Hayatta kalma oyunlarının son yıllarda ne kadar popülerleştiğini hepimiz biliyoruz. The Gold River Project, bu kalabalık türe, Pasifik Kuzeybatısı’nın vahşi doğasında geçen gizemli bir kamp macerası ile katılıyor. Fairview Games tarafından geliştirilen oyun, arkadaşlarınızla çıktığınız sıradan bir kamp gezisinin, açıklanamayan olaylar silsilesiyle nasıl bir hayatta kalma mücadelesine dönüştüğünü konu alıyor. Görünüşte aslında The Forest veya Green Hell gibi türün devlerine benzese de, kendine has atmosferi ve sunduğu “izleniyorsun” hissi ile farklı bir yol izlemeye çalışıyor.

The Gold River Project oyununa başladığınızda, kendinizi klasik bir hayatta kalma senaryosunun içinde buluyorsunuz. Bir deniz uçağı sizi Eagle Ridge Kamp Alanı’na bırakıyor ve maceranız burada başlıyor. Ancak kamp alanına ulaştığınızda, vaat edilen malzemelerin yerinde yeller estiğini ve alanın terk edilmiş olduğunu görüyorsunuz. Etrafta kamp ekipmanlarından yapılmış mezar taşları ve sizi her an takip eden güvenlik kameraları bulunuyor. Bu gizemli başlangıç, oyuncuyu hemen içine çeken ve “burada neler dönüyor?” dedirten güçlü bir hikaye kancası sunuyor.

Oyunun görsel dünyasına adım attığınızda, The Gold River Project, grafiksel açıdan potansiyelini hemen belli ediyor. Unreal Engine gücünü arkasına alan yapım, özellikle ışıklandırma ve çevre detayları konusunda bağımsız bir stüdyodan beklenmeyecek kadar iyi görünebiliyor. Ormanın derinliklerindeki o tekinsiz atmosfer, güneş ışığının ağaçların arasından süzülüşü ve terk edilmiş kulübelerin dokusu, görsel olarak tatmin edici bir deneyim vadediyor. Ancak bu güzelliğin, performans optimizasyonu konusunda ciddi bir bedeli olduğunu da söylemek gerek.

Teknik tarafa biraz daha derinlemesine indiğimizde, The Gold River Project, şu anki haliyle ne yazık ki ciddi optimizasyon sorunları barındırıyor. Yüksek donanımlı sistemlerde bile kare hızı düşüşleri yaşanabiliyor ve NVIDIA DLSS gibi teknolojilerin kullanımı bazen görüntüyü iyileştirmek yerine daha fazla soruna yol açabiliyor. Oyunun sunduğu görsel şölen, sık sık yaşanan takılmalar ve kaplama yüklenme sorunlarıyla gölgeleniyor. Bu durum, oyunun henüz “erken erişim” etiketini neden taşıdığının en somut kanıtlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.

Oynanış mekaniklerine geçtiğimizde ise The Gold River Project, türün alışılagelmiş formüllerini biraz değiştirmeyi deniyor. Özellikle üretim (crafting) sistemi, “araştırma” temelli bir yapı üzerine kurulmuş. Bir eşyayı üretebilmek için önce o eşyanın tarifini öğrenmeniz gerekiyor. Ancak ilginç ve bir o kadar da cezalandırıcı bir karar olarak, bir eşyayı araştırmak için envanterinizdeki o materyali feda etmeniz, yani yok etmeniz gerekiyor. Bu sistem, kağıt üzerinde mantıklı dursa da pratikte kaynak kıtlığı yaşayan oyuncu için sinir bozucu olabiliyor.

