2016 senesinde PlayStation 4 için çıkmış olan ücretsiz bir oyun vardı. Kendisinin adı Let It Die idi. Bu oyunu hatırlar mısınız, bilmem ama şimdi Deathverse: Let It Die adı altında bir devam oyunu piyasaya sürüldü. Yalnız bu iki oyun sadece isim olarak aynı markada yer alıyor; ilk oyun tek oyunculuyken, bu oyun tamamen çok oyunculu bir deneyim sunuyor. Yani, konsept tamamen farklı. Supertrick Games tarafından geliştirilen ve GungHo Online Entertainment tarafından piyasaya sürülen bu yapıt, şimdi oyuncuların karşısında ve ben de kendisini PlayStation 5 konsolumda deneme şansına sahip oldum.
Deathverse: Let It Die oyununa adımınızı attığınız ilk andan itibaren sunulan atmosfer, ne kadar benzersiz olduğunu bizlere gösteriyor. Bu oyunda bir televizyon şovunun katılımcısı olarak boy gösteriyoruz. Şovun kendisinde ise 16 kişilik bir grup, hayatta kalmak için bir arenaya atılıyor. Bu arena zamanla küçülüyor ve bazen de çok güçlü avcılar, katılımcıları avlamak için alana bırakılıyor. Bunların haricinde, tüm katılımcılar birbirlerine karşı bir savaş verip, hayatta kalan son kişi olmaya çalışıyorlar. Böylece, programın bölümünü kazanıyorsunuz ve bir sonraki katılımınıza kadar size sağlanan evde vakit geçiriyorsunuz.
DEATH JAMBOREE isimli televizyon programında düşmanlarınızı farklı şekillerde öldürerek, seyircilerden puan kazanıyorsunuz ve bu da oyunun temel para birimi olarak geçiyor. Yalnız, birimlerden konu açılmışken, bu oyunda inanılmaz fazla sayıda birim olduğunu söylemek istiyorum. Yani; oyun içinde elde edilen para ayrı, materyal takası için kullanılan birden fazla birim ayrı, mikro ödeme birimi ayrı filan derken oyun bu noktada biraz tatsızlaşıyor. Deathverse: Let It Die oyununda absürt sayıda birim mevcut ve bunlar net olarak açıklanmadığı için de başlarda biraz kafa karıştırıcı görünebilirler.
Peki, bu birimler ile ne yapıyorsunuz? Deathverse: Let It Die oyunundaki tüm bu birimlerle yeni silahlar, kostümler veya materyaller satın alabiliyorsunuz. Materyallerle ayrıca yeni silahlar, kostümler ve materyaller yapabiliyorsunuz. O materyallerle de tekrar silahlar ve kostümler yapabiliyorsunuz. Ayrıca oyunda çok hızlı ilerleme kaydedebileceğiniz bir savaş bileti de var ki onun da yanlış hatırlamıyorsam %75 kadarı sadece birim ve materyal hediye ediyor. Zaten oyunda bu kadar fazla sayıda birim varken, savaş biletinin de bu şekilde tasarlanmış olmasına şaşırmamak gerekiyor. Bu da beni üzen bir başka noktaydı.

Deathverse: Let It Die, derin bir oynanışa sahip
Deathverse: Let It Die oyununda birkaç farklı silah kategorisi var ve bu kategorilerin altında da aynı silahların farklı görünümleri satın alınabiliyor ve/veya üretilebiliyor. Her silah kategorisi, oyunculara farklı aktif ve pasif yetenekler sunuyor. Mesela, palalar ile dengeli saldırılar yapabiliyorsunuz. Hayatınıza biraz hız ve risk katmak istiyorsanız da katanalar sizi bekliyor. Bunların haricinde, farklı şekillerde kullanılabilecek birkaç silah tipi daha mevcut. Ayrıca, bu silah tiplerinden bir tanesi her gün bonus tecrübe puanı, para birimi veya benzeri şeyler de verebiliyor ki bu da sizi her gün farklı bir silahı denemeye itebiliyor.
Silahlar haricinde, Deathverse: Let It Die oyununda farklı kostümler de mevcut. Bu kostümler, farklı nadirlik seviyelerinde sunuluyorlar ama silahların tam tersine kostümler, sadece kozmetik olarak kullanılabiliyor. Yalnız, bazı kostümler, “evrim geçirtilebilir” şekilde sunuluyor. Bu tip kostümlere bazı değerli materyalleri harcayarak seviye atlatabiliyorsunuz. Kostümler seviye atladığı zaman ise daha havalı görünüyorlar. Oyunda ayrıca özelleştirilebilecek daha birçok şey bulunuyor; yanınızdaki robot arkadaşınız, kaldığınız eviniz ve silahlarınızın görünümü de farklı şekillerde özelleştirilebiliyor. Sadece bolca para ve materyale ihtiyacınız var.
Deathverse: Let It Die oyunundaki silahlara geri dönecek olursak, her silahın dört farklı yeteneği bulunuyor. Bunlardan ilki, nihai yetenek olarak da adlandırabileceğimiz Deathblow. Diğer ise ana yetenek olarak karşımıza çıkıyor. Bu iki yetenek, her silahta açık oluyor ve belli bir silah kategorisi ile 10. ve 30. seviyelere ulaştıktan sonra ustalık bonusu ve avantajların kilidini açabiliyorsunuz. Silahlarda ve savaş biletinde seviye atlamak da öyle çok zor değil. Hesaplamalarıma göre 3-4 kere birinci gelmek, 10-15 seviye civarı kazandırıyor. Tabii karşılaşmalarda da aktif olup, düşman öldürmeniz ve görev yapmanız gerekiyor.
Deathverse: Let It Die oyununda farklı şekillerde saldırı ve savunma yapabilmek mümkün. Mesela; hafif saldırılar ile kombo yapmak, ağır saldırı gerçekleştirmek, tepeden düşmanın üzerine atlamak, depar atıyorken ileri doğru saldırmak, kalkan açmak, kalkan açıkken o kalkandan ateş etmek ve benzeri şeyler oyunda yer alıyor. İşin içine yetenekler de girince karşınızdaki düşmana saldırmak için bolca opsiyonunuz oluyor. Buradaki tek sıkıntı, saldırılan ve savunmaların biraz hantal durması ve kombinasyonların hep birbirinden bağımsız hareket etmesi. Yani, oyundaki hiçbir animasyon pek akıcı durmuyor.

Bu oyunu arkadaşlarınızla oynamak pek de mümkün değil
Deathverse: Let It Die oyununda daha önce de bahsetmiş olduğum yardımcı robot arkadaşımız, aslında Wilson. Kendisi bir kalkana dönüşüp, bizi koruyabiliyor; aynı kalkan bir anda enerji sıkıp, düşmanlara hasar verebiliyor; arenayı tarayıp, düşmanların nerelerde olduğunu görmenize olanak sağlıyor ve yetenekleri aktif etmenizde işe yarıyor. Oyunun içerisinde tüm bunları kullanmayı bilmeniz gerekiyor, aksi taktirde sadece saniyeler içinde bile ölebiliyorsunuz. Bu hem benim başıma geldi, hem de başkasının başına gelmesini sağladım. Karşılaşmalar uzun sürebiliyor tabii ki ama bunun için ne yaptığınızı bilmeniz gerekiyor.
Deathverse: Let It Die gibi bir video oyununda hem saldırmak, hem de savunmak için bu kadar fazla opsiyonun sunulması kesinlikle güzel bir şey ama opsiyon bu kadar çok olunca, kontroller de biraz karışıyor. Ben genellikle çoğu oyunda kontrol şeması ile alakalı problem yaşamıyorum ama bu oyunun kontrolleri bana oldukça garip geldi DualSense üzerinde. Oyuna bilgisayarda da baktım ve PC tarafında kesinlikle kontroller, yetenek tuşları filan çok daha akılda kalıcı. Yani, şu anda sorsanız, DualSense üzerinden nihai yeteneğin nasıl yapıldığını bile unutmuş durumdayım. Oyun, bu noktada da beni biraz üzdü açıkçası.
Deathverse: Let It Die oyununda asıl üzücü olan şey, bu oyunu arkadaşlarınızla birlikte oynayamayacak olmanız. Daha doğrusu, oynayabilirsiniz ama bunun için ücretli savaş biletini satın almanız gerekiyor. Bu oyunda, sadece savaş bileti satın alan oyuncular oda kurup, arkadaşlarıyla oyun oynayabiliyor ki o zamanda yabancı oyuncular ile eşleşemiyorsunuz. Yani, sadece arkadaşlarınıza karşı bir savaş verebiliyorsunuz. Herkese açık olan lobilerde de takımlı savaş veya grup olarak bir lobiye katılabilmek mümkün değil. Bunun engellenmesini anlarım ama lobi kurmak için savaş bileti gereksinimi bana inanılmaz saçma geldi.
