EBOLA VILLAGE, hayatta kalma ve korku oyunları türünde nostaljik rüzgarlar estirmeyi hedefleyen ve bunu yaparken de türün en büyük isimlerinden ilham almaktan çekinmeyen bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Indie Games Studio tarafından geliştirilen bu oyun, özellikle 1990’lı yılların klasik korku mekaniklerini modern bir grafik motoruyla harmanlamaya çalışıyor. Oyunu açtığınız ilk andan itibaren, geliştiricinin Resident Evil serisine, özellikle de son dönemdeki köy temalı maceralarına ne kadar hayran olduğunu net bir şekilde hissedebiliyorsunuz. Ancak bu hayranlık, basit bir taklitten öteye geçip kendi kimliğini bulabiliyor mu, yoksa sadece tanıdık bir ismin gölgesinde mi kalıyor? İncelememizde bu sorunun cevabını arayacağız.

Oyunun temel yapısından bahsetmek gerekirse, EBOLA VILLAGE, birinci şahıs kamera açısına sahip, keşif, bulmaca çözme ve aksiyon öğelerini birleştiren bir korku oyunu. Eğer daha önce Resident Evil 7 veya Resident Evil Village oyunlarını oynadıysanız, kontrol şeması ve genel oyun döngüsü size oldukça tanıdık gelecektir. Karanlık koridorlarda el fenerinizle yolunuzu bulmaya çalışırken, bir yandan sınırlı mühimmatınızı idare etmeniz, diğer yandan da kilitli kapıları açmak için haritanın bir ucundan diğer ucuna koşturmanız gerekiyor. Bu tanıdık yapı, türe aşina olan oyuncular için “eve dönüş” hissi yaratırken, yeni başlayanlar için de korku dozunu yavaş yavaş artıran bir giriş sunuyor.

Hikayemiz, ana karakterimiz Maria’nın sıradan bir akşamda televizyon izlerken karşılaştığı ürkütücü bir yayınla başlıyor. Canlı yayında biyolojik bir tehditten bahsedilmesi üzerine Maria, annesini ve eski kocası Ruslan’ı kontrol etmek için bir Rus köyüne doğru yola çıkıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi, bu köy artık eski huzurlu günlerinden çok uzakta; enfekte olmuş köylüler, tuhaf tarikat benzeri oluşumlar ve her köşede bekleyen ölümcül tehlikelerle dolu. Maria’nın bu kişisel yolculuğu, sadece hayatta kalma mücadelesi değil, aynı zamanda köyün ve “Ebola” virüsünün (isim seçimi biraz talihsiz olsa da) arkasındaki sırrı çözme macerasına dönüşüyor.

Atmosfer konusunda oyunun hakkını teslim etmek gerekiyor. Unreal Engine motorunun gücünü arkasına alan EBOLA VILLAGE, ışıklandırma ve gölge oyunları konusunda bağımsız bir yapıma göre şaşırtıcı derecede başarılı işler çıkarıyor. Terk edilmiş evlerin içindeki o tozlu ve kasvetli hava, ormanda yürürken rüzgarın ağaçları sallayışı ve el fenerinizin pilinin bitmek üzere olduğu anlardaki o gerilim, oyuncuyu ekran başına kilitlemeyi başarıyor. Grafikler, AAA kalitesinde olmasa da, sanat tasarımı, o tekinsiz Rus kasabası hissiyatını oyuncuya geçirmekte oldukça cömert davranıyor.

Oynanış mekaniklerine daldığımızda ise klasik “anahtarı bul, kapıyı aç” döngüsüyle karşılaşıyoruz. Oyun, sizi elinizden tutup yönlendirmek yerine keşfetmeye teşvik ediyor. Bir kapıyı açmak için mavi anahtara, o anahtarı bulmak içinse bir kasayı açmaya, kasayı açmak için de bambaşka bir odadaki notu okumaya ihtiyacınız var. Bu eski usul oyun tasarımı, modern oyunlardaki “görev işaretçisini takip et” kolaycılığından sıkılanlar için bulunmaz bir nimet. Ancak, bazı bulmacaların mantığı zaman zaman zorlayıcı olabiliyor ve bu durum, oyunun temposunu bir miktar düşürebiliyor.

Bulmacalardan bahsetmişken, oyunun bu konuda oldukça yaratıcı (ve bazen de absürt) çözümler sunduğunu söylemeliyim. Örneğin, bir noktada ölü bir kedinin tasmasından şifre bulmak gibi, hem ürkütücü hem de “bunu neden yapıyorum?” dedirten anlar yaşayabiliyorsunuz. Bu tarz detaylar, oyunun ciddiyeti ile B sınıfı korku filmi havası arasında gidip geldiği ince çizgiyi oluşturuyor. Bulmacalar genellikle etrafı iyi araştırmayı ve notları dikkatlice okumayı gerektiriyor, bu da oyunun sadece aksiyondan ibaret olmadığını kanıtlar nitelikte.

Envanter yönetimi, hayatta kalma korku oyunlarının olmazsa olmazıdır ve EBOLA VILLAGE de bu geleneği bozmuyor. Sınırlı sayıda eşya taşıyabiliyorsunuz ve bu da sizi sürekli seçim yapmaya zorluyor. “Şu sağlık paketini mi almalıyım yoksa mermi kutusunu mu?” sorusu, oyun boyunca zihninizi meşgul edecek. Bu kısıtlılık hissi, gerilimi artıran en önemli faktörlerden biri. Neyse ki, güvenli odalarda bulacağınız sandıklar sayesinde fazla eşyalarınızı depolayabiliyor ve sonraki zorlu bölümler için stratejik hazırlıklar yapabiliyorsunuz.

Çatışma mekanikleri ise oyunun belki de en çok eleştiriye açık olduğu nokta. Silah vuruş hissi zaman zaman zayıf kalabiliyor ve düşmanların mermilere verdiği tepkiler her zaman tutarlı olmayabiliyor. Özellikle pompalı tüfeği ele geçirdiğinizde kendinizi daha güvende hissetseniz de, düşman yapay zekasının bazen üzerinize şuursuzca koşması, bazen de takılıp kalması, o korku atmosferini bir nebze olsun zedeleyebiliyor. Yine de, dar bir koridorda üzerinize gelen enfekte bir köylüye son merminizi sıkarken yaşadığınız o panik hissi, teknik aksaklıkları bir süreliğine unutmanızı sağlıyor.

Ses tasarımı ve seslendirmeler konusunda oyun ilginç bir deneyim sunuyor. Çevre sesleri, rüzgar uğultusu ve ahşap zemin gıcırtıları atmosferi güçlendirirken, seslendirmeler zaman zaman “o kadar kötü ki komik” seviyesine inebiliyor. Özellikle karakterlerin duygusuz konuşmaları veya tuhaf vurgulamaları, korku dolu bir sahnenin ortasında istemeden de olsa gülümsemenize neden olabilir. Ancak oyunun Rusya’da geçtiği düşünüldüğünde, orijinal dildeki konuşmaların alt yazı ile takip edilmesi, bu durumu bir nebze olsun daha katlanılabilir ve otantik kılıyor.

Teknik açıdan bakıldığında, oyunun bağımsız bir stüdyodan çıktığını unutmamak gerek. İncelemem sırasında bazı ufak tefek hatalarla ve kaplamaların geç yüklenmesi gibi sorunlarla karşılaştım. Ayrıca, klasik Resident Evil oyunlarına bir saygı duruşu niteliğinde olan kapı açılma animasyonları, nostaljik bir tat verse de, sık sık oda değiştirdiğinizde bu yükleme ekranları sabrınızı zorlayabilir. Yine de oyunun genel performansı, sunduğu görsel kaliteye kıyasla kabul edilebilir seviyede ve oyun kıran bir hatayla karşılaşmadım oyun içerisinde.

Oyunun süresi, bu tarz bir bağımsız yapım için oldukça ideal. Ne sizi sıkacak kadar uzun, ne de tadı damağınızda bırakacak kadar kısa. Ortalama bir oyuncu için 4-5 saatlik bir deneyim sunan EBOLA VILLAGE, hafta sonu bir veya iki oturuşta bitirilebilecek, tadımlık bir macera vaat ediyor. Fiyat/performans açısından değerlendirildiğinde, sunduğu içerik ve atmosfer, özellikle indirim dönemlerinde korku severler için cazip bir seçenek haline geliyor.

Sonuç olarak EBOLA VILLAGE, türün devrim yaratan bir örneği değil belki ama kesinlikle samimi bir “hayran mektubu” niteliğinde. Resident Evil serisinin eski ve yeni oyunlarını seven, “tank kontrolleri” olmasa da o eski usul keşif hissini arayan ve teknik kusurları görmezden gelip atmosferin tadını çıkarabilen oyuncular için keyifli bir deneyim sunuyor. Eğer beklentinizi bir AAA yapım seviyesinde tutmazsanız, bu köyde geçireceğiniz saatler, size hem gerilimli hem de nostaljik anlar yaşatacaktır.

EBOLA VILLAGE

5

Artılar

  • Unreal Engine ile yaratılan, bağımsız bir yapıma göre oldukça başarılı ışıklandırma ve atmosfer.
  • 1990’ların “keşfet, bul, çöz” mantığını modern bir sunumla sevenlerine geri vermesi.
  • Envanter yönetimi ve kısıtlı kaynakların yarattığı o tatlı gerilim hissi.
  • Sıkmayan oyun süresi ve içerik ile fiyat arasındaki makul denge.
  • Mekan tasarımlarının ve çevre detaylarının tekinsizliği başarıyla yansıtması.

Eksiler

  • Çatışma mekaniklerinin hantal, vuruş hissinin ise zayıf olması.
  • Yapay zekanın bazen takılması veya tutarsız tepkiler vermesi.
  • Seslendirmelerin duygu eksikliği ve amatörlüğü – atmosferi bazen baltalayabiliyor.
  • Bazı bulmacaların mantıksızlığı ve hikaye anlatımındaki kopukluklar.

Etiketler: