Squanch Games tarafından geliştirilen ve merakla beklenen High on Life 2, nihayet 13 Şubat 2026 itibarıyla oyuncularla buluştu. İlk oyunun getirdiği absürt komedi anlayışını ve konuşan silah konseptini koruyan yapım, bu kez mekaniklerine çok daha derinlik katarak birinci şahıs nişancı türündeki yerini sağlamlaştırıyor. Oyuncular, galaksiler arası bir ödül avcısı olarak geri dönüyor ve insanlığı tehdit eden yeni bir ilaç karteline karşı amansız ama bir o kadar da geveze bir mücadeleye girişiyorlar. Peki, High on Life 2, denemeye değer bir oyun mu?
High On Life 2, temelinde “Metroidvania” öğeleriyle harmanlanmış klasik bir FPS deneyimi sunsa da onu rakiplerinden ayıran en büyük özellik, silahlarınızın sürekli sizinle konuşması ve olaylara tepki vermesidir. Doom Eternal veya Ratchet & Clank gibi oyunların hızlı aksiyonunu andıran çatışma yapısı, bu devam oyununda eklenen yeni hareket yetenekleriyle çok daha akıcı bir hale gelmiş. Eğer ilk oyunu oynadıysanız kesinlikle kendinizi evinizde hissedeceksiniz ancak yeni başlayanlar için de oldukça erişilebilir ve kaotik bir eğlence vaat ediyor bu yapıt.
Hikaye anlatımı açısından High On Life 2, selefinin bıraktığı yerden bayrağı devralarak bizleri çok daha geniş bir evrene davet ediyor. Bu sefer düşmanımız, insanları uyuşturucu olarak kullanmak isteyen uzaylı kartelleri yerine, insan yaşamına fiyat biçmeye çalışan devasa bir “Big Pharma” şirketi. Senaryo boyunca karşılaştığımız karakterler ve olay örgüsü, oyunun kendine has mizah tonunu korurken, evrenin ne kadar tuhaf olabileceğini bizlere bir kez daha kanıtlıyor.
Oyunun en dikkat çekici yeniliği ve oynanışı kökten değiştiren eklentisi kesinlikle yeni kaykay mekaniği olmuş diyebilirim. Artık sadece koşup ateş etmiyoruz; Tony Hawk’s serisini andıran bir sistemle rayların üzerinde kayarak, duvarlarda yürüyerek ve havada taklalar atarak düşmanlara mermi yağdırıyoruz. Bu mekanik, savaş alanlarını sadece birer çatışma bölgesi olmaktan çıkarıp, içerisinde akrobasi yapabileceğiniz devasa oyun parklarına dönüştürmüş durumda ve High On Life 2 oyununun temposunu inanılmaz derecede artırıyor.

Silah çeşitliliği konusunda geliştirici ekip dersine iyi çalışmış ve karşımıza hem tanıdık yüzler hem de yepyeni karakterler çıkarmış. Eski dostlarımız olan Gus ve Sweezy geri dönerken, cephaneliğimize katılan yeni konuşan silahlar, çatışma stratejilerimizi değiştirmemizi sağlıyor. Özellikle birbirleriyle sürekli tartışan evli bir çift formundaki tabancalar, hem oynanışa getirdikleri kaos hem de aralarındaki diyaloglarla oyunun mizahi yönünü sırtlayan unsurların başında geliyor.
Görsel tasarım ve sanat yönetimi, Unreal Engine 5 motorunun gücünü arkasına alarak High On Life 2 oyununun dünyasını tam bir renk cümbüşüne çevirmiş. Gittiğimiz her gezegen, kendine has biyomu, mimarisi ve canlı renk paletiyle göz kamaştırıcı görünüyor. Özellikle de “Murder Con” gibi tematik bölümler ve retro oyun stiline sahip gezegenler, sanat ekibinin yaratıcılıkta sınır tanımadığını ve oyuncuyu sürekli şaşırtmayı hedeflediğini açıkça gösteriyor.
Bununla birlikte, teknik tarafta her şeyin kusursuz olduğunu söylemek ne yazık ki mümkün değil; özellikle de bazı performans sorunları göze çarpıyor. Yoğun aksiyon sahnelerinde kare hızında yaşanan düşüşler ve bazı kaplamaların geç yüklenmesi gibi problemler, oyun zevkini zaman zaman baltalayabiliyor. Geliştirici ekip, bu sorunların farkında olduğunu belirtse de, çıkış döneminde böyle teknik aksaklıklarla karşılaşmak, AAA kalitesinde bir yapım için can sıkıcı olabiliyor.
Mizah unsuru ise serinin imzası niteliğinde olsa da bu devam oyununda Justin Roiland’ın yokluğu, yazı dilinde ve tonlamada bazı değişikliklere yol açmış. Espri anlayışı hala ofansif, absürt ve geveze olsa da, diyalogların yazımı bu kez daha kolektif bir yazar grubunun elinden çıkmış gibi hissettiriyor. Bazı oyuncular için bu durum, ilk oyunun o “yorucu” mizah dozunun biraz daha dengelenmesi anlamına gelirken, kemik kitle için farklı bir tat bırakabilir.

Seslendirme kadrosu yine yıldızlar geçidi gibi ve bu durum oyunun prodüksiyon kalitesini önemli ölçüde yukarı taşıyor. J.B. Smoove ve Betsy Sodaro gibi isimlerin performansları, silahların sadece birer araç değil, yaşayan birer karakter gibi hissedilmesini sağlıyor. Çatışmanın ortasında silahınızın sizi motive etmesi veya kaçırdığınız bir atış sonrası sizinle dalga geçmesi, High On Life 2 oyununun deneyiminin en organik ve eğlenceli parçalarından biri olmayı sürdürüyor.
Bölüm tasarımları, yeni eklenen kaykay mekaniğine hizmet edecek şekilde çok daha dikey ve karmaşık bir yapıya bürünmüş. Düz koridor çatışmaları yerini, çok katlı arenalara ve çevresel etkileşimin bol olduğu geniş alanlara bırakmış. Bu dikey mimari, oyuncuyu sürekli hareket halinde olmaya zorluyor ve durup siper almak yerine, hızla hareket ederek düşman ateşinden kaçınmayı ödüllendiren bir oynanış döngüsü yaratıyor.
Düşman yapay zekası konusunda ise ilk oyuna kıyasla belirgin bir iyileştirme olduğunu söylemek zor, zira düşmanlar hala biraz “mermi süngeri” gibi davranıyor. Çoğu zaman taktiksel bir zeka göstermekten ziyade, sayıca üstünlük kurarak veya üzerinize doğrudan koşarak sizi alt etmeye çalışıyorlar. Ancak silahların vuruş hissinin ve geri bildirimlerinin iyileştirilmiş olması, bu zayıf yapay zekaya rağmen çatışmaların tatmin edici kalmasını sağlıyor.
High On Life 2, keşif yapmayı seven oyuncular için de bolca içerik ve gizli bölgeler sunarak oyun süresini uzatmayı başarıyor. Haritaların dört bir yanına gizlenmiş sandıklar, koleksiyon eşyaları ve yan görevler, ana hikayeden saptığınızda sizi ödüllendiren bir yapı sunuyor. Özellikle de Metroidvania tarzı yetenek kilitleri açıldıkça, daha önce erişilemeyen bölgelere geri dönüp oradaki sırları çözmek oldukça keyifli bir hal alıyor.

Oyunun müzikleri, atmosferi tamamlayan en önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor ve aksiyonun ritmine mükemmel bir şekilde ayak uyduruyor. Çatışma başladığında yükselen elektronik ritimler, oyuncuyu moda sokarken, sakin keşif anlarında çalan daha ambiyans odaklı parçalar, gezegenlerin o yabancı ve tekinsiz havasını başarıyla yansıtıyor. Ses tasarımı genel olarak başarılı olsa da, silahların konuşma sıklığını ayarlayabilmek yine oyunculara bırakılmış iyi bir seçenek.
Oynanış süresi açısından bakıldığında, High On Life 2, ilk oyuna göre daha doyurucu ve uzun bir macera sunuyor diyebilirim. Sadece ana hikayeye odaklananlar için 12-15 saatlik bir deneyim sunarken, tüm yan görevleri ve başarımları tamamlamak isteyenler için bu süre 25 saate kadar çıkabiliyor. Oyunun sunduğu çeşitlilik ve tempo, bu sürenin nasıl geçtiğini anlamamanızı sağlıyor ve sizi sürekli bir sonraki göreve sürüklüyor.
Aynı zamanda Xbox Game Pass kütüphanesine ilk günden eklenmiş olması, aboneler için kesinlikle kaçırılmayacak bir fırsat yaratıyor. Tam fiyat etiketiyle satın almayı düşünenler için teknik hataların giderilmesini beklemek mantıklı olabilir, ancak Xbox Game Pass sahipleri için bu renkli maceraya atılmamak için hiçbir sebep yok. Squanch Games, mükemmel olmasa da eğlenceli ve kendini ciddiye almayan bir devam oyunu yapmayı başarmış.
Sonuç olarak High On Life 2, ilk oyunun formülünü bozmadan üzerine mantıklı ve eğlenceli yenilikler ekleyen başarılı bir devam oyunu olmuş. Kaykay mekaniği, yeni silahlar ve genişletilmiş dünyasıyla, türün sevenlerine ve absürt komediden hoşlananlara hitap eden sağlam bir yapım. Teknik pürüzlerine ve herkese hitap etmeyebilecek mizahına rağmen, bu renkli galakside geçireceğiniz saatlerin, yüzünüzde bir tebessüm bırakacağı kesin.





