Ritim ve aksiyon türlerini harmanlayan oyunlar son yıllarda büyük bir yükselişte ve bu akımın en yeni temsilcisi karşımızda duruyor. Yeni bir Dead as Disco inceleme yazısı yazmak için bilgisayar başına geçtiğimde, Hi-Fi Rush ile Batman: Arkham dövüş mekaniklerinin mükemmel bir karışımını bulacağımı hiç tahmin etmemiştim. Karşımızda sadece müzikle adam dövdüğümüz sıradan bir yapım değil, ritim duygusunu derinden hissettiren son derece yenilikçi bir aksiyon deneyimi bulunuyor.

Hikayemiz oldukça ilginç ve bir o kadar da intikam dolu bir temele dayanıyor. Ana karakterimiz olan Charlie, eski grubu Dead as Disco üyeleri tarafından ihanete uğrayıp, hayatını kaybettikten on yıl sonra, şeytanla bir anlaşma yaparak intikam için yeryüzüne geri dönüyor. Eski grup arkadaşlarımız artık devasa müzik idollerine dönüşmüş durumda ve onlarla yüzleşmek için sadece tek bir gecemiz var. Bu sürükleyici cinayet gizemi beklentilerimin çok ötesinde bir derinlik sunuyor.

Dövüş sisteminin temelinde yatan ve geliştiricilerin müzik temelli bir dövüş sanatı olarak adlandırdığı mekanik gerçekten muazzam çalışıyor. Ekranda olup biten her şey Dead as Disco dünyasındaki arka plan müziğinin ritmine göre şekilleniyor ve siz bu ritme ayak uydurdukça çok daha ölümcül oluyorsunuz. Ritim oyunlarında genelde hiç zorlanmayan biriyim ve saldırıların otomatik olarak müziğe senkronize olması sayesinde kendimi bir müzik tanrısı gibi hissederek düşman pataklamanın keyfini sonuna kadar çıkardım. Fakat araştırmalarıma göre bu türde iyi olmasanız bile oyun gayet tatmin edici bir deneyime sahip. Bu yüzden korkmayın.

Elbette sadece tuşlara rastgele basarak ilerlemek mümkün ancak asıl ustalık ritmi tam zamanında yakalamaktan geçiyor. Müziğin temposuna tam oturan yumruklar, tekmeler ve kaçış manevraları kullandığınızda Dead as Disco size ekstra hasar ve çok daha gösterişli bitirici vuruşlar hediye ediyor. Karşı saldırıları tam ritminde yapmak ekranı adeta bir renk cümbüşüne çeviriyor ve bu akıcı dövüş hissi sayesinde her çatışma özenle hazırlanmış bir dans koreografisine dönüşüyor.

Oyunun en can alıcı noktalarından biri kesinlikle bölüm sonu canavarlarıyla yaptığımız o epik savaşlar diyebilirim. Eski dostlarımız olan dört farklı idole karşı verdiğimiz bu mücadeleler, Dead as Disco içinde adeta devasa ve etkileşimli müzik klipleri gibi tasarlanmış. Siber yeteneklere sahip gitarist Dex veya yapay zeka pop yıldızı Arora gibi patronlarla savaşırken, mekanın sürekli değişmesi ve müziğin giderek hızlanması adrenalin seviyesini inanılmaz boyutlara taşıyor.

Görsel tasarım ve atmosfer konusunda geliştirici ekip gerçekten harika bir iş çıkarmış. Neon ışıklarla yıkanmış sokaklar ve siberpunk esintili sahneler Dead as Disco evrenini görsel bir şölene dönüştürüyor. Üstelik bu kadar yoğun görsel efekte rağmen optimizasyon oldukça başarılı hissettiriyor. Ben bu oyunu dizüstü bilgisayarımda denedim ama gördüğüm kadarıyla Steam Deck üzerinde de 60 FPS olarak son derece akıcı ve sorunsuz bir deneyim sunmayı başarıyor.

Böylesine müziğe odaklı bir yapımda müziklerin kalitesiz olması düşünülemezdi ve neyse ki müzikler tek kelimeyle şahane. Farklı müzik türlerini harmanlayan orijinal oyun müzikleri ile savaşmak Dead as Disco deneyiminin en keyifli yanlarından birini oluşturuyor. Tempolu pop şarkılarından tutun da sert punk rock ritimlerine kadar uzanan geniş yelpaze sayesinde kulağınız hiç yorulmuyor. Her yeni düşman dalgasında farklı bir ritme adapte olmak oyunun dinamizmini sürekli olarak taze tutuyor. Oyunun bu kısmı tahmin ettiğimden çok daha iyiydi.

Oyunu rakiplerinden ayıran en büyük ve en sevdiğim özellik kesinlikle kendi müziklerinizi oyuna ekleyebilme özgürlüğü diyebilirim. Sonsuz Disko adı verilen özel mod sayesinde bilgisayarınızdaki herhangi bir şarkıyı Dead as Disco içine aktarıp, o ritimde dövüşebiliyorsunuz. Mod topluluğunun da desteğiyle bu özellik oyunun ömrünü neredeyse sonsuz kılıyor. Kendi favori çalma listemle düşman pataklamak bana son yıllarda bir aksiyon oyununda aldığım en büyük zevklerden birini yaşattı.

Tabii ki her oyunda olduğu gibi bu yapımın da erken erişim sürecinden kaynaklanan bazı eksikleri bulunuyor. Şu anki aşamada sadece kolay ve normal zorluk seçeneklerinin bulunması, Dead as Disco deneyimini zorlu bir meydan okuma arayan oyuncular için biraz yavan bırakabiliyor. Ayrıca ana hikaye modunun sunduğu içerik şimdilik sadece birkaç saat sürüyor ve bittiğinde insan ister istemez çok daha fazlasını oynamak için büyük bir açlık hissediyor.

Oynanış tarafında beni rahatsız eden bir diğer küçük detay ise yetenek ağacı sisteminin oyuna zorla eklenmiş gibi hissettirmesi oldu. Temel saldırıları bile açmak için puan harcamak zorunda kalmak Dead as Disco gibi akıcı bir oyunda biraz gereksiz bir mekanik olarak göze çarpıyor. Bununla birlikte ana merkezimiz olan barda menülere ulaşmak için sürekli yürümek zorunda kalmak yerine basit bir başlangıç ekranı olmasını kesinlikle tercih ederdim.

Tüm bu ufak tefek pürüzlere rağmen ekrandaki o muazzam dövüş hissiyatı ve tokatlama tatmini her şeyin üzerini örtmeyi başarıyor. Vuruş hissinin müzikle bu kadar kusursuz bir şekilde harmanlanması, Dead as Disco oynarken parmaklarınızın adeta klavye üzerinde dans etmesini sağlıyor. Ritim oyunlarına mesafeli duran oyuncuların bile kolayca alışabileceği bu sistem, dövüş türüne uzun zamandır beklediği o taze ve yaratıcı kanı kesinlikle enjekte etmiş.

Sonuç olarak karşımızda potansiyeli inanılmaz derecede yüksek ve tarzıyla öne çıkan çok özel bir erken erişim oyunu duruyor. Kapsamlı ve detaylı bir Dead as Disco inceleme yazısı arayanlara rahatlıkla söyleyebilirim ki bu oyun kesinlikle şans verilmeyi hak ediyor. İster müzik tutkunu olun ister sadece tarz sahibi bir aksiyon arayın, kendi müziklerinizle dövüşme fikri bile bu maceraya atılmak için tek başına yeterli bir sebep sunuyor.

Etiketler: