South of Midnight, Compulsion Games ekibinin daha önce We Happy Few ve Contrast gibi tarz sahibi yapımlarla tanıdığımız imzasını taşıyor. Ancak bu oyun, sadece bir görsel şovdan ibaret değil; kültürel anlatılarla, acıyla, kayıpla ve sevgiyle örülmüş bir masal gibi karşımıza çıkıyor. Yaklaşık 20 saatlik oynanış sürem boyunca (oyunu yavaşta %100 olarak bitirmeye çalıştım), oyunun atmosferine, karakterlerine ve anlatısına hayran kaldım. Evet, oynanış yönünde sıkıntılar var ama bu video oyununun sunduğu sanatsal deneyim bunların çok ötesine geçiyor.
Hikâyeye güçlü bir açılışla giriyoruz: Bir kasırganın ortasında Hazel adında genç bir kadını canlandırıyoruz. Babasını kaybetmiş, annesi Lacey ise fırtınada gizemli bir yaratık tarafından kaçırılmış. Hazel’in çaresizlik içindeki çabaları, onu doğaüstü bir dünyanın içine sürüklüyor. Bu dünya hem tanıdık hem de büyülü bir şekilde yabancı. Daha da önemlisi bu yolculuk, Hazel’in yalnızca annesini değil, aynı zamanda kendisini de bulma sürecini temsil ediyor.
Hazel, bu yeni dünyada “Weaver” adında bir yetenekle tanışıyor. “Weave” adını verdikleri dokusal enerji sayesinde geçmişin travmalarına ulaşabiliyor ve onları çözerek “Haints” denilen yaratıklarla savaşıyor. Bu hem tematik olarak güçlü bir mecaz, hem de hikâyeye mistik bir katman ekliyor. Hazel’in yolculuğu boyunca karşılaştığı her karakter, bir travmanın temsilcisi gibi sunulmuş ve her karşılaşma, yalnızca bir mücadele değil, aynı zamanda duygusal bir yüzleşme gibi.
Hikâyenin sunumu da oldukça etkileyici. South of Midnight oyununun her bölümü bir hikâye kitabı formatında ilerliyor ve bu stil anlatıya çok yakışıyor. Masalsı bir dünyada geçen bu yapım, Güney folklorunu son derece özgün ve saygılı bir şekilde ele alıyor. Oyunun geçtiği bölgeler, kullanılan terminoloji ve yaratık tasarımları bu kültürel dokunun içine ustalıkla yerleştirilmiş. Bu nedenle incelediğim bu yapıt yalnızca bir oyun değil, aynı zamanda bir kültürel keşif aracı gibi.

Hazel, baştan sona sevilebilir bir ana karakter. Naifliği, inatçılığı ve empati yeteneği onu yalnızca bir kahraman değil, aynı zamanda bir yol arkadaşı yapıyor. Adriyan Rae’nin seslendirmesiyle hayat bulan bu ana karakter, özellikle oyuncunun duygusal olarak bağ kurmasını çok kolaylaştırıyor. Hazel’in kaybolmuş annesini ararken başkalarının acılarına da duyarsız kalmaması, South of Midnight oyununun ana teması olan bağ kurma gücünü de pekiştiriyor.
Hazel’in pelüş oyuncağı olan Crouton da bu anlatının parçası olarak karşımıza çıkıyor. Crouton’un sihirle canlanması yalnızca sevimli bir ayrıntı değil, aynı zamanda Hazel’in içsel çocukluğunu ve hayal gücünü temsil ediyor. Çoğu oyuncunun gözünde çirkin bir oyuncak gibi görünebilir ama Hazel’in gözünden bakıldığında bir umut simgesi haline geliyor. Bu, South of Midnight deneyimi dahilinde karakter derinliğinin ne kadar iyi işlendiğini gösteriyor.
Ne yazık ki, Hazel kadar derin işlenmiş başka bir karakter yok. Annesi olan Lacey, hikâyede yer yer unutulmuş gibi. Hazel’in büyükannesi Bunny ise oldukça şüpheli bir karakter olsa da yeterince ilgi görmüyor. Ona yolculuğunda eşlik eden Catfish ise potansiyeline rağmen sadece sembolik bir omuz arkadaşı olarak kalıyor. Karakter zenginliği açısından bu durum eksiklik yaratıyor.
Aynı şekilde, bazı karakterler iyi tanıtılmış olsalar bile yeterince ekran süresi alamıyorlar. Örneğin, Roux karakteri oldukça etkileyici bir tasarıma sahip. Ahmed Best’in performansı başarılı ama Roux sadece 30 dakikalık bir sekansla sınırlı kalıyor. Bu da oyunda kesilmiş içeriklerin olduğu izlenimini yaratıyor. Özellikle son bölümün aceleye getirilmiş hissi bu izlenimi güçlendiriyor.