Deathverse: Let It Die oyununun bir diğer problemi ise pek bir içerik bulunmaması. Şu anda oyunun genelinde rekabetçi ve günlük olmak üzere iki oyun modu var. Bu oyun modları temelinde tamamen aynı ve sadece tek bir haritada, tek bir avcı ve beş farklı silah kategorisi ile oynanabiliyor. Bu kadar. Oyunun savaş biletinde bile doğru düzgün bir ödül bulunmuyor; daha önce de dediğim üzere çoğu ödül, daha fazla materyal alabilmeniz için verilen materyaller. Oyun kesinlikle benzersiz ve eğlenceli hissettiriyor ama sanki daha alfa sürecinde yer alan bir oyunu oynuyormuş gibi görünüyor her şey.

Deathverse: Let It Die, sunumu ile dikkat çekiyor
Konu görsellik olduğu zaman Deathverse: Let It Die, kesinlikle hoş duruyor. Karşımızda bir AAA değil de AA seviyesinde yer alan bir oyun duruyor ama buna rağmen sunulan görsel kalite bence gayet güzel. Zaten görsel kaliteden ziyade oyunun size sunduğu atmosfer, görsel elementlerde kullanılan kreatiflikler filan daha çok ilginizi çekiyor. Bunun mutlaka daha net bir adı vardır ama Fallout serisinde de kullanılan o kıyamet geçirdik ama yine de mutluyuz havası mevcut ve ben bunu bayağı seviyorum. Ayrıca oyundaki görsel efektler, karakter modelleri, ara sahneler ve kostümler de çok hoş; silah görünümleri ise bence berbat.
Görsellik haricinde Deathverse: Let It Die oyunun performansı da yeterince başarı. Daha önce de dediğim gibi ben bu oyunun PlayStation 5 versiyonunu oynadım, oyunun yeni nesil sürümü de zaten mevcut ve böylece 60 FPS olarak çok stabil bir şekilde deneyiminizi yaşayabiliyorsunuz. Oyunun menülerinde dolaşırken, özellikle mağaza ve eşya üretme sekmesine girerken birkaç saniyelik gereksiz ekranlar izliyorsunuz ama onun haricinde yükleme ekranları da rahatsız etmiyor. Sadece, DualSense üzerinden biraz daha fazla destek verilmesini tercih ederdim; diğer oyunlara kıyasla DualSense biraz ölü duruyor.
Sesler ve müzikler de gayet başarılı. Deathverse: Let It Die oyunundaki müzikler bence gayet güzel bestelenmiş ve sayıca az olsalar bile akılda kalıcılar. Ayrıca oyunda yine çok az seslendirme mevcut ama kaliteleri yüksek. Bu noktada sadece, oyunu kazanan oyuncu, final sahnesinde röportaj veriyor ama bu röportajda hiçbir şekilde ses yok. Umuyorum ki o kısma daha sonra özelleştirme ögeleri olarak birkaç cümlelik seslendirmeler ekleyebilirler; “Quip” deniyor sanırım bunlara. Bence geliştirici ekip de böyle bir şey planlıyordu ama daha sonra seslendirmelerle uğraşmak istemedi gibi hissediyorum.
Deathverse: Let It Die, PC ve PlayStation 4/5 için çıkmış olan oynaması ücretsiz bir Mini Battle Royale oyunu. Oyunun temelinde belli bir kaliteye ulaşıldığı için ve oyun ücretsiz olduğu için, savaş bileti de bir mecburiyetmiş gibi hissettirmediği için eğer gördüğünüz ve okuduğunuz şeyler ilginizi çektiyse, bu oyunu indirmenizi ve oynamanızı öneriyorum. Sonuçta oyun bedava; çok bir şey kaybetmiş olmayacaksınız eğer oyunu sevmeseniz bile. Ben şahsen Battle Royale tarzından pek hoşlanmıyorum ama ona rağmen bu oyunu sıkılana kadar, muhtemelen birkaç gün, oynamaya devam edeceğim.





