Amistech Games ekibinin kült klasikleri arasına çoktan girmiş olan My Summer Car efsanesinin merakla beklenen devam oyunu olan My Winter Car, sonunda 29 Aralık 2025 tarihi itibarıyla Steam üzerinden Erken Erişim ürünü olarak hayatımıza girdi ve bizi yeniden Peräjärvi’nin o tekinsiz, şimdi ise karlarla kaplı topraklarına davet etti. İlk oyunun sıcak, terli ve sinekli yaz atmosferini geride bırakıp, kemiklerinizi donduran, depresif ve acımasız bir Fin kışına adım atıyoruz Eğer ki My Summer Car oyununu zor olarak nitelendiriyorsanız, My Winter Car oyununun sunduğu deneyim yanında o oyunun bir yaz tatili gibi kaldığını söylemek abartı olmaz; zira burada düşmanınız sadece susuzluk veya açlık değil, aynı zamanda doğanın ta kendisi efendim.
Oyunun temel mantığı, selefiyle aynı DNA’yı taşıyor: 1990’ların sonlarında Finlandiya kırsalında, hurda halindeki bir proje aracını cıvata cıvata toplayıp, çalışır hale getirmek ve bu sırada hayatta kalmaya çalışmak. Ancak bu sefer işin içine giren termodinamik kuralları, oynanışı tamamen değiştirmiş durumda. Artık garajda sabahlamak o kadar kolay değil; hipotermi riski sürekli ensenizde; evinizi ısıtmak, aracınızın camlarındaki buzun çözülmesini beklemek ve kaygan zeminle boğuşmak, oyunun hayatta kalma etiketini çok daha ciddiye almanızı gerektiriyor.
Bu maceradaki başrol oyuncumuz, yani toplamakla mükellef olduğumuz o meşhur proje arabası artık Satsuma değil; oyundaki adıyla Corris Rivett (gerçek hayattaki karşılığıyla Ford Taunus TC). Bu değişiklik, oyunun mekanik zorluğunu bambaşka bir seviyeye taşıyor; Rivett, arkadan itişli bir araç. Karlı ve buzlu yollarda, henüz diferansiyeli veya süspansiyonu tam ayarlanmamış arkadan itişli bir aracı yolda tutmaya çalışmak, klavye veya direksiyon başında soğuk terler dökmenize neden oluyor. Parçaları yine dergilerden sipariş ediyor veya Fleetari’den temin ediyoruz, ancak montaj süreci kış şartları nedeniyle çok daha zahmetli ve sabır istiyor.
Neyse ki oyunun başında tamamen yaya değiliz; günlük işlerimizi halletmek için kapımızın önünde bizi bekleyen Sorbett 1600 LTD (Talbot 1510) isimli sadık bir yol arkadaşımız var. Önden çekişli olması sebebiyle kış şartlarında Rivett’e kıyasla çok daha affedici bir sürüşü var ve oyunun ilk saatlerinde markete gitmek, parça taşımak veya sadece donmamak için sığınacağınız en güvenli limanınız bu araç oluyor. Ancak güvenli kelimesi sizi yanıltmasın; bu araçta bile soğuk motoru ısıtmak, kaloriferin camdaki buzu çözmesini beklemek gibi ritüeller, oyunun o meşhur bekleme ve sabretme simülasyonunun bir parçası bu oyunun içerisinde.

Oyunun atmosferi, ilk oyundaki o sarhoş ve neşeli havadan ziyade, daha melankolik ve kasvetli bir yapıya bürünmüş. Gündüzlerin kısalığı ve gecelerin o zifiri karanlığı, oyuncuyu psikolojik olarak da baskı altına alıyor. Dışarıdaki sessizlik sadece rüzgarın uğultusu ve karın ayaklarınızın altında çıkardığı o tok sesle bozuluyor. Grafikler hala o kendine has, hafif çirkin ama gerçekçi Unity estetiğini koruyor ancak kar efektleri, araçların üzerindeki buzlanma detayları ve nefesinizin buharlaşması gibi görsel dokunuşlar, atmosferi inanılmaz derecede güçlendirmiş.
Sürüş fizikleri konusunda Amistech Games yine dersine iyi çalışmış, hatta belki de gereğinden fazla iyi çalışmış diyebiliriz. Kış lastiklerinin kar üzerindeki tutunma veya tutunamama hissi, buzlanmış asfaltın verdiği o her an ölebilirim tedirginliği muazzam bir şekilde aktarılmış. Özellikle otobanda yüksek hızlara çıkmak artık cesaret işi değil, aptallık göstergesi; en ufak bir direksiyon hatası veya ani fren, aracınızın kontrolden çıkıp şarampole yuvarlanmasıyla sonuçlanıyor ki bu da permadeath (kalıcı ölüm) açık oynayanlar için oyunun sonu demek oluyor efendim.
Hayatta kalma mekanikleri arasına eklenen vücut sıcaklığı göstergesi, açlık ve susuzluktan bile daha acil bir ihtiyaç haline gelmiş durumda. Evde sobayı yakmak için odun kırmak, arabanın içinde kalorifer ısınana kadar titremek veya dışarıda iş yaparken doğru kıyafetleri giymek zorundasınız. İlk oyunda kirlilik olarak bildiğimiz mekanik, burada yerini terleme ve soğukla birleşen hastalık riskine bırakmış. Bu durum, oyunun temposunu ister istemez yavaşlatıyor ve sizi her adımınızı planlamaya zorluyor; plansızca markete gitmek bile donarak ölmenizle sonuçlanabilir.
Para kazanma yolları da mevsime uygun olarak evrimleşmiş durumda. Artık sadece foseptik çekmekle uğraşmıyoruz; kar küreme işleri, taksicilik yapma gibi yeni gelir kapıları da mevcut. Ancak her işin kendi riski var; örneğin karlı bir havada taksicilik yaparken müşteriyi sağ salim yerine ulaştırmak, buzlu yollarda drift yapmadan gitmeyi gerektiriyor. Ekonomi dengesi yine acımasız; benzine, yiyeceğe ve parça siparişlerine yetişmek için sürekli çalışmak zorundasınız, bu da sizi o boğucu kapitalist döngünün içine hapsediyor.

Teknik açıdan bakıldığında, oyunun henüz Erken Erişim aşamasında olduğunu unutmamak gerekiyor. Fizik motoru zaman zaman o bildiğimiz Rojola saçmalıklarını yapabiliyor; araçların havaya fırlaması, eşyaların yerin içine girmesi gibi durumlar hala mevcut ama My Winter Car oyununun kitlesi için bu hatalar bir eksi değil, adeta oyunun mizahının ve zorluğunun bir parçası olarak kabul ediliyor. Yine de oyunun optimizasyonu, özellikle yoğun kar yağışı efektlerinin olduğu sahnelerde sistemleri biraz zorlayabiliyor. Genel bir cila Erken Erişim boyunca gerekli.
Ses tasarımı, oyunun en güçlü olduğu ama en az takdir edilen yönlerinden biri. Radyoda çalan o depresif ama nostaljik Fin parçaları, motorun soğukta çalışırken çıkardığı o metalik öksürük sesleri ve süspansiyon gıcırtıları, sizi 1990’ların içine hapsediyor. Arabanızın çalışmadığı o sessiz anlarda duyduğunuz tek şeyin kendi kalp atışınız ve dışarıdaki rüzgar olması, yalnızlık hissini iliklerinize kadar işletiyor. Yalnız, bazı radyo müziklerinin yapay zeka ile yapıldığını söylemek lazım.
My Winter Car, kesinlikle herkese göre bir oyun değil ve geliştirici de bunu Steam sayfasında açıkça belirtiyor. Bu oyun, sabrı olan, mekanik detaylarla uğraşmayı seven ve başarısız olmaktan keyif alan mazoşist bir kitleye hitap ediyor. Eğer ki My Summer Car oyununu oynamadıysanız veya o oyunda motoru toplayamayıp bıraktıysanız, My Winter Car sizin için sadece bir işkence simülasyonu olacaktır ama serinin hayranları için bu oyun, bekledikleri o nihai meydan okumanın ta kendisi.
Sonuç olarak, My Winter Car, bir devam oyunundan beklenen her şeyi ve daha fazlasını, kendine has o acımasız tarzıyla sunuyor. Sizi elinizden tutup gezdiren modern oyunların aksine, sizi dondurucu soğukta, elinizde bir İngiliz anahtarı ve cebinizde beş kuruş parayla bir başına bırakıyor. Başardığınızda hissettiğiniz o tatmin duygusu ise paha biçilemez. Peräjärvi’ye kış geldi ve bu kış hiç de kolay geçmeyecek; ama biz zaten bunun için buradayız.





