oyun, göze hitap etmeyi bence başaramıyor efendim.
Sesler ve müzikler tarafında ise oyun, karakterin o bildiğimiz arsız ve gürültücü kişiliğini tam anlamıyla yansıtmayı başarıyor. Sean Chiplock tarafından seslendirilen kahramanımız, Bubsy 4D macerası boyunca sürekli olarak kafamızı şişiren şakalar yapmaktan geri durmuyor. Bu durum serinin eski hayranları için harika bir nostalji unsuru olsa da, esprilerin kalitesi ve tekrar sıklığı nedeniyle yeni oyuncular için bir süre sonra oldukça yorucu ve can sıkıcı bir hal alabiliyor.
Oyuna yönelik en büyük eleştirilerimden biri ise sunduğu içerik miktarının fiyat etiketi karşısında oldukça yetersiz kalmasıdır. Kaleme aldığım bu Bubsy 4D inceleme yazısında dürüst olmam gerekirse, ana hikayenin sadece yaklaşık iki saat gibi oldukça kısa bir sürede son bulması canımı sıktı. Toplanabilir kıyafetler ve kilidi açılabilir nostaljik tank kontrolleri dışında oyunda kalmanızı sağlayacak pek fazla yan içerik bulunmuyor, bu da tekrar oynanabilirliği ciddi oranda düşürüyor.
Özetlemek gerekirse, karşımızda serinin geçmişteki o felaket 3D denemelerine kıyasla katbekat daha iyi ve oynanabilir bir yapım duruyor. Bubsy 4D, sunduğu akıcı platform mekanikleri ve cesur mizahıyla kendini sevdirmeyi başarsa da, kısa süresi ve boş hissettiren dünyasıyla bir başyapıt olmaktan uzak kalıyor. Eğer bu unutulmaz maskotla geçmişten gelen bir bağınız varsa bu kozmik maceraya bir şans vererek “keyifli” birkaç saat geçirebilirsiniz.





