The Precinct, retro polis filmlerine duyulan nostaljiyi modern oyun tasarımıyla buluşturan bir açık dünya deneyimi sunuyor. 1980’lerin neon ışıklarıyla yıkanmış, suçla kaynayan Averno City’de geçen oyun, bizleri çaylak bir polis memurunun yerine koyuyor. Fallen Tree Games ekibinin önceki çalışması olan American Fugitive yapıtından çok daha iddialı olan bu yapım, hem simülasyon hem de aksiyon türüne göz kırpıyor. Oyunun hedefi basit ama etkileyici: oyuncuya adalet dağıtan bir polis olmanın heyecanını yaşatmak. Peki, bunu başarabiliyor mu?

The Precinct oyununda, Nick Cordell Jr. adında, babası da polis olan genç bir memuru kontrol ediyoruz. Babası yıllar önce görevde vurularak öldürülmüş ve cinayeti hâlâ çözülememiş. Bu olay, yalnızca Cordell’ın kişisel motivasyonunu değil, aynı zamanda Averno polis departmanının çöküşünü de şekillendirmiş. Şehrin çürümüş suç yapıları ve yozlaşmış polis sistemi, Cordell’ın adalet arayışını güçlendiriyor. Klişe unsurlar barındırsa da bu anlatı, oyuncuyu görevden göreve bağlayan tutarlı bir çerçeve sunuyor ve hikayenin sonuna kadar belli bir ilgiyi tutuyor.

Ana hikâye görevleri arasında banka soygunları, seri katil kovalamacaları ve çete savaşları gibi klasik senaryolar yer alıyor. The Precinct içerisindeki bazı görevler şaşırtıcı derecede kısa ve kolay olsa da özellikle seri katil temalı olan spesifik bir görev, bulmaca ve gerilim ögeleriyle öne çıkıyor. Bu bölüm, neredeyse bir Riddler planı tadında ilerliyor ve L.A. Noire havasını yakalamayı başarıyor. Ne yazık ki, bu kalitede içerik sayısı oldukça az. Daha fazla hikâye görevi ve karakter gelişimi olsaydı, anlatı daha etkili olurdu ve oynanış da bence çeşitlenirdi.

Yine de The Precinct oyununun asıl gücü, hikâyeden çok günlük devriye görevlerinden doğuyor. Oyuncu her gün belirli bir bölgeye atanıyor ve odaklanacağı suç türü belirleniyor. Vandalizmden tutun da çete faaliyetlerine kadar birçok suç tipi, hem prosedürel hem de yazılı olarak karşımıza çıkıyor. Görevler arasında araçla kovalamacalar, hava desteği sağlama, otoparkta suç tespiti gibi pek çok görev tipi bulunuyor. Kendinizi zaman zaman gerçekten bir polis gibi hissediyorsunuz.

The Precinct oyununun ahlaki yönü oldukça belirgin. Kurallara uygun davranan polisler daha fazla XP kazanırken, rastgele şiddet kullanan ya da yanlış işlem yapanlar XP kaybedebiliyor. Hatta bazı durumlarda yanlış adım, oyuncunun görevden uzaklaştırılmasına neden olabiliyor. Bu sistem, etik polislik yapmayı sadece tercih değil, kazançlı bir strateji hâline getiriyor.

Bu polis prosedürü oldukça detaylı: şüpheliye kimlik sormak, plaka sorgulamak, araç bagajını kontrol etmek, alkol testi yapmak ve gerekirse tutuklamak… Bu işlemler kolay erişilebilir bir menü aracılığıyla yapılıyor ve The Sims serisini andıran arayüzü sayesinde kullanımı kolay ama bazı görevler arasında bu prosedürleri tekrar tekrar uygulamak, bir süre sonra monotonluk hissi doğurabiliyor. Oyun biraz fazla kendisini tekrar ediyor bu ufak elementlerle.

Elbette işler her zaman prosedürle çözülmüyor. Kaçmaya çalışan şüphelileri yakalamak için kovalama ve çatışma sistemleri devreye giriyor. Oyunun ragdoll fiziğiyle desteklenen animasyonları, özellikle koşarken zanlıya atlayıp yere serme anlarında oldukça eğlenceli. Silahlı çatışmalarda twin-stick shooter tarzında bir yapı var ve oyuncu siper alarak taktiksel ilerleme sağlayabiliyor. Otomatik nişan alma opsiyonu sayesinde kontroller genel olarak rahat.

The Precinct içerisindeki sürüş mekanikleri ise biraz karışık bir tablo sunuyor. Bazı araçlar arcade tarzı hızlı ve kıvrak hissettirirken, bazıları neredeyse buz üstünde kayıyormuş gibi kontrolsüz. Kovalamacalar eğlenceli olsa da araç davranışındaki tutarsızlıklar, özellikle dar alanlarda sinir bozucu hâle gelebiliyor. Hava destek görevlerinde kullanılan helikopterler ise başarılı; suçluyu takip ederken destek çağırma, yol kesme ya da lastik patlatma gibi imkanlarla oynanış çeşitleniyor.

Bir diğer büyük artı, şehrin canlılığı. Averno City küçük ama detaylı bir harita sunuyor. Suç olayları çevrede gerçek zamanlı olarak gelişiyor ve bazen bir tek olayın diğer olayları tetiklemesiyle kaotik anlar yaşanıyor. Mesela bir hırsızlık ihbarına giderken olayın rehine krizine dönüşmesi ya da kaçan suçlunun başka bir olayın ortasına dalması gibi dinamik durumlar, oynanışı her an ilginç kılıyor.

Şehirdeki suç yoğunluğu zaman zaman abartılı seviyelere çıkıyor. Adeta herkes suç işlemek için sokakta dolaşıyor gibi bir hava oluşuyor. Bu durum zamanla gerçekçiliği zedelese de, 80’ler aksiyon filmlerinin mantıksız ama eğlenceli temposuna sadık kalındığı izlenimini veriyor. Oyuncu olarak kendinizi bir noktada tüm şehri tek başınıza korumaya çalışan kahraman gibi hissediyorsunuz.

Grafiksel olarak ise The Precinct stilize edilmiş, yarı cel-shaded bir görselliğe sahip. Ne tam gerçekçi ne de tamamen çizgi film gibi; retro havası taşıyan ama modern detaylar sunan bir estetik yakalanmış. Gün döngüsü, dinamik hava koşulları ve özellikle gece vakti neon ışıkları, oyunun atmosferini taşıyan başlıca unsurlar. Synthwave ağırlıklı müzikler de bu havayı tamamlıyor.

Seslendirme tarafı ise karışık. Ana karakterlerin bazıları fena değil, ama istasyon diyaloglarında ya da yan karakterlerde ses performansları zayıf kalıyor. Bunun dışında şehir halkı sesli değil, sadece yazılı diyalog kutularıyla tepkiler veriyor. Bu durum bazen atmosferi törpülüyor, ama yine de karakter yoğunluğu ve şehirdeki hareketlilik, dünyayı boş hissettirmiyor.

The Precinct oyununda yapay zekâ tarafı biraz sorunlu. Özellikle polis partneriniz zaman zaman olaylara tepkisiz kalabiliyor. Bazen şüpheliyi yakalayıp götürürken mükemmel çalışıyor, bazen de ortadan kaybolup XP kaybına neden oluyor. Aynı şekilde sivillerin davranışları da zaman zaman anlamsız – mesela bir şüphelinin gözünüzün önünde araba çalması gibi.

Bazı teknik hatalar da yok değil. Tekrarlayan karakter yüzleri, boş kapı çerçeveli binalar ve sade kullanıcı arayüzü, düşük bütçeyi hissettiriyor. Ancak geliştirici ekibin yalnızca beş kişiden oluşan bir ekip olduğunu düşünürsek, bu kadar küçük bir kadronun böylesine geniş sistemli ve estetik bir oyun çıkarmış olması takdire şayan. The Precinct, arkasındaki ekibin boyutunu belli etmiyor.

Uzun süre oynadıktan sonra, The Precinct isimli bu yapıtın ilk izlenimlerinden daha fazlasını sunduğunu fark ediyorsunuz. Önceleri basit bir açık dünya polisiye oyunu gibi gelen yapı, zamanla sistemi öğrenip prosedürleri uyguladıkça bağımlılık yaratıyor. “Sadece bir vardiya daha” diyerek saatlerin nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. Özellikle etik polislik sisteminin getirdiği stratejik boyut, oyunu diğerlerinden ayırıyor benim gözümde efendim.

Özetle, The Precinct, klasik Grand Theft Auto oyununun retro çılgınlığı ile polis simülasyonunun ciddi yanlarını başarıyla harmanlayan bir oyun. Derinleşmeye açık eksikleri, yapay zekâ sorunları ve tekrar eden içeriklerine rağmen, sunduğu atmosfer, eğlence ve oynanış çeşitliliğiyle türünün özgün örneklerinden biri olmayı başarıyor. Eğer eski tarz polis filmlerini seviyorsanız, bu şehirde devriye atmak isteyeceksiniz. Bu yüzden oyunu indirim döneminde size önerebilirim.


The Precinct incelemesi
The Precinct
Olumlu
Etik polislik sistemi.
Düşük bütçeye rağmen şaşırtıcı sistem zenginliği.
Görev çeşitliliği ve dinamik olay akışı.
Küçük ama yoğun açık dünya.
Twin-stick shooter tarzı çatışma sistemi.
Ragdoll fizik sistemiyle eğlenceli takedown animasyonları.
Retro atmosfer ve stilize görsellik.
Olumsuz
Yapay zekâ sorunları ve teknik hatalar.
Yüzeysel hikâye anlatımı ve karakter derinliği eksikliği.
Kısa sürede tekrara düşen oynanış döngüsü.
Görevler kısa ve olaylar hızlı çözülüyor.
Araç sürüş mekaniği dengesiz.
Seslendirme kalitesi tutarsız.
Müzikler harika ama sınırlı.
6

Etiketler: