HOOK tarafından geliştirilen ve piyasaya sürülen Edengate: The Edge of Life, sanıyorum ki artık yavaş yavaş arkamızda bıraktığımız COVID-19 döneminin son oyunlarından bir tanesi olacak. Bu oyunda Mia Lorenson olarak gözlerimizi bir hastanede açıyoruz. Sıkıntı şu ki hiçbir hafızamız yok ve belki de daha da önemlisi, dünyada kimse yok. Belirsizlik, izolasyon ve umut gibi duyguları yansıtmaya çalışan bu oyun, eğer yanlış anlamadıysam pandemi içerisinde yaşanan aynı duygular ile interaktif bir deneyim sunuyor. Yalnız, aynı interaktif deneyim de bu oyunu birazcık arka plana itiyor ve oyuncuları kendisinden uzaklaştırıyor.
Mia Lorenson, herhangi bir insan değil. Kendisi oldukça genç ve başarılı bir bilim insanı. Bu yüzden de karakterimiz hemen problemleri çözmek için çalışmalara başlıyor. Bu çalışmalar dahilinde de başımıza en son nelerin geldiğini hatırlamaya çalışıyoruz; bize bunları hatırlatacak adımları atıyoruz. Bu sırada da dünya üstü varlıklar bizi takip ediyor. Yalnız, böyle dedim diye oyunun bir anda korku ve gerilim tarzına yöneldiğini düşünmeyin. Edengate: The Edge of Life, çizgisini bozmuyor. Yine de bu oyunun anlatmaya çalıştığı hikaye, pandemi etkisinden dolayı beni ne yazık ki biraz bayıyor. İlgi çekici bir şey de sunulmuyor zaten.
Tamam, COVID-19 sırasında insanların kendilerini evlerine kilitlemek zorunda kalması kolay bir deneyim değildi ama bence bu dünya üzerinde yaşanabilecek en kötü şey de değildi. Medya, bu durumu hiç de öyle göstermedi ve pandemiden etkilenip, haftalarınızı ve belki de aylarınızı evin içerisinde, kendi sağlığınız için geçirmek zorunda kalmak, bu sırada bolca yeni hobi edinmek medya tarafından dünyanın sonu gibi gösterildi. Edengate: The Edge of Life, bu söylediklerimi gerçek anlamıyla alıyor ve dünyanın sonunu göstermeye çalışıyor. Zaten bu yüzden beni biraz bayıyor. Aynı hikayeyi zaten birçok kez duydum, bir de deneyimlememe gerek yok bence.
Yine de Edengate: The Edge of Life oyununa pandemiden alınan ilham haricinde başka hiçbir konuda olumsuz yorum yapabilmek pek de mümkün değil. Yani, tabii ki oyunda çok sınırlı bir oynanış filan da var ama size sunulan deneyim sadece birkaç saatten ibaret ve oyunun Steam üzerindeki fiyatı da 13 TL civarında. Günümüzün ekonomisinde bu fiyat, bu kadar kısa bir oyun için bile bence bedava sayılabilecek seviyede. Yani, aynı sürede bir film izlemek isteseniz bile bunun dört katında fiyat ödemeniz gerekiyor. Evet, belki izleyeceğiniz film, hikaye ve yapım kalitesi açısından daha yüksek bir seviyede olacak ama oyun da 13 TL.

Edengate: The Edge of Life, hayatı çok da uçlarda yaşatmıyor
Edengate: The Edge of Life oyununun adına baktığınız zaman size hayatı uçlarda yaşatacak bir deneyim sunduğunu düşünebilirsiniz ama durum hiç de öyle değil. Oyun, oldukça basit bir oynanışa sahip. Bu oynanış dahilinde yürüyorsunuz ve etraftaki parıltılı eşyalar ile etkileşime geçiyorsunuz. Bazı eşyalar oyunun hikayesini detaylandırıyor. Bazı eşyalar da bulmacalar dahilinde sunuluyor. Bulmacaların kendisi inanılmaz basit ve siz zorlanacak olsanız bile karakterimizin konuşmaları ve bazı diğer elementler, bulmacaları anında anlayıp, çözmenizi sağlıyor. Yani, oyun sadece yürümenize odaklanmanızı istiyor.
Edengate: The Edge of Life oyunundaki doğa üstü varlıkların size tehlike yaratacağını da düşünebilirsiniz ama öyle bir durum söz konusu da değil. Oyunda sizin hayatınızı tehlikeye sokan hiçbir şey yok; silahlar, can barları ve benzeri şeyler mevcut değil. Bunları olumsuz elementler olarak söylemiyorum; her oyunda savaşmak zorunda değiliz sonuç olarak. Sadece beklentilerinizi bunlara göre ayarlamanızı öneriyorum. Oyun, sadece hikayeye önem veriyor ve aslında oyunun büyük bir kısmında bu hikaye, güzelce de sunuluyor. Yalnız, burada da bir problem var ki her soru işareti, cevaba dönüştürülmüyor.