Bu araştırma sisteminin yarattığı zorluklara bir örnek vermek gerekirse; basit bir yatak yapmak istediğinizde bile ciddi engellerle karşılaşabiliyorsunuz. Yatağın tarifini öğrenmek için elinizdeki kumaşları harcamanız gerekiyor ama doğada kumaş bulmak o kadar zor ki, tarifi öğrendikten sonra yatağı yapacak malzemeniz kalmayabiliyor. Bu dengesizlik, oyun deneyiminin akıcılığını baltalayan ve oyuncuyu gereksiz bir döngüye sokan tasarım tercihlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Oyunun şu anki sürümünde çalışmayan veya eksik hissettiren mekanikler sadece üretim sistemiyle sınırlı değil. Örneğin, haritada bulduğunuz terk edilmiş kulübelerde olta ve kemik gibi materyaller buluyorsunuz. Mantıken bu malzemelerle kemik kanca yapıp balık tutmayı beklersiniz ama The Gold River Project içinde balık tutma mekaniği şu an için neredeyse tamamen işlevsiz durumda. Dakikalarca su kenarında bekleyip hiçbir sonuç alamamak, oyunun temel hayatta kalma döngüsünün henüz tam anlamıyla “pişmediğini” gösteriyor.

İlerleme hissiyatı konusunda da The Gold River Project bazı bariyerler koyuyor. Gelişmiş eşyaları üretebilmek için bir çalışma tezgahına ihtiyacınız var. Ancak bu tezgahı açmak için neyi araştırmanız gerektiği veya bu eşyanın oyunda düzgün çalışıp çalışmadığı tam bir muamma. Oyuncuyu yönlendirme konusundaki bu eksiklik, keşfetme arzusunu körüklüyor gibi görünse de, çoğu zaman ne yapacağını bilememenin getirdiği bir bıkkınlığa dönüşebiliyor.

Kullanıcı arayüzü ve deneyimi tarafında da oyunun kat etmesi gereken uzun bir yol var. Menülerin kullanımı hantal ve bazen envanter ekranlarından çıkmak için defalarca tuşlara basmanız gerekebiliyor. Ayrıca, hayati öneme sahip bazı eşyaların üzerinde ne işe yaradıklarını anlatan ipuçlarının bulunmaması, yeni başlayanlar için The Gold River Project dünyasını anlaşılması güç bir hale getiriyor. Bu tür yaşam kalitesi eksiklikleri, oyunun genel cilasına gölge düşürüyor.

Tüm bu teknik ve mekanik aksaklıklara rağmen, oyunun atmosferi ve gizemi sizi oyunda tutan en büyük etken. Bölgenin etrafını saran devasa turuncu enerji kalkanı ve sizi sürekli izleyen güvenlik kameraları, Cabin in the Woods filmini andıran bir gerilim yaratıyor. Bu gizemli yapı, sadece hayatta kalmaya çalışmadığınızı, aynı zamanda büyük bir deneyin parçası olduğunuzu hissettiriyor. Oyun, bu hikaye anlatımı potansiyelini doğru kullanabilirse, rakiplerinden sıyrılma şansına sahip olabilir.

Fairview Games, oyunun eksiklerinin farkında ve Erken Erişim sürecinin amacının da bu geri bildirimleri toplamak olduğunu açıkça belirtiyor. Bu şeffaf tutum takdire şayan. Oyunun şu anki hali bir tam üründen ziyade, oyuncularla birlikte şekillendirilecek bir iskelet gibi duruyor. Eğer geliştiriciler, topluluktan gelen eleştirileri dikkate alıp, mekanikleri onarırsa, elimizde gerçekten özel bir yapım olabilir ama durum şu an için öyle değil kesinlikle.

Sonuç olarak The Gold River Project, harika bir konsepte ve ilgi çekici bir atmosfere sahip, ancak teknik ve oynanış anlamında henüz yolu yarılamış bir oyun. Eğer geliştirme sürecine katkıda bulunmak ve potansiyeli olan bir yapımı en başından takip etmek istiyorsanız şans verebilirsiniz. Ancak cilalanmış, sorunsuz ve tam teşekküllü bir hayatta kalma deneyimi arıyorsanız, bu projenin biraz daha olgunlaşmasını beklemek en doğru karar olacaktır.