Açıkça konuşmak gerekirse en başta neyle karşılaşacağımı bilmiyordum. “Uyuşturucu imparatorluğu kurma” temalı bir oyunun ne kadar keyifli ve hatta “huzurlu” olabileceğini düşünmek bile zordu. Schedule I, bu önyargımı anında yerle bir etti. Erken erişimde olan bu suç simülasyonu, yasadışı işler yürüttüğünüz halde kendinizi rahatlamış, odaklanmış ve nedense gülümserken bulduğunuz bir deneyim sunuyor ve tüm tuhaflığıyla birlikte bu, son derece eğlenceli bir deneyim sunuyor.

Oyun, yeni taşındığınız kasvetli bir batı yakası şehri olan Hyland Point’te başlıyor. Cebinizde beş kuruş yok, elinizde ürün yok, tanıdığınız kimse de yok ama yeteneğiniz var: Ot satmak. Küçücük bir otel odasında ekime başlıyorsunuz, bir süre sonra meth pişiriyorsunuz, ardından kokain devreye giriyor ve derken karşınızda otomatik çalışan bir suç imparatorluğu oluşuyor.

Yapı temelde bir yönetim simülasyonu ama klasik menü menü dolaşılan bir şehir kurma oyunu değil bu. Her şeyin bizzat içindesiniz. Elinizle bitki suluyor, tepside kristal kırıyor, evde ürünleri minik cam kavanozlara dolduruyorsunuz. Bu eylemler o kadar tatmin edici ki, suçlu gibi değil de meditasyon yapan biri gibi hissediyorsunuz. Ta ki 70 kavanozluk ürünle dışarı çıkana kadar…

Zamanla üretim zincirinizi tamamen otomatikleştirebiliyorsunuz. Botanikçiler, kimyagerler, sizin için mal satan çalışanlar derken siz yalnızca lojistiği yöneten bir operasyon şefine dönüşüyorsunuz. Bu noktada oyun, Satisfactory veya Factorio gibi yapımların zevkli planlama yönlerini çağrıştırmaya başlıyor. Yani ilk başta el yordamıyla ilerlerken, sonunda optimize takıntısı bir hobiye dönüşüyor.

Hyland Point’in atmosferi büyüleyici. Sessiz, neredeyse huzurlu bir şehir. Güneş doğarken boş sokaklarda kaykayla süzülüyor, müşterilere ürün ulaştırıyor, sonra evde bitkilerinizle ilgileniyorsunuz. Ciddiyetle yürüttüğünüz bu yasadışı işin garip huzuru, sizi oyunda tutan en büyük şey. Adeta bir suç versiyonu Animal Crossing gibi. Ortadaki en büyük fark ise bu video oyununda Tom Nook yerine siz para kazanıyorsunuz.

Rastgele oluşan ürün isimleri (örneğin “Dream Queef” veya “Aspen Smegma”) ve karton kutu kafalı karakterler gibi saçmalıklarla dolu mizah anlayışı, oyunun tonunu ciddiyetten uzak tutuyor. Bu mizahi yaklaşım sayesinde, oyunun konusunun ağırlığı hissedilmiyor. Hatta, “daha ne kadar saçmalayabiliriz?” sorusuna samimi bir cevap gibi çalışıyor tüm sistem.

Hikâye ise oyunun ilk saatlerinde yavaş yavaş kuruluyor. Size bu karanlık dünyayı tanıtan bir karakter var, bazı diyaloglarla giriş yapılıyor ama sonra arka plana çekiliyor. Yani, anlatıdan çok sistemlere odaklanan bir oyun bu. Yine de her yeni tedarikçiyle, her açılan bina ile, sistemsel olarak hikâyenizi kendiniz yazıyorsunuz. Ortada yazılan hikaye adına pek bir şey yok ve bu sorun da değil.

Polis sistemi ise şimdilik oldukça hafif. Sokak köşesinde uyuşturucu satarken hemen yanınızdan geçen polis memuru, sizi fark etse bile iki adım koşup sonra pes ediyor. Üretim tesislerinize baskın yok, kartele dair ciddi bir tehdit de hissedilmiyor. Geliştirici ekip (ekip diyorum ama oyunu yapan tek bir kişi) bu konulara ileriki güncellemelerde odaklanacak gibi görünüyor ama şimdilik risk çok sınırlı.

İşbirlikçi oyun desteği sayesinde bir arkadaşınızı yanınıza alarak birlikte çalışabiliyorsunuz. Biriniz tedarikle ilgilenirken, diğeriniz dağıtım yapabiliyor. Tabii iki kişi olmanın getirdiği kaos da az değil: bazen arabayla nehre uçuluyor, bazen müşteriye tokat atılıyor… Yine de tüm bu kaotik anlar da Schedule I yapıtının doğasına uygun şekilde gelişiyor. Aynı zamanda şehirde yaşanan rastgele olaylar da oyunun havasını güçlendiriyor.

Mesela, başında tencere taşıyan “Cranky Frank”, sokakta “motivasyonel konuşmalar” yapan evsiz Jerry gibi karakterler bu kasabayı unutulmaz kılıyor. Oyunda içki içebilir, kumar oynayabilir, hatta çöplerinizi nehirlere atabilirsiniz; sistem sizi durdurmakla pek ilgilenmiyor. Ancak erken erişimin eksikleri zamanla ortaya çıkıyor. Şu an oyunda sadece üç ana uyuşturucu tipi var ve yaklaşık 20 saat içinde hepsine kolaylıkla ulaşılıyor. İçerikler hızlıca tükenebiliyor.

Bundan sonra geriye yalnızca para biriktirmek ve birkaç yeni dekoratif eşya almak kalıyor. Oyun sonu içerik yokluğu, uzun vadeli motivasyonu ciddi şekilde etkiliyor. Teknik problemler de yer yer can sıkabiliyor. Kare hızı düşüşleri, görevde takılı kalan karakterler ve satış yapmayan çalışanlar gibi sorunlar yaşanabiliyor. Bazıları oyunu yeniden başlatmayla çözülse de, uzun vadede optimizasyona ihtiyaç var. Neyse k, geliştirici düzenli güncellemeler sözü vermiş durumda.

Özetle, Schedule I isimli bu video oyunu, kara mizah dolu temasına rağmen inanılmaz derecede rahatlatıcı ve eğlenceli bir suç simülasyonu. Hatalarına ve eksik içeriğine rağmen, potansiyeli oldukça yüksek bir oyun. Breaking Bad’in Walter White’ı ile Stardew Valley’in çiftçisini bir karakterde birleştiren bu absürt yapı, uzun süre hatırlanacak türden.

Etiketler: