Random Krallığı’na yıllar sonra yeniden dönmek, hem tanıdık hem de tedirgin edici bir his yaratıyor. Lost in Random: The Eternal Die, ilk oyunun izinden gitse de, yepyeni bir karakterle ve çok daha hızlı tempolu bir aksiyonla karşımıza çıkıyor. İlk oyunun temposunu yavaş bulan ya da oynanışını fazla deneysel gören oyuncular için bu yeni oyun, doğrudan aksiyona odaklanarak seriyi yeni bir yöne taşıyor. Ayrıca bu kez maceramız, Dicey yerine Aleksandra ve onun altı yüzlü sadık dostu Dicey Jr. ile şekilleniyor. Bayağı bir yenilik var anlayacağınız.
Aleksandra, babasını kaybetmiş, annesi tarafından terk edilmiş bir karakter. Krallığın en çorak ve karanlık bölgesi olan Fivecroft’ta yaşıyor ve hayatta kalmaya çalışıyor. Ancak beklenmedik bir anda, geçmişteki isyanı bastırmak için yaratılmış bir “Eternal Die” ile karşılaşıyor. Bu zarın içinden Dicey Jr. çıkıyor ve Aleksandra’nın kaderi tamamen değişiyor. Oyunun anlatımı önceki yapım gibi karanlık masalsı bir tonla ilerliyor. Yer yer Tim Burton tarzını andıran atmosfer, yine Lost in Random: The Eternal Die oyununun dünyasının en güçlü yanlarından biri olmayı başarıyor.
Lost in Random: The Eternal Die içerisindeki hikâye ilk başta yüzeysel gibi dursa da ilerledikçe derinleşiyor. Özellikle Aleksandra’nın Dicey Jr. ile kurduğu bağ, oyunun duygusal çekirdeğini oluşturuyor. Aralarındaki ilişki, anlatım boyunca gelişiyor ve bu bağ hem dramatik hem mizahi yönleriyle işleniyor. Eternal Die’in içindeki sırlardan, Random’un karanlık geçmişine kadar birçok gizem, oyuncuya yavaş yavaş sunuluyor. Hikâyeyi daha ilginç kılan ise her bölümde farklı bir zar yüzünün kontrolü altında olan tematik dünyaların sunulması.
Bu tematik bölgeler, oynanışa da doğrudan etki ediyor. Örneğin, Threefold adlı bölgede, bir sahne tiyatrosu teması hâkimken, diğer bir bölgede bilim kurgu esintili yapılarla karşılaşıyorsunuz. Her zar yüzü, aynı zamanda o bölgenin kurallarını ve düşman türlerini de belirliyor. Bu tasarım tercihi, oyuna çeşitlilik katarken, oyuncuyu da her seferinde yeni bir şey öğrenmeye ve taktiklerini değiştirmeye zorluyor. Bu yönüyle Lost in Random: The Eternal Die oyunu, tekrar eden bir döngüye düşmeden sürekli taze kalmayı başarıyor.

Sıra dışı dünyalar bir yana, oynanış bu sefer çok daha tempolu ve net. İlk oyundaki yavaş, kart-toplama odaklı dövüş sistemi burada yerini hızlı tempolu bir rogue-lite yapıya bırakmış. Artık her koşuda farklı yetenekler seçebiliyor, Dicey Jr.’ın hangi yüzü aktifse ona göre bir dövüş tarzı benimseyebiliyorsunuz. Lost in Random: The Eternal Die içerisindeki bu mekanikleri kısa sürede öğrenmek mümkün ancak ustalaşmak ciddi zaman istiyor. Özellikle bazı yüzler oldukça stratejik kullanımlar gerektiriyor. Oyunun ustalık gerektirmesi gayet güzel.
Dicey Jr.’ın sahip olduğu altı yüz, oynanışın temel dinamiğini oluşturuyor. Her yüz farklı bir yetenek seti sunuyor ve bazıları pasifken bazıları aktif güçler sağlıyor. Bu sistem sayesinde her koşu, kendi içinde farklı bir karakter fantezisine dönüşüyor. İsterseniz uzaktan saldırılarla dikkatli bir savaşçı olabilir, isterseniz patlayıcılarla çevreyi kaosa sürükleyebilirsiniz. Lost in Random: The Eternal Die oyununun en keyifli yanı, doğru yüzleri eşleştirip kendi oyun tarzınızı oluşturabilmeniz.
Ancak bu yeteneklerin etkili olması için zar enerjisi toplamanız gerekiyor. Bu da sizi daha çok aksiyona teşvik ediyor. Yani savunarak hayatta kalmak değil, saldırarak kazanmak mantığı ön planda. Savaşlar yoğun ve hızlı geçiyor. Düşman çeşitliliği ve saldırı kalıpları, yeterince farklılık sunarak sıkıcılaşmayı engelliyor. Bazı düşmanlar zar yüzünüzü etkisiz bırakabiliyor veya sizi belirli yeteneklere zorluyor. Bu da oynanışı taktiksel açıdan zenginleştiriyor.
Tahmin edebileceğiniz üzere Lost in Random: The Eternal Die oyununda ölüm bir son değil, bir fırsat. Her başarısız koşu sonrası Discard adlı özel bir bölgeye gönderiliyorsunuz. Burada çeşitli karakterlerle tanışıp yeni hikâyeler dinleyebiliyor, yükseltmeler yapabiliyor ya da zarınız için yeni yüzler elde edebiliyorsunuz. Discard bölgesi, yalnızca bir merkez alan değil, aynı zamanda anlatı ve keşif açısından oyunun derinliğini artıran bir sistem. Özellikle bu bölgedeki karakterlerin yazımı ve mizah anlayışı, Tim Burton tarzı yapıya güzel katkı sağlıyor.

