Video oyunu dünyasında geliştirmesi en zor yapıtlardan biri bence bulmaca türüne ait olan oyunlardır. Yani, tabii ki çok yüksek bütçeli oyunları filan da geliştirmek çok zor ve zaman alıyor ama benim burada bahsettiğim zorluk biraz daha farklı bir konsept. Sonuçta, bu bulmaca oyunlarını tasarlayan kişilerin, oyunu oynayacak kişilerden daha üstün bir performans sergilemesi gerekiyor ki bulmacalar herkes için ilgi çekici olabilsin. 3 Kasım 2022 tarihinde bilgisayarlar ve konsollar için piyasaya sürülen The Entropy Centre ise aslında bu türde verilebilecek oldukça kaliteli örneklerden bir tanesi.
The Entropy Centre, içerisinde 50’den fazla bulmaca bulunduruyor ve inceleme yazımın en başında gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki bu bulmacaların tamamı belli bir kaliteye sahip. Zaten geliştirici ekibin bu kaliteye ulaşabilmesi için çok net bir ilham kaynakları da vardı: Portal serisi. Zaten bunu bir detay olarak bilmiyor olsanız bile oyuna adım attığınız ilk andan itibaren oyunun, bu seriden ilham aldığını anlıyorsunuz. Sonuçta, bu oyunda da mavi ve turuncu renklerini temel alan bulmacalar var ve bir de yapay zeka karakter ile tanışıyoruz. Bu karakterin kişiliği bile Portal serisinin yapay zekası ile uyuşuyor.
The Entropy Centre oyununun hikayesinde ise oyun ile aynı isme sahip olan bir mekanda, Aria isimli karakterimiz uyanıyor ve kendisinden başka kimseyi bulamıyor. Daha sonra da öğreniyoruz ki Dünya, her şeyin sonunu getirebilecek bir olay ile karşı karşıya. Yalnız, sadece Dünya değil, Ay içerisinde yer alan merkez de bu sebepten ötürü küllere dönüşecek. Bu yüzden de Aria, kendisini ve diğer herkesi kurtarmak için adım atmak zorunda. İşte bu noktada da yapay zeka bir karaktere sahip olan Astra isimli silahımız ile tanışıyoruz. Amacımız, bu silahı kullanarak, bulmacaları çözmek ve hayatları kurtarmak.
The Entropy Centre oyununun hikayesi, oynanış anlarında kısmen hoş bir şekilde anlatılıyor ama daha detaylı veriler elde etmek isterseniz de merkezdeki bilgisayarlardaki elektronik postaları okuyabiliyorsunuz. Bunlar da oyunun evreni ve yaşanan olaylar hakkında biraz daha fazla bilgi veriyor. Yine de oyunun hikaye kısmında bazı sıkıntılar bulunuyor. Mesela, tempo problemleri çok can sıkabiliyor. Oyunun hikayesinin temposu bir anda zirve yapıp, daha sonra sessizliğe bürünebiliyor. Bu da çözdüğünüz bulmacaları daha çok birer yol engeli gibi hissettiriyor. Tüm bunlar, özellikle oyunun sonuna doğru çok daha kötü bir hal alıyor.

The Entropy Centre, birbirinden kaliteli bulmacalar sunuyor
The Entropy Centre oyunundaki bulmacaların önemli bir kısmı ise küplere odaklanıyor. Bölümlerde keşfettiğimiz küpleri farklı alanlara koyarak, güç gerektiren şeyleri açıyoruz. Bunlar bazen kapılar oluyor, bazen de asansörler oluyor. Tabii ki oyunda ilerledikçe bu küplerin kullanım şekilleri değişebiliyor. Mesela, bazı küpler tek başına çalışmıyor, bazıları da daha farklı amaçlarla kullanılmaya başlanıyor. Bulmacalarda ilerleme sağladıkça işler çok daha kompleks haller alıyor ve beyin gücünüzün kullanımı artıyor doğal olarak. 10-15 saatlik bu deneyimde, 50’den fazla bulmaca sunulurken küplerin değişmesi, deneyimi taze tutuyor.
The Entropy Centre oyununun tamamı küplerden oluşmuyor tabii ki. Oyuna başladıktan kısa bir süre sonra Astra, aktif bir şekilde kullanılmaya başlıyor. Bu silahımız, oyundaki zamanı manipüle edebiliyor ve objeleri 38 saniye kadar geriye gönderebiliyor. Küplerin ve silahın nasıl çalıştığı bulmacalar aracılığı ile adım adım anlatıldığı için oyunun sonuna doğru kendinizi bir deha gibi hissedebilmeniz mümkündür. Tabii işler adım adım karışık bir hal aldığı için bu video oyunu daha çok bulmaca türünü seven oyunculara biraz daha fazla hitap ediyor. Daha günlük bir bulmaca oyunu görmek istiyorsanız, bu yapıt biraz fazla kaçabiliyor.
