ASTROBOTANICA, bizleri alışılagelmiş hayatta kalma oyunlarının aksine oldukça farklı bir perspektife davet ediyor. Oyunun içerisinde Xel adında, bulunduğumuz Dünya gezegenine zorunlu iniş yapmış biyolog bir uzaylıyı kontrol ediyoruz. Oyunun temel amacı ise düşman bir gezegen olan Dünya’nın zorlu koşullarında hayatta kalmak ve kendi türümüzü devam ettirebilmek için gerekli ortamı yaratmak. Klasik bir hayatta kalma oyunu gibi görünse de ana karakterin bir insan değil, bitki temelli bir uzaylı olması tüm dinamikleri değiştiriyor.

Bu yapımı tanımlamak gerekirse, Subnautica gibi keşif odaklı oyunların verdiği yalnızlık hissi ile detaylı çiftçilik simülasyonlarının birleşimi diyebilirim. ASTROBOTANICA; oynanış olarak kaynak toplama, üs kurma ve karakter geliştirme döngüsü üzerine kurulu. Ancak burada topladığınız kaynaklar metal veya taş bloklardan ziyade genellikle organik bileşenler oluyor. Oyunu hiç duymayanlar için en basit tabirle, tarih öncesi bir Dünya’da geçen ve bilim kurgu öğeleriyle harmanlanmış bir botanik hayatta kalma macerası diyebiliriz.

Oyunun en dikkat çekici ve özgün mekaniği şüphesiz solunum sistemi üzerine kurulu. Biz insanlar için yaşam kaynağı olan oksijen, kontrol ettiğimiz uzaylı karakter için zehirli bir gaz niteliği taşıyor. ASTROBOTANICA oyununun dünyasında hayatta kalabilmek için karbondioksite ihtiyacımız var ve bu durum oynanışın her anını etkiliyor. Sürekli olarak oksijen seviyesini takip etmek ve kendi yaşam alanımızı karbondioksit üreten bitkilerle donatmak zorundayız. Bu tersine çevrilmiş mekanik, türe gerçekten taze bir soluk getiriyor ve her şeye tam tersi bir açıdan bakıyor.

Bitki yetiştirme sistemi oyunun kalbini oluşturuyor ve oldukça detaylı tasarlanmış. Etraftan topladığınız tohumları analiz ederek onların neye ihtiyaç duyduğunu öğrenmeniz gerekiyor. Her bitkinin su, gübre ve ortam isteği farklılık gösteriyor. ASTROBOTANICA size sadece rastgele tohum ekip beklemenizi söylemiyor, aynı zamanda bu bitkilerle simbiyotik bir ilişki kurmanızı istiyor. Yetiştirdiğiniz bitkiler size sadece besin sağlamıyor, aynı zamanda ekipmanlarınızı geliştirmek için gerekli olan biyolojik materyalleri de üretiyor.

Oyunun ilerleme sistemi veya “tech tree” dediğimiz teknoloji ağacı da oldukça organik bir yapıya sahip. Metalik aletler ve endüstriyel makineler yerine, genetiğiyle oynanmış bitkiler ve organik araçlar kullanıyorsunuz. Karakterinizi geliştirmek için P.R.I.M adlı bir sistem üzerinden çeşitli biyolojik yükseltmeler yapmanız gerekiyor. Bu yükseltmeler sayesinde daha hızlı koşabiliyor, daha fazla yük taşıyabiliyor veya zehirli oksijene karşı daha dirençli hale gelebiliyorsunuz. ASTROBOTANICA içerisindeki gelişim hissi oldukça tatmin edici.

ASTROBOTANICA oyununu oynarken keşif hissiyatının da oldukça güçlü olduğunu fark ettim. Dünya’nın vahşi ve el değmemiş doğasında gezinmek hem büyüleyici hem de tehlikeli hissettiriyor. Mağaralar, sık ormanlar ve yer altı tünelleri keşfedilmeyi bekleyen sırlar barındırıyor. Harita tasarımı oyuncuyu sürekli yeni yerler görmeye teşvik ediyor. Ancak bu keşifler sırasında oksijen seviyenizi sürekli kontrol etmeniz gerektiği için gerilim dozu hiç düşmüyor.

Oyunun atmosferi ve görsel dili, kontrastlar üzerine kurulmuş harika bir sanat yönetimine sahip. Dünya’nın doğal, yeşil ve kahverengi tonları ile uzaylı teknolojimizin neon mor ve parlak yeşil renkleri müthiş bir tezat oluşturuyor. Kendi kurduğunuz üssün o yabancı ve ışıltılı görüntüsü, vahşi doğanın ortasında hemen göze çarpıyor. ASTROBOTANICA ayrıca görsel olarak belki son teknoloji grafiklere sahip değil ama kendine has stilize tarzıyla göze oldukça hoş geliyor.

Elbette her hayatta kalma oyununda olduğu gibi burada da bazı düşmanlarla mücadele etmemiz gerekiyor. Vahşi hayvanlar ve tarih öncesi yaratıklar zaman zaman karşımıza çıkıp bizi tehdit edebiliyor. Ancak oyunun savaş mekanikleri, çiftçilik ve keşif mekanikleri kadar derin değil. Çatışmalar bazen hantal hissettirebiliyor ve vuruş hissi biraz zayıf kalabiliyor. Yine de oyunun ana odağı savaşmak değil, hayatta kalmak ve üretmek olduğu için bu durum çok göze batmıyor.

Envanter yönetimi ve arayüz tasarımı konusunda oyunun erken erişim sürecinde olduğunu hissettiren bazı pürüzler var. Topladığınız yüzlerce farklı materyali düzenlemek ve aradığınızı bulmak bazen karmaşık bir hal alabiliyor. Özellikle oyunun ilerleyen aşamalarında envanteriniz dolup taştığında, daha iyi bir sınıflandırma sistemine ihtiyaç duyuyorsunuz. Geliştirici ekibin bu konudaki geri bildirimleri dikkate alarak güncellemeler yapması oyunun akıcılığını artıracaktır.

Ses tasarımı ve müzikler, ASTROBOTANICA oyununun o izole ve yabancı atmosferini destekler nitelikte. Doğanın sesleri, rüzgarın uğultusu ve garip uzaylı cihazlarınızın çıkardığı mırıltılar başarılı bir ambiyans oluşturuyor. ASTROBOTANICA yapıtını oynarken kulaklık takmak, kendinizi o dünyada hissetmeniz için büyük önem taşıyor. Müzikler çok ön planda olmasa da gerilimin arttığı veya keşfin derinleştiği anlarda devreye girerek duyguyu pekiştiriyor.

Oyunun şu anki durumu göz önüne alındığında, içerik miktarının fiyatına göre makul olduğunu söyleyebilirim. Erken erişim olmasına rağmen saatlerce sürecek bir oynanış sunuyor ve yapılacak çok şey var. Geliştiricilerin yol haritası da oldukça umut verici görünüyor. Düzenli olarak gelen güncellemeler ve toplulukla kurulan iletişim, Bu ilgi çekici video oyunu projesinin geleceğinin parlak olduğuna dair güven veriyor.

Sonuç olarak ASTROBOTANICA, hayatta kalma türünü sevenler ama aynı şeyleri yapmaktan sıkılanlar için harika bir alternatif. Uzaylı bir botanist olma fikri ve tersine işleyen solunum mekaniği oyunu benzersiz kılıyor. Eğer sakin, üretim odaklı ve bilim kurgu temalı bir deneyim arıyorsanız bu oyuna kesinlikle bir şans vermelisiniz. Ufak tefek teknik aksaklıklara rağmen, sunduğu özgün dünya ve bağımlılık yapıcı oyun döngüsü sizi ekran başına kilitleyecektir.

Etiketler: