Hatırlayacak olursanız Call of the Sea, orijinal olarak bilgisayarlar ve Xbox konsolları için Aralık 2020 içerisinde çıkışını gerçekleştirmişti. Bir süreliğine konsollarda Xbox markasına özel olarak kalan bu video oyunu, Mayıs 2021 içerisinde PlayStation konsolları için de çıkışını gerçekleştirdi. Bu sayede oyunu ben de inceleyebildim. Şimdi de sizlerin karşısına Call of the Sea için hazırladığım inceleme ile çıkıyorum. Öncelikle söylemem gerekiyor ki karşımızda birinci şahıs bakış açısından oynanan bir macera oyunu var. Bu oyunun temelinde macera yer alsa da içeriğinde bolca bulmacayla da karşılaşabilmeniz mümkün.
Bu video oyununda Norah isimli bir karakterin rolüne geçiyoruz. Destiny 2 oyununda Sloane, The Walking Dead: Michonne oyununda Norma ve Vanessa, Firewatch oyununda Delilah gibi karakterlere ses vermiş olan Cissy Jones, hemen kendisini belli ediyor ve Norah, ilk saniyeden itibaren en azından benim için tanıdık bir karakter olmayı başarıyor. Cissy Jones, saymış olduğum bu oyunların çok daha fazlasında rol alan bir ses sanatçısı, eminim ki sizler de kendisini daha başka yapıtlardan kolaylıkla hatırlayabileceksiniz. Her neyse, oyunumuz aslında 1930 döneminde geçiyor ve Norah olarak kayıp olan eşimizi bulmaya çalışıyoruz.
Call of the Sea, Güney Pasifik’te yer alan bir adada geçiyor. Bu yüzden oyunun genelinde daha sıcak tonlar görebiliyorsunuz. Oyun boyunca bu sıcaklığı bozacak pek de bir şey olmuyor; genel olarak sadece çevreyi keşfediyoruz ve bulmaca çözüyoruz. Call of the Sea, tamamen bir macera oyunu olduğu için içerisinde herhangi bir savaş ve dövüş sistemi bulundurmuyor. Yani, rahatlamak isteyen veya farklı bir deneyim yaşamak isteyen oyuncuların göz atabileceği bir oyun olmayı anında başarıyor bu yapıt. Yalnız, durum böyle olunca hikayenin, hikaye anlatımının ve bulmaca unsurlarının çok başarılı olması adeta bir şart oluyor.
Hikayeden hemen aşağıda bahsedeceğim ama Call of the Sea, bulmaca tarafında biraz sıkıntı çıkartabiliyor. Bu noktadaki en büyük problem, bazı bulmacaların gereğinden çok fazla genişlemesi ve oyunun temposunu ciddi anlamda baltalaması. Onun haricinde bulmacaların büyük bir kısmı problem olmadan, güzel bir şekilde geçilebiliyor ve oyundan aldığınız deneyime de olumlu bir etki bırakıyor. Yalnız, arada sırada karşılaşacağınız o tatsız bulmacalar ne yazık ki benim gözümde oyunu çok aşağıya çekiyor. Oyunda eğer etkileşime geçebileceğimiz tek şey bulmacalar olacaksa, bence kendilerinin çok ama çok başarılı olması gerekiyor.

Call of the Sea oyununda nasıl bir hikaye anlatılıyor?
Daha önce de dediğim gibi bu video oyununda Norah Everhart isimli bir kadını kontrol ediyoruz. Kendisi, Harry Everhart isimli eşinden uzun süredir haber alamıyor ve şimdi de evine gelen paketin içerisinde Otaheite isimli bir bölgeyi gösteren koordinatlar ve eşinin resmini alıyor. Norah, hazırlığını hemen yapıyor ve verilen koordinatlara gidiyor. Bu arada, Otaheite de aslında Tahiti. Her neyse, Harry buraya gelmişti çünkü Norah’ın ailesindeki gizemli hastalığın çözümünü arıyordu. Yalnız, belli ki bu arayış sırasında bir şeyler ters gitmiş; Harry ortalıkta yok. Daha önce gördüğü rüyaları takip ederek ilerleyen Norah, bu sayede daha önce kullanılmış bir kamp buluyor.
Bu kamp, Harry ve ekibine ait. Oyun boyunca yine Harry ve ekibinden geride kalan notları takip ediyoruz, rüyalarımızı uygulamaya çalışıyoruz ve neler olduğunu anlamaya çalışıyoruz. Yalnız, burada aslında hikayeyle alakalı iki önemli problem doğuyor: Her şeyden önce, hikayenin daha ilk saatinde nelerin olup, biteceğini çok açık bir şekilde anlayabiliyorsunuz ve geriye sadece yol boyunca yaşayacağınız maceralar kalıyor. Tamam, belki oyun güzel maceralar yaşatıyordur diye düşünebilirsiniz ama en ilgi çekici maceraları halihazırda Harry ve ekibi yaşamış, biz sadece ondan geriye kalan notları okumakla yetiniyoruz.
Yani, Call of the Sea oyununun ana sürprizi daha ilk saatten anlaşılırken ve yol boyunca da çok daha eğlenceli ve ilgi çekici bir maceranın sadece notlarını okurken, oyun kısa bir süre sonra sıkıcı bir hal alıyor. Açıkçası ben Norah yerine Harry’nin yaşadıklarını oynamayı tercih ederdim. Tabii böyle dedim diye hikayeyi de tamamen çöp olarak göstermek istemem. Oyun, özellikle son anlarına doğru 1-2 adet ilgi çekici an yaşatıyor ve 1 tane de ufak sürpriz atıyor önünüze. Ayrıca, hikayenin en sonunda da finali belirleme şansı size bırakılıyor. Bu tip hikayeye odaklanan oyunların açıkçası finali bizim elimize bırakmasını da seviyorum.
Call of the Sea, çok değil, sadece iki farklı final sunuyor. Bunların neler olduğunu söylemek istemiyorum sürprizi kaçırmamak için ama iki final de bence gri noktada. Yani, ne iyiler, ne de kötüler. Finalin iyi veya kötü olması, hikayeyi deneyimleyen oyuncuların kalbine ve beynine bırakılıyor gibi hissediyorum. Belki, Norah için sizin gözünüzde mutlu son ilk finaldir, belki de ikinci finaldir. Call of the Sea, gri finali ile bunu elde etmeye çalışıyor. Ayrıca, oyunun emeği geçenler sahnesinde de finalden sonra neler olduğunu görüyorsunuz, muhteşem bir müzik dinliyorsunuz. En duygusuz insan bile sanırım orada biraz bir şeyler hissedecektir.

Call of the Sea gibi bir oyunu deneyimlemeli miyiz?
Call of the Sea için hazırlamış olduğum bu inceleme yazımı bitirmeden önce oyunun sunumuna da değinmek istiyorum. Bu noktada da öncelikle görsellik geliyor. Ben bu yapıtı PlayStation 5 konsolumda, 4K/HDR destekli bir televizyonda deneyimledim ve açıkçası aldığım görsellikten de memnun kaldım. Bu arada, şaşırtıcı bir şekilde oyunun yeni nesil sürümü bulunuyordu. Ben açıkçası bu oyunu geriye dönük uyumluluk ile oynayacağımı tahmin ediyordum ama öyle olmadı. Bu sırada, oyunun sanat tasarımının da görselliğin yanında başarılı olduğunu söylemek istiyorum. Özellikle fantastik noktalardaki dokunuşları çok sevdim.
Performans ise aynı görsellik gibi Call of the Sea oyununun çok başarılı olduğu bir başka nokta. PlayStation 4 tarafında durum nedir, bilemiyorum ama oyunu PlayStation 5 konsolunda 60 FPS olarak oynayabiliyorsunuz. Ben, oyun boyunca bu FPS değerinin düştüğüne hiç şahitlik etmedim. Ayrıca, internetten yaptığım araştırmalara göre oyunun hem performansı, hem de performansı, Xbox Series X konsoluna göre çok daha stabil PlayStation 5 tarafında. Bu demek değil ki oyunun Xbox tarafındaki sürümü kötü. Sadece iki konsola da sahip olanlar eğer arada kalırsa, ufak bir bilgilendirme yapmak istedim. Ben olsam PlayStation 5 ile ilerlerdim bu oyunda.
Sesler ve müzikler ise yine başarılı olunan bir diğer nokta. Zaten ana karakterimizi seslendiren kişinin geçmişinden bahsetmiştim. Oyunda hem kendi karakterimiz, hem de eşimiz için çok yoğun bir diyalog duymuyoruz ama yine de iki ses sanatçısı da elinde olan diyaloglarla bence çok ama çok kaliteli bir iş çıkartmış. Zaten, Cissy Jones sesini çok sevdiğim bir insan. Beni anında geçmişte severek oynadığım diğer oyunlara götürmeyi başardı. Harry de Yuri Lowenthal tarafından seslendiriliyordu. Bu ismi hemen hatırlayabilirsiniz; kendisi Marvel’s Spider-Man: Miles Morales ile değiştirilmiş olan Peter Parker’ın yeni sesi.
Cissy Jones ve Yuri Lowenthal, video oyunu sektöründe sayısız projede yer almış olan iki deneyimli isim. Böyle isimler bir araya geldiği zaman kalitesiz bir işin ortaya çıkması mümkün değil. Müzik tarafında ise akılda kalıcı olan tek müzik, oyunun sonundaki parçaydı ama kendisi o kadar muhteşem ki benim için tüm oyundaki müzik ile alakalı problemleri alıp, götürebiliyor. Yani, Call of the Sea oyununun sunum tarafında inanılmaz güçlü olduğunu, hikaye tarafında ortalama üstü olduğunu ve oynanış tarafında da ortalama bir seviyede yer aldığını söyleyebilirim. Yine de bu tip macera oyunlarını seviyorsanız, Call of the Sea oyununa bir şans vermelisiniz.