The Entropy Centre oyununda bir bulmacayı kendi başınıza çözdüğünüz zaman aldığınız tatmin edici hissin bir tarifi yok gerçekten. Sıkıntı şu ki bu his, zaman zaman hatalar yüzünden gölgede kalabiliyor. Bazen, kullanmanız gereken küpler ne yazık ki duvarların içerisinde sıkışabiliyor ve bulmacayı yeniden başlatmadan sorunu çözemiyorsunuz. Bu da 5-10 dakikalık ilerlemelerin kaybolmasına neden açabiliyor. Ayrıca, neden olduğunu net olarak çözemediğim bir şekilde çökme problemleri de yaşanabiliyor ama bunlar çok nadir bir şekilde karşınıza çıkıyor. Ayrıca, kayıt noktaları da zaman zaman çok geride kalabiliyordu.
The Entropy Centre ile alakalı bir diğer problem ise oyunun dünyası hakkında saklanan bilgilerin, oyunun bölümlerinde ok abes yerlere koyulmuş olması ve bu bilgilerin her birinin de pek ilgi çekici olmaması. Yani, bazı elektronik postalar çok gereksiz konuşmalara ev sahipliği yapıyor ve onları arayıp, bulmuş olmak pek de tatmin edici hissettirmiyor. Ayrıca, daha önce de söylediğim gibi kayıt noktaları zaman zaman çok geride kaldığı için öldüğünüz zaman bulmaca alanlarına tekrar yürümek çok gereksiz bir zaman alıyor. Ayrıca, öldüğünüz zaman toplanabilir ögeler de geçersiz sayılıyor, kendilerini tekrar bulmanız gerekiyor.

Görsellik de kesinlikle yüzüstü bırakmıyor oyuncuları
The Entropy Centre, sunum tarafında da hoş bir başarıya ulaşıyor. Her şeyden önce, oyunun görselliği oldukça yüksek kalitede. Daha da önemlisi, oldukça temiz, net ve anlaşılır bir görsel tasarım kullanılıyor. Bu sayede bulmacaların sizden ne istediğini kolayca anlayabiliyorsunuz. Görsel tasarımın bu kadar özenli olması ve oyundaki bilgileri size net bir şekilde hızla aktarması sayesinde hiçbir zaman bir bulmacaya bakıp, “Ben bunu nasıl bilebilirdim ki?” demiyorsunuz. Ayrıca, görselliğin genel anlamda kaliteli olması, ışıklandırmaların filan hoş görünmesi atmosferi de güzel bir şekilde destekliyor.
The Entropy Centre, performans tarafında da pek bir sıkıntı sunmuyor. Konsollarda oyun deneyimi oldukça stabil bir şekilde yaşanıyor; bilgisayarlarda ise donanımınız, sistem gereksinimlerini karşıladığı sürece optimizasyon temelli herhangi bir problem yaşanmıyor. Ayrıca, oyunun yükleme ekranları filan da gayet kısa sürüyor; sadece daha önce bahsetmiş olduğum oyun hataları, kayıt noktalarının biraz geride kalması ve oyunun sadece tek bir otomatik kayıt dosyası bulundurması sıkıntı çıkartıyor. Tek bir dosya olduğu için bir hata yüzünden bölümde sıkışırsanız, geri dönmek normalden daha zor olabiliyor.
Sesler ve müzikler de The Entropy Centre oyununda hiç fena değil. Her şeyden önce, oyundaki ana karakterimiz ve robot arkadaşımız için seslendirmeler mevcut. Bizim karakterimizin seslendirme performansı ne yazık ki biraz yapay geliyor kulağa ama yine de hiç fena değil sunulan kalite. Robot arkadaşımızın seslendirmesi ise gayet başarılı; kendisi de biraz yapay hissettiriyor ama bunun zaten öyle olması gerekiyor, sonuçta kendisi bir yapay zeka. Diğer ses efektleri ve müzikler de kesinlikle hoş ama öyle akılda kalıcı pek bir şey bulunmuyor oyunun içerisinde. Yine de her ses/müzik ögesi, atmosferi oldukça olumlu etkiliyor.
Durumu özetlemek gerekirse The Entropy Centre, oynaması oldukça eğlenceli olan kaliteli bir bulmaca oyunu. Adım adım zorlaşan ve oldukça büyük, sürpriz bir bulmaca ile sonlanan bu oyunu türü seven herkese rahatlıkla önerebilirim. Sadece, bulmaca türüne yabancı olan oyuncular için sunulan deneyim biraz zor kaçabilir. Oyun her ne kadar kolay bir şekilde başlasa da her bulmaca işler biraz daha kompleks bir hal aldığı için kısa bir süre içerisinde bulmacalar, türe yeni olan oyuncuları boğabilir. Eğer sizler de Portal serisinden ilham alan hoş ve kaliteli bir deneyim arıyorsanız, buldunuz demektir efendim.