Rack adında silah satan bir satıcı, Mannie Dex’in garip evrenler arası mağazası gibi detaylar, her başarısız koşunun bile ilgi çekici olmasını sağlıyor. Discard’ı yalnızca bir hub alan değil, neredeyse ikinci bir oyun gibi düşünebilirsiniz. Her koşu sonrasında Discard’a dönmek, stratejinizi gözden geçirmenizi sağlarken, karakter gelişimi için de büyük önem taşıyor. Özellikle farklı zar yüzlerini açtığınızda, oyunun derinliği daha net anlaşılmaya başlıyor.
Lost in Random: The Eternal Die oyununun bir başka güçlü yanı ise keşif sisteminde saklı. Her koşuda farklı şekilde inşa edilen bölümler sayesinde, oyuncu yalnızca savaş değil, çevresel etkileşim açısından da yeni deneyimler yaşıyor. Rastgele yaratılan harita yapıları, klasik rogue-lite oyunlardan daha kontrollü ve anlatı odaklı hissettiriyor. Özellikle bazı gizli odalar, zar yüzlerine özel mini bulmacalar ya da çevresel hikâye anlatımıyla desteklenmiş etkileşimler, koşuları tekrar tekrar oynanabilir kılıyor. Oyun sizi sadece savaşla değil, etrafı incelemekle ve küçük sırları açığa çıkarmakla da ödüllendiriyor. Bu da deneyimi tek boyutlu olmaktan kurtarıyor.
Ayrıca, Lost in Random: The Eternal Die oyununun sistemleri arasında anlamlı bir ilerleme hissi bulunuyor. Discard bölgesinde açtığınız yeni zar yüzleri, topladığınız kalıcı yükseltmeler ve karaktere özel buff’lar sayesinde, her ölüm sonrası geri dönmek sadece bir “kaybetmişlik” hissi değil, aynı zamanda gelişmiş olarak yeniden başlama duygusu veriyor. Oyunun rogue-lite yapısı bu açıdan örnek alınası bir denge yakalamış. Sadece bu değil, aynı zamanda hikâyeye entegre edilen yükseltme sistemi sayesinde, oynanış ve anlatı organik bir şekilde birleşiyor. Zar yüzlerinin ardındaki hikâyeler, mekaniklerin ötesinde dramatik derinlik de sunuyor.
Grafiksel olarak Lost in Random: The Eternal Die, ilk oyunun stilize tasarımını koruyor ama üzerine koyuyor. Görsel kalite artmış, animasyonlar daha akıcı, ortamlar daha detaylı. Karakter tasarımları hâlâ ürkütücü ve yaratıcı. Özellikle bölüm sonu canavarı savaşlarındaki sanatsal yaratıcılık dikkat çekici. Seslendirmeler ise oyunun en güçlü yönlerinden biri. Ana karakter Aleksandra başta olmak üzere birçok karakter, gerçek kişiliklere sahip gibi hissettiriyor. Özellikle Dicey Jr.’ın cızırtılı robotik sesleri bile duygusal anlamda bir bağ kurmanızı sağlıyor.

Müzikler ve ses tasarımı ise atmosferi taşıyan diğer unsurlar. Her bölgenin kendine özgü müzikleri var ve bu parçalar hem ortamın temasını hem de ruh hâlini mükemmel yansıtıyor. Aksiyon anlarında müzik yükseliyor, keşif anlarında ise geri planda hoş bir ambiyans sunuluyor. Bu yönüyle oyun, ses ve görüntü tasarımı anlamında tam not almayı başarıyor. Teknik açıdan da oyun oldukça stabil çalışıyor; ne performans düşüşleri ne de ciddi hatalarla karşılaşılıyor.
Yine de oyunun kusursuz olduğunu söylemek zor. Bazı zar yüzlerinin dengesiz olduğu açık. Bazıları çok güçlü, bazıları ise neredeyse işe yaramaz. Bu durum koşu performansını ciddi şekilde etkileyebiliyor. Ayrıca düşmanların bazı bölgelerde fazla spawn olması ya da belli tuzakların aşırı cezalandırıcı olması, can sıkabiliyor. Oyunun son bölümlerine doğru zorluk eğrisi biraz dengesizleşebiliyor. Fakat geliştiricilerin bu noktaları güncellemelerle düzeltmesi olası.
Lost in Random: The Eternal Die oyununun süresi rogue-lite türüyle uyumlu. Tamamlamak için tek bir koşu yeterli değil, ancak her yeni koşuda farklı yetenek kombinasyonları ve bölümler sayesinde tekrar oynanabilirlik sağlanıyor. Ayrıca oyunun sonundaki kararlar ve karakter ilişkileri, farklı sonlara ulaşma potansiyeli barındırıyor. Bu da oynanışı teşvik eden güzel bir öğe olarak öne çıkıyor. Hele ki rogue-lite türünü sevenler için, bu yapı oldukça iştah açıcı.
Sonuç olarak Lost in Random: The Eternal Die, ilk oyunun temasını koruyarak oynanış açısından yepyeni bir kapı aralıyor. Zar temelli oynanışı daha derin, daha stratejik ve daha eğlenceli hâle getiren bu yapım, rogue-lite sevenleri kesinlikle memnun edecek. Estetik dünyası, yaratıcı düşmanları ve dinamik dövüş sistemiyle EA Originals serisine güçlü bir katkı sunuyor. Kader tekrar zar attı ve bu sefer sayı şanslı geldi gibi görünüyor.






