Moonlighter 2: The Endless Vault ile ilk karşılaştığımda, ilk oyunu seven biri olarak bende oluşan his tam anlamıyla “tanıdık ama farklı” oldu. Hâlâ geceleri zindanlara inip ganimet toplayan, gündüzleri ise bu ganimeti dükkânda satan aynı inatçı esnafı, Will’i yönetiyoruz. Fakat bu kez her şey erken erişim etiketiyle geliyor ve oyunun hâlâ şekillenmekte olduğunu hissetmemek imkânsız. Üç boyutlu yeni görünüm, daha karmaşık sistemler ve çok daha geniş bir içerik yelpazesi var. Buna karşılık, özellikle dükkân tarafında alınan bazı tasarım kararları ilk oyunun o temiz dengesini biraz bozmuş gibi duruyor. Yani karşımızda, Moonlighter 2: The Endless Vault olarak potansiyeli çok yüksek ama hâlâ kendini arayan bir devam oyunu var diyebilirim.
Hikâye tarafı, ilk oyunun finalinden hemen sonra başlıyor. Rynoka’yı ve eski hayatını kaybetmiş olan Will ve kasaba halkı, kendilerini Tresna adlı bambaşka bir yerleşimde buluyor. Üstüne bir de işler erken oyunda gayet basit bir motivasyonla başlıyor; kirayı ödemesi gereken, sıfırdan ayağa kalkmaya çalışan bir esnafız. Arka planda interdimensional kötü Moloch’un yıktığı bir kasaba, geri kazanılmayı bekleyen bir memleket ve bu süreçte bize rehberlik eden gizemli Endless Vault fikri var. Hikâye şimdilik çok derin değil, karakterler birkaç tatlı diyalogla ana çerçeveyi çizip çekiliyor ama bu dünyada yaşadığımızı hissettirecek kadar sıcak bir ton yakalanmış. Özellikle de “yeniden başlama” teması, kasabanın yavaş yavaş canlanmasıyla birlikte kendini güzel hissettiriyor.
Görsel tarafta Moonlighter 2: The Endless Vault, piksel sanatını geride bırakıp, izometrik bir 3D stile geçiyor ve bu kararın artıları da var eksileri de. Yumuşak renk paleti, sade animasyonlar ve çizgi filmi andıran atmosfer ilk bakışta oldukça davetkâr görünüyor; Tresna’da gezmek ve yeni boyutlara açılan portallardan atlamak göze hoş geliyor. Öte yandan, ilk oyunun piksel estetiğinin o el yapımı büyüsünü aramamak zor. Yeni stil yer yer biraz steril kalıyor, bazı çevre detayları birbirine karışabiliyor ve çarpışma kutuları ile zeminin tam örtüşmemesi yüzünden, karakterin takıldığını hissettiğim anlar oldu. Yine de Moonlighter 2: The Endless Vault ile sunulan genel paket, özellikle ışık ve gölge kullanımı sayesinde sıcak bir atmosfer sunuyor; sadece ilk oyunun o anında akılda kalan görsel kimliğini bıraktığı için hafif bir özlem hissi de yanına ekleniyor.
Moonlighter 2: The Endless Vault içerisindeki oynanışın kalbinde, yine o meşhur çift hayat döngüsü var. Geceleri portallardan geçip prosedürel zindanlara dalıyor, relic denen eşyaları topluyor, sabah olunca da bunları vitrinde sergileyip fiyat biçiyoruz. Bu döngü hâlâ çok güçlü; her koşunun sonunda sırt çantanızın doluluk oranına, taşıdığınız eşyalara ve ertesi gün satmayı planladıklarınıza bakıp küçük planlar yapıyorsunuz. Kasabaya döndükçe dükkânı büyütmek, yeni silah tarifleri açmak, kasaba esnafına yatırım yapmak gibi kararlar çıkar karşınıza ve para hiçbir zaman tamamen fazla hissettirmiyor. Klasik roguelite koşusunun üstüne yerleştirilmiş bu ticaret katmanı, türde başka pek örneği olmayan bir tat veriyor. Özellikle erken saatlerde “sadece bir koşu daha, sonra dükkânı biraz daha büyütürüm” cümlesini kendime sık sık söylerken buldum.
