Steam üzerinde deneysel birbirinden farklı video oyunu bulabilmeniz mümkün. Ben de yakın bir geçmişte Hundred Days isimli, aynı dediğim gibi deneysel bir oyun ile tanıştım. Bu oyun, temelinde simülasyon bulundurarak, oyunculara şarap yaptırıyor. Yalnız karşımıza saf bir simülasyon oyunu çıkmıyor; şarap yaparken aynı zamanda macera da yaşıyoruz. Yani, karşımıza bir hikaye de çıkıyor. Simülasyon tarafında ise belli bir seviyede derinlik görebiliyorsunuz. Mesela, farklı çeşitlerde şaraplar yapabiliyorsunuz ve toprağı analiz edip, şartlara göre en iyi üzümü ekip, kendi hedefinize en uygun şekilde şarabı üretebiliyorsunuz.

Hundred Days oyununu ilk açtığınız zaman karşınıza üç farklı seçenek çıkıyor: Hikaye modu, sınırsız mod ve meydan okuma modu. Hikaye modundna başlayacak olursak, her şey sıkıcı bir şirkette, sıkıcı işler yapmamız ile başlıyor. Oyunda bir kart sistemi bulunuyor ve bu sistemi kullanarak bir gün içerisinde neler yapacağımızı seçebiliyorsunuz. Oyunun en başlarında da sıkıcı şirketimizde, elektronik posta kutumuzu kontrol edip, rapor filan hazırlıyoruz. Ardından da ilgi çekici bir elektronik posta görüyoruz. Oyun, bu iletiyi açmamıza izin veriyor ve ardından tanımadığımız birisinin bize üzüm bağı bıraktığını görüyoruz.

Evet, Nijerya kralının bizden yardım istemesinden sonra rastgele bir kadının bize üzüm bağı bırakması aslında gayet doğal. Oyundaki karakterimiz muhtemelen o Nijerya kralına yardım edebilecek kadar saf bir insandı ve zamanında paralarını da kaptırdı; bu kadına inanıyoruz ve üzüm bağının başına geçiyoruz. Bu sırada, bize gönderilen elektronik postanın veya mektubun sesli bir şekilde okunduğunu belirtmek isterim. Açıkçası ben ilk iletinin sesli okunduğunu fark edince biraz heyecan yaptım. Sonuçta hikaye modunu oynuyoruz ve hikayenin de sesli olarak anlatılması güzel bir şey olabilirdi ama ne yazık ki öyle olmuyor.

Hundred Days oyununda bolca diyalog bulunuyor ama seslendirme sanatçılarını iş başında nadiren görüyoruz, daha doğrusu duyuyoruz. İlk başta okunan mektuptaki ses sanatçısının performansı ne yazık ki pek güzel değildi. Yani, çok monoton ve duygusuz bir mektup okundu bize. Ondan sonra çok nadiren sesler duyuyoruz ve onun haricinde okuduğumuz diyaloglar da ne yazık ki inanılmaz sıkıcı. Bu noktada, görsel roman tipi oyunları çok sevdiğimi belirtmek isterim. Yani, oyunlarda yazıları okumaktan kaçınmam ama bu oyundaki diyaloglar ve geriye kalan diğer tüm metinler de gerçekten sıkıcıydı.

Hundred Days

Hundred Days oyununda bunları hak edecek ne yaptık?

Hundred Days oyununun hikayesi ne yazık ki pek ilgi çekici değil. Oyunun en başından itibaren çok basit, yüzeysel ve ilginizi çekemeyen bir hikaye anlatılmaya çalışılıyor. Yani, sadece hikaye modunun var olabilmesi için üretilmiş bir içerik gibi görünüyor kendisi. Ayrıca oyun boyunca tanışacağınız karakterlerin de neredeyse hiçbir kişiliği yok; herkes oldukça agresif, sinirlerini bize püskürtüyorlar ve gidiyorlar. Olumsuz noktalardan bahsetmişken, oyunun kullanıcı arayüzünün de biraz işlevsiz olduğunu, aynı zamanda oynanışın çok kısa bir süre içerisinde kendisini tekrar etmeye başladığını ayrıca söylemek istiyorum.

Oynanış tarafı ise aslında en büyük hayal kırıklığını yaratan noktalardan bir tanesi. Bunun sebebi ise Hundred Days oyununun benzersiz ve aslında eğlenceli bir oynanış sunuyor olması. Yalnız bu oynanışın üzerine neredeyse hiç gidilmediği için sadece dakikalar sonra her şey kendisini tekrar etmeye başlıyor. Yani, oynanışın benzersiz ve eğlenceli yapısını tam olarak tatmak mümkün olmuyor. Ayrıca, oynanışın içerisinde bulmaca ögeleri de bulunuyor; kartları doğru alanlara, en uygun şekilde yerleştirmemiz gerekiyor ama burada sakın türden korkmayın; bulmacaların tamamı gayet basit ve oyunun eğlencesinin önüne geçmiyor.

Hundred Days, türe hem deneyimli olan, hem de yeni başlayan temel oynanışı ile aslında ilgi çekici olabiliyor. Daha önce de söylediğim gibi farklı şaraplar yapabilmek, toprağın durumuna göre farklı üzümler seçip, duruma göre en uygun seçimlerle ilerleyebilmek gayet eğlenceli olabiliyor. Ayrıca, şarap yapımındaki budama ve ufalama işlemlerini de oyun içerisinde oynanış ile halledebiliyoruz. Bu da oynanışa çok az da olsa bir derinlik katıyor. Tabii bu kadar emek verip, uğraştığınız üzümlerinizi bir de korumanız gerekiyor. Oyunda bazı tehlikeler yer alıyor ve hepsi için ayrı ayrı tedbirler almanız gerekebiliyor.

Üzümlerinizi korudunuz ve artık hasat için hazır olduklarını düşünüyorsunuz. Oyun size bu konuda bir özgürlük tanıyor; belli bir aralıkta, dilediğiniz zaman hasat işlemini gerçekleştirebiliyorsunuz ve ardından da şarap yapımı işlemi net olarak başlıyor. Bu noktada zaten ürettiğimiz şarabın kişiliğini ortaya koyuyoruz farklı işlemler uygulayarak. Fermantasyon ve şaraplarınızı yaşlandırmaktan bahsetmiyorum bile. Hazır olduğunu düşündüğümüz şarapları daha sonrasında şişeliyoruz. Şişelerin tasarımlarını da biz yapıyoruz. En sonda da satış ile ilgileniyoruz ve paraların akışını izliyoruz. Daha sonra her şeyi tekrarlıyoruz.

Hundred Days

Estetik konusunda adeta bambaşka bir seviyedeyiz

Bir üst başlık altında anlatmış olduğum tüm sistemler ve yeni teknoloji araştırma gibi bazı diğer ek mekanikler, Hundred Days oyunu aracılığı ile gayet basit bir şekilde veriliyor. Yani, çok yüksek bütçeli bir oyunda belki tüm bu sistemlere onlarca saatinizi harcamanız bile gerekebilirdi ama bu video oyununda bahsetmiş olduğum her sistem, sadece birkaç tık derinlik katıyor oynanışa. Bu durum normal şartlar altında olumsuz bir nokta olarak anlatılabilirdi ama Hundred Days, AAA seviyesinde olup da 60 USD üzerinden satılan bir video oyunu değil. Bu yüzden, oynanışın hemen tekrar ediyor olmasından başka bir problemi bulunmuyor bence.

Konu, görsellik olduğu zaman ise kusur bulamayacağınız nadir video oyunlarından bir tanesi Hundred Days. Oyunun görselliği ile birlikte sanat tasarımı gerçekten çok tatlı ve benzersiz görünüyor. Bunu zaten inceleme yazıma eklemiş olduğum iki görselden de görebiliyorsunuz ama bu tabii ki oyunun tamamını temsil edemez. Oyun boyunca görsel açıdan gerçekten güzel şeyler görüyorsunuz; oyun, göze hitap etmeyi başarıyor. Yalnız, göze hitap edildiği kadar kulağa hitap edilemiyor. Oyunda bazı sesler ve müzikler bulunuyor ama herhangi birine dikkat verebilmek imkansız; hepsi gayet vasat. Seslendirmelerin ise başarısız olduğunu söylemiştim.

Hundred Days, optimizasyonu ile de sizi memnun edebilir. Ben genelde oyunlarımı konsolda oynuyorum, PC tarafında oyun inceleyeceğim zaman da zaten elimin altında ya NVIDIA GeForce NOW, ya başka bir bulut temelli sistem, ya da sponsorlu bir cihaz oluyor. Hundred Days oyununu kişisel bilgisayarım ile inceledim ki benim bilgisayarım gayet eskidir, içerisinde hala NVIDIA GeForce GTX 850M bulunuyor. Bu duruma rağmen oyundan zevk almayı başardım. Görsellik de fena değildi, bunun karşılığında aldığım performans da. Bu arada, oyunun minimum sistem gereksinimlerinde ise Intel Core i3, 4 GB RAM, NVIDIA GeForce GTX 700 serisi yer alıyor.

Hundred Days, ben bu satırları yazarken Steam üzerinde 36 TL gibi bir fiyata satılıyor. Eğer gördüklerinizden ve okuduklarınızdan memnun kaldıysanız, bence 36 TL gayet ödenebilir bir bedel bu oyunu oynayabilmek için. Ben tabii ki ücretsiz bir inceleme kopyası aldım ama eğer bilgisayarımda aktif olarak oyun oynuyor olsaydım da bu oyunu 36 TL karşılığında satın alabilirdim. Açıkçası oyunun fiyatı böyle olunca oynanışı filan eleştirmek de bir tık zor oluyor ama yapabilecek bir şey yok. Hundred Days, her ne kadar benzersiz ve tatlı görünse de, eğlenceli bir oynanış sunsa da o oynanışın temeli ne yazık ki hiç sağlam değil.

Hundred Days
Hundred Days
Olumlu
Oldukça farklı ve rahatsız etmeyecek kadar bulmaca ile eğlenceli bir oynanış.
Simülasyon ögeleri oyuna oldukça gerçekçi bir his vermeyi başarıyor.
Tatlı ve benzersiz görünen bir oyun ve optimizasyon da hiç fena değil.
Olumsuz
Hikaye modu var ama hikaye, hikaye anlatımı, karakterler filan çok başarısız.
Oynanış her ne kadar eğlenceli olsa bile kısa bir süre içinde kendisini tekrar ediyor.
Kullanıcı arayüzü ne yazık ki işlevsellikten oldukça uzak ve rahatsız ediyor.
6

Etiketler: