Fade to Silence incelemesi

Hayatta kalma oyunlarına bir yenisi eklenirken, bu oyunun farklılıklarını sizler için değerlendiriyoruz.

Battle Royale türü popüler olmadan önce piyasa hayatta kalma oyunlarından geçilmiyordu. Bu türdeki yeni yapımlardan bir tanesi de Fade to Silence ve bu inceleme yazısında da oyunu masaya yatırıyoruz. Bir süredir erken erişim sürecinde olan bu oyun nihayetinde tam sürüm olarak karşımıza çıktı. Dilerseniz lafı daha fazla uzatmadan oyunun PC sürümünü beraberce inceleyelim.

Fade to Silence

Fade to Silence ile karlar arasında bir yaşam savaşı veriyoruz

Hayatta kalma türündeki yapımlara bakıldığında Fade to Silence oyununun çığır açıcı farklılıklar getirmediğini en baştan söyleyeyim. Mütevazı grafikleri ve vasat oynanış mekaniklerine sahip olan bu oyunda; çevrede dolaşıyor, keşifler yapıyor ve hayatta kalmak için elimizden geleni ardımıza koymamaya çalışıyoruz. Bulduğumuz eşyalarla birlikte kendimizi hayata bağlayacak eşyaları üretmemiz gerekiyor. Tabii ki bire bir diğer hayatta kalma oyunlarıyla aynı iş karşımıza çıkmıyor.

Black Forest Games ekibince geliştirilen ve dağıtımını THQ Nordic tarafının üstlendiği Fade to Silence için karların hakim olduğu bir oyun tanımını yapabilirim. Diğer pek çok hayatta kalma oyununda olduğu gibi bu oyundaki birincil amacımız kendimizi ve kızımızı hayatta tutabilecek etkileşimlerde bulunmak oluyor. Genel anlamda hayata tutunmamız için de oyunun karlarla kaplı dünyasında donmamamız ve gerekli seviyede unsuru bir araya getirmemiz lazım. Evet, bir kızımız var ve ondan da biz sorumluyuz. Bu arada oyuna yalnızca iki kişi olarak devam etmediğimizi yeri gelmişken belirteyim.

Stratejik olarak, yardım isteyeceğimiz ve yanımızda yer alabilen, bizim gibi hayatta kalma mücadelesi veren insanlar da oyunda bulunuyor. Bu destekçilerle birlikte bir yaşam mücadelesi veriyoruz fakat verdiğimiz mücadelenin bazı bedelleri de oluyor haliyle. Ödediğimiz bedeller neticesinde, karlı doğada bulduklarımızla birlikte hayata tutunma amacına sahibiz. Eğer hayatta kalamazsak ne olur, sorusunun yanıtını kaldığımız yerden devam ederiz diyerek geçmek isterdim ama ne yazık ki bu kadar kolay olmuyor.

Fade to Silence oyununun acımasız bir kayıt sistemi var, daha doğrusu yok. Eğer ölürseniz, oyuna en baştan başlıyorsunuz. En baştan terimi burada tam manasıyla yerine oturuyor; alıştırma kısımlarını bile ile baştan oynamak zorunda kalıyoruz. Bir nevi reenkarnasyon olayı yaşıyoruz ve ruhumuz yeniden bedene girerek canlanıyor. Her kazanımımızı kaybetmek oldukça acı verici olduğu gibi küfredercesine alıştırma bölümünü de baştan oynatması biraz ağır bir ceza oluyor. Bu durumun oyunun geneline nasıl bir etkisi var diye sorarsanız yanıtını sonraki bölümde, oynanış mekaniklerinden bahsederken vereyim.

Fade to Silence

Oynanış mekanikleri de hayatta kalma mücadelesi veriyor

Fade to Silence oyununun dünyasının karlarla kaplı olduğundan üst kısımlarda bahsetmiştim. Bu sözlerimden, sürekli beyaz zeminli dağlarda bayırlarda dolaştığımız anlaşılmasın lütfen. Oyunun dünyasında birbirinden farklı mekanları ziyaret edebiliyoruz. Bahsettiğim mekanlar arasında sık ağaçların bulunduğu ormanlardan, tarım yapılmakta olan tarlalara ve çeşitli coğrafi bölgelere kadar pek çok unsur bulunuyor. Yalnızca bu bölgelerin hepsi karlarla kaplı vaziyette karşımıza çıkıyor.

Oyunun dünyasından bahsederken bazı dinamik değişimlere de değinmek isterim. Fade to Silence oyununda bir gece-gündüz döngüsü bulunuyor. Bununla birlikte dinamik hava koşullarının varlığı oyunun atmosferine katkı sağlıyor. Bu oyunun atmosfer anlamında gayet başarılı bir iş çıkarttığını söylemeliyim. Oldukça ürpertici, karlı zeminler üzerindeki soğukluğu oyunculara hissettire bir yapıyla karşı karşıyayız. Buna oyundaki yaratıkların tasarım başarısı da ekleniyor ama bir oyunun yalnızca atmosferinden oluşmadığı gerçeğini de unutmamak gerekiyor.

Oyunun mekaniklerine baktığımızda zamanın hayli gerisinde bir çizginin bizlere sunulduğunu görüyoruz. Ne karakter animasyonları, ne de oynanış mekaniklerini tatmin edici bulamadım. Tabii ki bağımsız bir yapım için AAA kalitesi beklemek yanlış olur ama sanki erken erişim sürecine devam edilmesi gerekiyormuş gibi bir izlenim edindiğimi söylemek isterim. Genel anlamda oyunun mekanikleri, yapmamız gerekenler tek düze biçimde ilerliyor. Bir de oynanış mekaniklerindeki hantallık, şahsi görüşüme göre oyundan soğuma etkisi gösteriyor.

Bu arada üst kısımda Fade to Silence oyunundaki yeniden doğuş sistemiyle ilgili bazı bilgiler verdiğimi hatırlatayım. Oyunda öldüğümüzde her şeyin en başına, oyunu ilk açtığımız ekrana geri döndüğümüzü söylemiştim. Aslında bu her şeyi kaybetme riski, oyunun atmosferine bir katkı sağlıyor. Öldürülmek korkusuyla hayata daha bir güçlü tutunmamız gerektiğini hissediyoruz. Dolayısıyla oyunun bizi tedirgin etmesine izin veriyoruz ve yaşadığımız gerilim dozajı en yüksek noktalara ulaşıyor. Atmosfere grafik ve seslerin katkısını ise bir sonraki bölümde ele alayım eğer izin verirseniz.

Fade to Silence

Grafiklerle bir nesil öncesine gidiyoruz

Lafı fazla uzatmadan Fade to Silence oyununun grafik açısından sınıfı geçemediğini söylemek isterim. Üst kısımda oyunun mekanikleriyle ilgili söylediğim sözleri bu kısımda da yineleyebilirim. Zamanın gerisinde, heyecan vermeyen, sanki PlayStation 3 ve Xbox 360 konsolu için geliştirilmiş gibi duran bir yapım var karşımızda. Yine üst kısımda yaptığım yoruma benzer biçimde karşımdakinin bir AAA kalitesinde oyun olmadığını hatırlatmak istesem de tam manasıyla kabul edemiyorum durumu; istenildiğinde çok daha iyi görsel kaliteye ulaşabildiğini biliyorum.

Yiğidi öldür, hakkını yeme diye bir sözümüz var, bilirsiniz. İşte Fade to Silence oyununun sesleri için bu tanımı uygun görüyorum. Oyunun grafikleri ve oynanış mekanikleri her ne kadar vasat olarak yorumlansa da seslere bakıldığında iş değişiyor. Oyundaki ister müzikler olsun, ister ortam seslendirmeleri olsun; sesler, oyunun atmosferine oldukça büyük katkı sağlıyor. Bir de öldükten sonra oyunun en başına dönme durumuyla birleşince, seslerin katkısını daha fazla hissedebiliyoruz.

Seslerden ve grafiklerden bahsederken, Fade to Silence deneyimini yaşadığım donanımlara da yer vermek isterim. Bu oyunu oynarken görsel anlamda büyük keyif veren AOC AG273QCG model monitörün muhteşem performans verdiğini söylemeliyim. Ayrıca Logitech G513 (GX Blue) oyuncu klavyesi ve Logitech G502 (Proteus Spectrum) oyuncu faresiyle oyunun sunduğu kalitenin üzerine çıkılabildiğini söylemek isterim.

Her ne kadar bu donanımlarla oyundan alınan eğlence arttırılsa da grafiklerin eksiliği kapatılmıyor. Oyundan fena olmayan bir performans alınmasına rağmen oyunun hantallığı performansını göz ardı etmemize neden oluyor. Seslerdeki kaliteyi yinelemek isterim ama erken erişim sürecinin etkileri hala devam ediyor. Dilerseniz tüm bu görüşleri son bölümünde beraberce toparlayalım.

Fade to Silence

Fade to Silence, erken erişimi sürdürmesi gereken bir yapım

Yazının genelinde de belirttiğim gibi Fade to Silence, hayatta kalma oyunlarına kökten bir değişiklik getirmiyor. Hantal oynanış mekaniklerini birkaç farklı türle birleştirince oyuncuların kafasını karıştıracak etkiler gösteriliyor. Oyunun atmosferi ve sesleri başarılı sayılsa da genel anlamında başarılı bir video oyununu karşımızda göremiyoruz. Neticede, hayatta kalma türünü seven okurların ilgisini çekecek olan bu yapımın bir süre daha erken erişim sürecinde kalmasının daha sağlıklı bir karar olacağını düşünüyorum.  

Fade to Silence, eskiden popüler olan hayatta kalma oyunlarına yeni bir üye olarak katılıyor video oyunu dünyasına. Erken erişim sürecini sonlandıran bu oyunun eksiklikleri göze çarpıyor. Atmosferi ve sesleriyle beğeni kazanmasına rağmen grafikleri ve oynanış mekanikleriyle vasatı aşamayan bir yapım Fade to Silence.
Olumlu
Etkileyici atmosfer.
Başarılı sesler, atmosfere katkı sağlıyor.
Güzel bir performans veriyor.
Olumsuz
Sıkıntılı yeniden doğuş sistemi.
Öğretici bölümün sürekli oynatılması.
Zamanın gerisinde kalan bir oyun.
6.2

Yorumlar

avatar
  Abone Ol  
Bildir