Görsel tasarım ise gerçekten şahane. Stop-motion benzeri dokular, Coraline tarzı el yapımı hissettiren görseller, Güney folkloruyla birleşince büyüleyici bir atmosfer yaratıyor. Evet, Xbox Series S konsolunda bazı bulanıklıklar ve ufak performans düşüşleri var ama bu genel deneyimi baltalamadı. Ayrıca, Xbox Series X ve PC cephelerinde de böyle problemler mevcut değil zaten. Oyunun sanatsal vizyonu, teknik aksaklıkların önüne geçmeyi başarıyor.
Müzik, South of Midnight oyununun en güçlü yönlerinden biri. Oliver Deriviere’nin besteleri, Blues, Jazz ve Country gibi Güney’e ait müzik türlerini birleştirerek oyun dünyasına nefes veriyor. Bazı müzik parçaları oyuncuya doğrudan sesleniyor, adeta oyunun duygusal anlatıcısına dönüşüyor. Bu yönüyle 2025 yılının en iyi oyun müziklerinden biri bu video oyununda olabilir.
Ancak her şey bu kadar parlak değil. South of Midnight yapıtının oynanış kısmı maalesef sıkıntılı. Sık sık tekrar eden arenavari dövüşler, ilerledikçe keyifli olmaktan çıkıyor. Oyunun başında büyüyle düşman çözmek heyecan verici olsa da, kısa sürede sürekli aynı hareketleri yaptığınızı fark ediyorsunuz. Düşman çeşitliliği de bu problemi çözemiyor. Oyun, her ne kadar hızlı olduğunuz sürece 10 saatte bitirilebilse de oynanış ve savaş elementleri pek bir avantaj sağlamıyor.
Bununla birlikte, seviye sistemi ve yetenek ağacı da yetersiz kalıyor. XP kazanımı düzensiz ve yeteneklerin oynanışa etkisi sınırlı. Ayrıca, tüm yetenekleri ilk oyunda açmak neredeyse imkânsız. Bu ikinci bir oynanışı teşvik etse de, tekrar oynanabilirlik için yeterli motivasyon sunulmuyor. Hikâye çok güçlü ama bir kez tamamlandıktan sonra yeniden yaşama isteği pek oluşmuyor.

Platform unsurları ise çoğu zaman sinir bozucu hale geliyor. Glider, kanca, çift zıplama gibi mekanikler eğlenceli başlasa da, sürekli karşınıza çıkan dikenli engeller bu eğlenceyi gölgeliyor. Bazı alanlar, görünmez tuzaklarla dolu gibi hissettiriyor. Hangi platforma neden zarar gördüğünüzü anlamakta zorlandığım anlar oldu. Bu da oyunun akışını bozan bir faktör. Nadiren de olsa çökme gibi teknik problemlerle de karşılaştım. Bu hatalar sık değil ama dikkat dağıtıcı. Teknik anlamda bazı güncellemelerle düzelebilecek detaylar bunlar.
Buna rağmen yükleme süreleri makul, animasyon geçişleri akıcı ve genel performans fena değil ama oyunda genel olarak son bir dokunuş eksik gibi. Tüm bu eleştirilere rağmen, South of Midnight oyununun anlatı ve sunum gücü her şeyi dengeliyor. Güney folkloruna gösterdiği saygı, kültürel temsiliyet konusundaki incelikli yaklaşımı takdire şayan. Oyunun her sahnesi, bu bölgenin ruhunu taşıyor. Geliştirici ekip olan Compulsion Games cephesinin bu dünyayı anlamak ve anlatmak için ciddi emek harcadığı çok net ve bu, oyuna çok büyük bir artı olarak geliyor.
South of Midnight, video oyunlarının yalnızca eğlence değil, aynı zamanda kültürel anlatı araçları olduğunu bir kez daha hatırlatan bir yapım. Temsilin ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor. Kendini bulmak, başkalarının acılarını anlamak ve onları iyileştirme çabası, bu oyunun merkezinde yer alıyor. Bu duygular, istisnasız herkese hitap edebilir. Evet, oyunkusursuz değil. Oynanış yönü tekrara düşüyor, platforming sabır istiyor ve bazı karakterler arka planda kalıyor…
Ancak bütün olarak bakıldığında, ortaya çıkan şey etkileyici bir sanat eseri. Kusurları olan ama yüreğiyle anlatan bir hikâye. Tıpkı Hazel’in kendisi gibi. Benim için South of Midnight, yılın en özel deneyimlerinden biri oldu. Bazı yönleriyle beni zorladı, bazı anlarda kızdırdı, ama en nihayetinde derinden etkiledi. Bu oyunu herkese önermem belki ama özellikle hikâye odaklı oyunları seven, kültürel anlatımlara açık olan herkese mutlaka tavsiye ederim.