Edengate: The Edge of Life oyununun hikayesi tamamlandığı zaman bile ne yazık ki kafanızdaki soru işaretleri çözüme ulaşmıyor. Öyle görünüyor ki oyun, teoriler üretmenizi istiyor ama bu kadar küçük ve önemsiz bir oyun için bununla kim uğraşacak? Yani, bu teorileri tartışabileceğiniz bir topluluk bile yok. Ayrıca, oyunun hikayesindeki tempo da sürekli dalgalanarak ilerliyor. Yani, her şey gizemli bir şekilde başlıyor, sonra birçok şeyi anlıyorsunuz, sonra gizem tekrar geri dönüyor, sonra her şey tekrar anlaşılır hale ulaşıyor, sonra gizem tekrar başlıyor. İşte bu tempo da biraz yorucu olabiliyor ne yazık ki.
Edengate: The Edge of Life oyunundaki gizem, birçok konu da da tamamen kalkmıyor. Mesela, bizim peşimizde olan birkaç varlığın kim olduğu ve neden aslında peşimizde olduğu hiçbir şekilde anlatılmıyor. Ayrıca, oyunun neredeyse tamamı da hastanenin içinde geçiyor ki bu yüzden tüm bölümler biraz aynı hissettiriyor. Aslında oyunun bir kısmında dışarı çıkıyoruz ama hiçbir yeri keşfedemeden hastaneye geri dönüyoruz. Bölüm tasarımı konusunda bu oyunun kesinlikle biraz çeşitliliğe ihtiyacı var gibi duruyor. İşte tüm bu eleştirileri yapmak kolay ama daha sonra oyunun sadece 13 TL olduğu aklınıza geliyor…

Başarılı bir seslendirme performansı sizi bekliyor
Edengate: The Edge of Life oyununun görselliği de kesinlikle fena değil. Yani, karşımızda öyle çok muhteşem görünen bir oyun yok ama aynı zamanda görsel kalite öyle rahatsız da etmiyor. Daha çok bir önceki konsol neslinin ilk günlerini hatırlıyoruz. Buna karşılık olarak hastanenin atmosferi ve bazı birkaç görsel efekt de kaliteliydi. Oyun, bir şekilde yalnızlık hissini bence başarılı bir şekilde vermeyi başarıyor. Ayrıca oyunun renk paletinde kullanılan koyu renkli tonlar da korku ve gerilim havası olmamasına rağmen o hissi vermeyi başarıyor. Yani, görsel anlamda bu oyun hiç de fena değil diyebileceğimiz bir seviyede.
Performans da tahmin edebileceğiniz üzere gayet standart. Ben bu oyunun hem PlayStation 5, hem de PC versiyonunu deneyimledim. Daha doğrusu, PlayStation 4 versiyonunu PlayStation 5 ile deneyimledim; oyunda yeni nesil konsollara verilen bir destek yok. Yine de FPS ile alakalı herhangi bir sıkıntı yaşanmıyordu. PC tarafında da NVIDIA Geforce GTX 760 gibi bir ekran kartını kullanarak, minimum görsel kalitede stabil bir deneyim yaşayabiliyorsunuz. Oyunun önerilen sistem gereksinimlerinde de NVIDIA Geforce GTX 1660 yer alıyor; donanımızda sıkıntı oluşturabilecek herhangi bir optimizasyon problemi bulunmuyor.
Edengate: The Edge of Life oyununun en iyi noktası ise bence seslendirmeleri ve müzikleri. Oyunda aslında çok da yoğun bir seslendirme yok; en çok cümleyi ana karakterimiz kuruyor ama kendisini seslendiren sanatçı müthiş bir iş çıkartıyor. Bu seslendirmelerin altında çalan müzikler de ayrı bir kaliteye sahip; oyunun atmosferini olumlu bir şekilde etkiliyor. Yani, bu video oyununun sunum tarafında herhangi bir sıkıntı bulunmuyor. Sadece eğer görsel kaliteye biraz daha bütçe ve emek harcanabilseymiş, genel anlamda daha hoş bir oyun elde edilebilirmiş gibi hissediyorum. En azından manzara izlerdik.
Eğer pandemi döneminden ilham alan küçük bir oyun arıyorsanız, onu buldunuz demektir. Edengate: The Edge of Life, hikayesindeki birçok şeyi açıklamamasına rağmen Steam üzerindeki inanılmaz düşük fiyatı sayesinde önerilmeyi hak ediyor. Konsollarda da fiyat çok kötü sayılmaz; 70 TL civarındaydı eğer yanlış hatırlamıyorsam. Bu yüzden, birkaç saatlik ufak bir interaktif macera oyunu arıyorsanız, bu yapıta bir şans verebilirsiniz. Yalnız, beklentilerinizi sıfıra indirmeniz gerekiyor. Çok yönlü ve zengin bir oyun arıyorsanız, ne yazık ki aradığınız oyun, bu değil. Bu oyun lokmalık bir deneyim sunuyor.