Savaş sistemi tanıdık ve daha agresif. Oyuna yine süpürgeyle başlıyoruz ama kısa sürede farklı silah türlerine geçiyoruz; kısa kılıçlar, ağır silahlar ve uzaktan vuran daha tuhaf seçenekler derken, her koşuda farklı bir tarz denemek mümkün oluyor. Her silahın temel vuruşu ve alternatif hareketi var, bazıları özel özellikler taşıyor, sırt çantasıyla düşmanı geri savurmak bile stratejinin parçası hâline geliyor. Zindanlarda karşınıza çıkan tek seferlik güçlendirmeler, hasar veren alanlar veya zaman manipülasyonu gibi etkilerle koşu içinde küçük yapbozlar çözüyorsunuz. Locket sistemi sayesinde, çantanız dolduğunda risk alıp biraz daha derine inmek ya da ganimeti kurtarıp kasabaya dönmek arasında tatlı bir gerilim oluyor. İşin olumsuz kısmı, bazı boss savaşlarının gereğinden yavaş ve tank gibi hissettirmesi; yapınıza uymayan bir düşmana denk geldiğinizde, dövüş uzadıkça uzuyor ve sonunda kazansanız bile tatmin seviyesi beklediğim kadar yüksek olmuyor.
Zindan tasarımı, üç farklı biyom ve bunların kendi iç varyasyonlarıyla şimdiden gayet zengin. Her bölgenin kendine has düşman tipleri, çevresel tehlikeleri ve tempo duygusu var; bazı odalar kısa ve patlayıcı çatışmalara odaklanırken, bazıları daha dikkatli konumlanma istiyor. Yapay zekâ çok karmaşık değil ama sizi köşeye sıkıştırmayı başarıyor, özellikle de kalabalık odalarda ekrandaki mermi, tuzak ve düşman yoğunluğu bir anda yükseldiğinde. O sırada yaptığınız kaçışların ve sıyrılmaların hissi gerçekten iyi, bu yüzden “bir oda daha” demek kolay oluyor. Yine de çeşitlilik konusunda erken erişimin izlerini görmek mümkün; görsel olarak benzer hisseden odalar biraz fazla ve güncellemelerde yeni biyomlar ve oda tipleri eklendiğinde oyunun bu tarafı daha güçlü olabilir.
Bana göre Moonlighter 2: The Endless Vault yapıtının en parlak tarafı, envanter yönetimi. Çantaya attığınız çoğu relic, etrafındaki eşyalarla etkileşime giriyor, bazıları yanındaki eşyayı her turda yakıp kül ediyor, bazıları yanındakilerin değerini artırıyor, bazıları da belli koşullarda kristalleştirip farklı bir şeye dönüştürüyor. Bu yüzden sadece “daha değerli eşyayı al” diye düşünmek yetmiyor; çantadaki düzeni sürekli değiştiriyor, bir eşyayı feda edip diğerini kurtarmaya çalışıyor, belki de bir sonraki dükkân gününü kafanızda kuruyorsunuz. Bir bakıma, her koşu küçük bir bulmacaya dönüşüyor ve bu bulmacayı doğru çözdüğünüzde kasada büyük fark yaratıyorsunuz. Bu sistem, zindan dövüşlerini doğrudan dükkân tarafına bağladığı için oyunun temasını çok iyi taşıyor. Açıkçası, dükkânın kendisinden bile daha fazla keyfi çantamı karıştırırken aldığımı söyleyebilirim.
Moonlighter 2: The Endless Vault içerisinde dükkân tarafına gelince iş biraz daha karışıyor. Temel mantık aynı; vitrinlere eşyaları koyuyor, fiyat biçiyor, müşteri tepkilerine bakarak yavaş yavaş piyasayı öğreniyorsunuz. Fakat yeni oyun, satış mini oyununun önceki oyuna göre daha otomatik ve daha seyrek devreye giren bir perk sistemine bağlamış durumda. Artık her müşteriye tek tek satış taktikleri uygulamak yerine, belli aralıklarla tetiklenen özelliklerle kazancınızı artırmaya çalışıyorsunuz. Üstelik ilerlemenin şartı da artık tek bir günde yüksek ciro yapmak değil; toplamda belirli miktarda altına ulaşmak. Bu yapı, kâğıt üzerinde daha rahat ilerleme hissettirmeyi amaçlıyor gibi dursa da pratikte sistemler arasındaki o sıkı bağı gevşetiyor. Zindanda ne kadar iyi oynadığınız ve envanteri ne kadar verimli kullandığınız, eskisi kadar sert bir şekilde ödüllendirilmiyor, böyle olunca ekonomi simülasyonu tarafı da biraz ruhunu kaybetmiş gibi hissettiriyor.
İlerleme sistemleri ve meta oyun ise oldukça dolu dolu. Tresna’ya döndükçe, dükkânınıza ek mobilyalar, yeni vitrinler, estetik dokunuşlar ekliyor, kasabadaki diğer esnafın dükkânlarına yatırım yaparak daha iyi zırhlar, silahlar ve iksirler açıyorsunuz. Ana hikâyeyi ilerleten görevler, yan görevler ve Endless Vault denen, esnaf becerilerinizi test eden özel bir yapı, sürekli ufukta yeni bir hedef tutuyor. Erken erişim sürümünde bile üç biyom, yüzün üzerinde relic, dört ana silah ve neredeyse yüz farklı perk gibi oldukça geniş bir havuzla başlıyoruz; bu da daha ilk günden saatlerce oyalanmaya imkân veriyor. Bu kadar çok sistem ve ödül varken, her koşu sonunda “birkaç run daha atarsam şu yükseltmeyi de alırım” diye düşünmek kolay oluyor, ama bazen de bu meta ilerleme o kadar baskınlaşıyor ki, tek tek anların duygusu biraz arada kaybolabiliyor.
Teknik tarafta, Moonlighter 2: The Endless Vault oyununun erken erişim etiketini hissettiğim anlar oldu. Özellikle kalabalık sahnelerde çok hafif kare hızı düşüşleri yaşadım, bu düşüşler oyunu oynamayı zorlaştıracak seviyede değil ama akıcı akıcı giderken anlık takılmalar göze batıyor. Çevreyle çarpışma konusunda da küçük pürüzler var; haritada aslında boş gibi görünen bir noktaya sıkışmak, ya da dükkânda müşterinin modeli bir anlığına kaybolmak gibi tuhaf ama oyunu bozmayan hatalarla karşılaştım. Bunlar, kısa vadede yamayla düzeltilebilecek türde problemler ve genel olarak oyun, erken erişim için beklediğimden daha derli toplu hissettirdi. Yine de bu tür ufak sorunlar, özellikle uzun koşuların sonunda yaşandığında, insanın moralini kırmaya yetiyor.
Bütün bu artılar ve eksiler bir araya geldiğinde, ortaya ilginç bir tablo çıkıyor. Dövüş, envanter ve zindan tasarımı tarafında Moonlighter 2: The Endless Vault bir devam oyunu olarak kendini fazlasıyla ispatlıyor; daha geniş, daha derin ve daha esnek hissettiriyor. Dükkân ve ilerleme ekonomisi tarafında ise geliştiricilerin hâlâ denge arayışında olduğu çok belli, bu yüzden ilk oyunun “üç sütunlu” kusursuz döngüsünü arayanlar biraz hayal kırıklığı yaşayabilir. Öte yandan, bu çok niş formülü hâlâ başka pek az oyun sunuyor ve bu nişin içini doldurma konusunda oyun şimdiden güçlü bir aday. Kasabaya dönüp yeni dekorlar almak, yeni bir biyoma geçmek, çantadaki eşyaları kusursuz bir şekilde dizmeyi başarmak hâlâ yüzümde gülümseme bırakıyor.
Sonuç olarak Moonlighter 2: The Endless Vault, şu anki erken erişim hâliyle bile rahatlıkla saatlerinizi gömebileceğiniz ama bazı önemli tasarım kararları yüzünden tartışmalı hissettiren bir devam oyunu. Eğer ilk oyunun atmosferini, gece gündüz döngüsünü ve envanterle boğuşma kısmını sevdiyseniz, burada onları daha büyük ve daha karmaşık bir pakette bulacaksınız. Fakat dükkân yönetiminin daha yüzeysel hissetmesi, bazı boss savaşlarının gereksizce uzaması ve ufak teknik problemler, bu macerayı herkese gözüm kapalı önermemi engelliyor. Benim bakış açımdan, bugün alınır mı sorusunun cevabı şu; roguelite ve dükkân simülasyonu karışımlarını seven, erken erişimdeki iniş çıkışları kabul eden oyuncular için şimdiden gayet güçlü bir yatırım, ama tam oturmuş hâlini görmek isteyenler için biraz daha beklemek en mantıklısı. Eğer oyunun temel döngüsü kulağınıza hoş geliyorsa, şimdiden bir göz atmak ve bu sürecin parçası olmak hiç fena bir fikir değil.





