Creepy Jar ekibinin yeni oyunu olan StarRupture, sonunda çıktı ve hayatta kalma türünü otomasyon mekanikleriyle birleştirerek oyunculara kaotik bir deneyim sundu. Green Hell ile tanıdığımız bu geliştirici ekip, bu sefer bizleri tehlikeli Amazon ormanlarından alıp, Arcadia-7 adındaki düşman ve sürekli değişen bir gezegenin yüzeyine bırakıyor. Oyunun temelinde klasik bir üs kurma ve kaynak toplama döngüsü yatıyor gibi görünse de, aslında StarRupture kendini diğerlerinden ayıran çok daha stresli ve dinamik bir yapıya sahip. Bir mahkûm olarak gönderildiğimiz bu gezegende, şirketlerin taleplerini karşılamak için devasa fabrikalar kurarken, aynı zamanda gezegenin acımasız doğasına ve sürekli patlayan yıldızına karşı hayatta kalmaya çalışıyoruz.

Oyunun türünü tam olarak tanımlamak gerekirse, Satisfactory oyununun otomasyon zekâsı ile Green Hell oyununun hayatta kalma geriliminin birleşimi diyebiliriz ama StarRupture sadece bu iki türü karıştırmakla kalmıyor, işin içine bir de kule savunma mekaniklerini ekliyor. Siz sakin sakin üretim bantlarınızı ve monoray sistemlerinizi kurarken, bir anda gezegenin yerel faunası olan devasa böcek sürüleri üssünüze akın etmeye başlıyor. Bu durum, oyunu sadece oyunu kur ve izle rahatlığından çıkarıp, sürekli tetikte olmanız gereken bir aksiyon oyununa dönüştürüyor. İlk saatlerde elinizde sadece basit bir madencilik lazeri varken, ilerleyen safhalarda karmaşık savunma duvarları ve taretler inşa etmek zorunda kalıyorsunuz.

Görsel açıdan değerlendirdiğimde StarRupture, Unreal Engine 5 motorunun tüm nimetlerinden faydalanarak gerçekten göz alıcı bir atmosfer sunmayı başarıyor. Arcadia-7, tuhaf biyolüminesans bitkileri, sisli vadileri ve tekinsiz mağaralarıyla keşfetmesi keyifli ama bir o kadar da ürkütücü bir yer. Ancak asıl görsel şölen, oyunun adını da aldığı Rupture, yani yıldız patlaması anlarında yaşanıyor. Gökyüzündeki yıldızın dengesizleşip gezegeni alev fırtınalarıyla kavurduğu o anlarda, etrafınızdaki bitki örtüsünün yanıp kül olduğunu ve dünyanın renginin değiştiğini görmek, hem korkutucu hem de hayranlık uyandırıcı bir deneyim yaşatıyor.

Bu yıldız patlamaları, StarRupture oyununu sıradan bir fabrika kurma oyunundan ayıran en büyük özelliklerden biri olarak öne çıkıyor. Diğer oyunlarda genelde bir fabrikayı kurduktan sonra onun tıkır tıkır işlemesini izlersiniz; ancak burada doğa ana sürekli planlarınızı bozmaya çalışıyor. Patlama yaklaşırken sığınaklara kaçmanız, üretim hatlarınızı koruma altına almanız ve soğutma sistemlerini devreye sokmanız gerekiyor. Bu mekanik, oyuna bir aciliyet hissi katıyor ve oyuncuyu rehavete kapılmaktan kurtarıyor. Patlama geçtikten sonra sığınağınızdan çıkıp, hasar tespiti yapmak ve küllerinden doğan dünyayı yeniden keşfetmek oyunun en tatmin edici döngülerinden biri.

İnşaat ve otomasyon sistemine gelecek olursak, StarRupture burada klasik taşıma bantları yerine daha çok monoray ve drone sistemlerine ağırlık vermiş. Kaynakları bir noktadan diğerine taşımak için kurduğunuz bu raylı sistemler, üssünüz büyüdükçe karmaşık bir hal alabiliyor ve bu da spagetti dediğimiz o karmaşık fabrika görüntüsünü oluşturuyor. Rayların havada kavisler çizerek birbirine bağlanması görsel olarak çok hoş dursa da, bazen yerleştirme mekanikleri biraz hantal hissettirebiliyor. Özellikle engebeli arazilerde rayları düzgün bir şekilde birbirine bağlamaya çalışırken sabrınızın sınırlarını zorlayabilirsiniz, ancak sistem bir kez tıkır tıkır çalışmaya başladığında hissettiğiniz tatmin duygusu paha biçilemez.

Kaynak yönetimi ve üretim zinciri, türün meraklılarının beklediği derinliği sunmakta oldukça cömert davranıyor. Başlangıçta demir ve bakır benzeri temel elementleri elle kazarken, kısa sürede devasa maden çıkarma ünitelerine ve işleme tesislerine geçiş yapıyorsunuz. StarRupture içinde ilerledikçe, üretim reçeteleri daha karmaşık hale geliyor ve bir üst seviye teknolojiye ulaşmak için birden fazla alt bileşeni birleştirmeniz gerekiyor. Bu süreçte lojistik ağınızı iyi planlamazsanız, fabrikalarınızın verimliliği düşüyor ve üretim darboğazlarıyla boğuşmak zorunda kalıyorsunuz. Oyun sizi sürekli olarak sisteminizi optimize etmeye ve daha verimli yollar bulmaya itiyor.

Hayatta kalma mekaniklerine değinecek olursak, Green Hell oyununun geliştiricilerinden daha acımasız bir sistem bekleyenler StarRupture karşısında biraz şaşırabilir. Burada mikro besin değerlerini tek tek takip etmek yerine, daha basitleştirilmiş bir açlık, susuzluk ve toksisite sistemi bulunuyor. Gezegendeki bazı bitkileri veya suları tüketmek karakterinizin zehirlenmesine yol açabiliyor, bu yüzden ne yediğinize dikkat etmeniz gerekiyor. Bu basitleştirme, odak noktasının hayatta kalmaktan ziyade fabrika kurmaya kaydığını gösteriyor; bu durum hardcore hayatta kalma fanlarını üzebilir ancak otomasyon sevenler için oyunu daha akıcı hale getirmiş.

Çatışma mekanikleri ve düşman çeşitliliği ise oyunun şu anki en tartışmalı noktalarından biri olabilir. Üssünüze saldıran böcek sürüleri, Starship Troopers filmini andıran sahneler yaratsa da, elinizdeki silahların vuruş hissi ve çeşitliliği şimdilik biraz sınırlı kalıyor. Genelde tabanca ve tüfekle üzerinize koşan veya asit tüküren yaratıkları savuşturmaya çalışıyorsunuz. Düşman yapay zekası bazen takılabiliyor veya çok tahmin edilebilir rotalar izleyebiliyor. Ancak, StarRupture içerisinde size dalga dalga gelen düşmanlara karşı kendi tasarladığınız savunma hattının arkasında durup, taretlerinizin ateş kusmasını izlemek yine de büyük bir keyif veriyor.

Oyunun belki de en parlak olduğu anlar, arkadaşlarınızla birlikte girdiğiniz kooperatif seanslarıdır. StarRupture, tek başınıza oynadığınızda üzerinizdeki iş yükü nedeniyle bazen bunaltıcı olabilir; zira hem fabrikayı yönetmek hem de saldırıları savuşturmak tek bir kişi için zorlayıcıdır. Ancak 4 kişiye kadar desteklenen çok oyunculu modda görev dağılımı yapmak oyunu bambaşka bir seviyeye taşıyor. Bir kişi enerji hatlarını onarırken, diğeri cephede savaşıyor, bir başkası ise kaynak toplamaya çıkıyor. Arkadaşlarınızla birlikte o kaotik felaket anlarında hayatta kalmaya çalışmak, oyunun potansiyelini tam anlamıyla ortaya çıkarıyor.

Teknik açıdan bakıldığında, oyunun piyasaya yeni çıkmış olmasının verdiği bazı optimizasyon sorunları göze çarpıyor. Özellikle fabrikanız büyüdüğünde ve ekranda yüzlerce düşman belirdiğinde kare hızında ciddi düşüşler yaşanabiliyor. Unreal Engine 5 motorunun görsel kalitesi yüksek donanım istiyor ve orta seviye sistemlerde bile oyun bazen zorlanabiliyor. Ayrıca, inşaat sırasında nesnelerin birbirinin içine geçmesi veya dronların takılması gibi irili ufaklı hatalarla karşılaşmak mümkün. Geliştirici ekibin geçmişine baktığımızda bu sorunların zamanla düzeltileceğini öngörebiliriz ama şu an için performansın kusursuz olmadığını belirtmekte fayda var.

Oyunun ilerleyiş hızı ve grind dediğimiz kendini çok tekrar eden kaynak toplama zorunluluğu, bazı oyuncular için yorucu olabilir. StarRupture, size her şeyi altın tepside sunmuyor; yeni teknolojileri açmak için çok kaynak toplamanız ve bunları işlemeniz gerekiyor. Bazen sırf bir üst seviye duvara geçmek için saatlerce aynı madeni kazıyan makinelerin başında beklemeniz veya lojistik hattını baştan aşağı yenilemeniz gerekebiliyor. Bu yavaş tempolu ilerleyiş, sabırsız oyuncuları sıkabilirken, uzun soluklu bir inşaat deneyimi arayanlar içinse yüzlerce saatlik bir içerik anlamına geliyor.

StarRupture, hayatta kalma ve otomasyon türlerini başarılı bir atmosferle harmanlayan, potansiyeli çok yüksek bir yapım. Mükemmel değil; çatışma mekanikleri biraz daha derinlik istiyor ve performans iyileştirmelerine ihtiyacı var. Ancak Arcadia-7 gezegeninde kurduğunuz o devasa sanayi kompleksinin, batan bir güneşin ve patlayan bir yıldızın ışığı altında çalışmasını izlemek, türe ilgi duyan herkesin tatması gereken bir deneyim. Eğer ki Factorio tarzı planlama yapmayı seviyor ama biraz daha aksiyon ve görsel şölen arıyorsanız, bu oyuna kesinlikle bir şans vermelisiniz.

Etiketler: